İSTANBUL (Medyascope) – Gezi direnişinin 13’üncü yıldönümünde Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla çok sayıda kişi Mis Sokak’ta bir araya geldi.

Gezi Direnişi’nin 13’üncü yıldönümü dolayısıyla yapılacak anma nedeniyle, Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi ve İstiklal’e çıkan tüm sokaklar yaya ve araç trafiğine kapatılırken, Taksim Dayanışması İstiklal’i kesen sokaklardan olan Mis Sokak’ta toplanma çağrısı yaptı.
Çevre sokaklarda gözaltılar yaşanırken, Mis Sokak’ta bir araya gelen vatandaşların kalabalıklaşmasına polis tarafından izin verilmedi.
Burada toplanan kalabalık, Gezi direnişi sırasında hayatını kaybeden Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan ve Hasan Ferit Gedik’i andı.
Ayrıca Gezi davası kapsamında tutuklu olan Can Atalay, Mine Özerden, Çiğdem Mater, Osman Kavala ve Tayfun Kahraman da unutulmadı.
Grup anma sırasında, önceki yıllarda olduğu gibi Gezi Parkı, Taksim ve çevresinin polis ablukasına alınmasına tepki gösterdi.
Gezi direnişinin 13. yıldönümünde Taksim Dayanışması'nın çağrısıyla Mis Sokak'ta bir araya gelen vatandaşlar, direnişte hayatını kaybedenleri andı pic.twitter.com/lcq01teqOE
— Medyascope (@medyascope) May 31, 2026
“Gezi sadece bir park değil bir adalet çağrısıdır”
Taksim Dayanışması’nın Gezi direnişinin 13. yıldönümü nedeniyle hazırladığı basın açıklamasında “Gezi sadece bir park değil bir adalet çağrısıdır” denilirken şu ifadelere yer verildi:
“Bugün bir parka sahip çıkarken demokrasinin, barış çığlığının, adaletin ve ranta karşı sosyal devlet talepli kamusal anlayışın; çadırlarda, forumlarda, meydanlarda, mitinglerde ve yeryüzü sofralarında, yaratıcı zekayla, gençlerin coşkusu ve kadınların kararlılığıyla buluştuğu Gezi’nin yıldönümü.
Bugün bir parkın park olarak kalmasını isteyenlerin talep ve beklentilerine kulak tıkayanlara karşı 80 ilde milyonlarca yurttaşın sokaklara taştığı ve demokratik tepkisinin gür sesle yankılandığı gün.
Bugün Gezi direnişinde kaybettiğimiz ve adları o ağaçlardan kent meydanlarına kadar heryerde yankılanacak olan Mehmet Ayvalıtaş’ı, Ethem Sarısülük’ü, Abdullah Cömert’i, Medeni Yıldırım’ı, Hasan Ferit Gedik’i, Ali İsmail Korkmaz’ı, Ahmet Atakan’ı ve Berkin Elvan’ı…unutmadığımız ve unutturmayacağımız kardeşlerimizin anılarının yaşatılacağı gün.
En demokratik, en katılımcı ve en barışçıl gösterilerin bile ağır hapis cezaları ile karşılık bulacağını göstererek halkın demokratik tepkilerinde korkuyu ve kaygıyı yaygınlaştırmayı amaçlayan; silahsız, ordusuz birbirini tanımayan kişilerin darbe yapabileceği tezine dayandırılan hukuksuz, delilsiz, mantıksız yargılamalarla, onlarca yıllık hapis cezalarına çarptırılan ve halen cezaevinde tutulan dostlarımız, arkadaşlarımız ve kardeşlerimizle; Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Tayfun Kahraman, Mimarlar Odasının yetkili avukatı Şerafettin Can Atalay, iş insanı Osman Kavala, vakıf çalışanları Çiğdem Mater ve Mine Özerden ile dayanışma göstermenin, suçsuzluklarını haykırmanın günü…
Bugün, kimseden emir almayan, kimseye emir vermeyenlerin, dayanışma ile revirler, kütüphaneler açanların, gerektiğinde barikat kuranların, öğrencisi, ev kadını, taraftar grubu, sendikalı işçisi, gündüz işe gece direnişe gelen sendikasız beyaz yakalısı, işsizi, emeklisi ile bütün bir halkın ayağa kalktığı gün…
Bugün ülkemizi karnesi zayıf olsa da demokratik ülkeler sınıfından çıkarmakla kalmayıp, yüzyıllık Cumhuriyetin kazanımlarından, evrensel hukuk normlarından ve yurttaşların temel haklarından uzaklaştıracak, otoriter ve militer bir rejim inşasına doğru sürükleyen içinde bulunduğumuz sürecin ilk haber vericisi olan Gezi’yi hatırlama ve anlama günü
Partili Başkanlık rejiminin doğal sonucu olan “Partili Hakim ve Savcıların“ iktidar çıkarlarını gözeten kararları ile Ana Muhalefet Partisine Kayyum atanabilmesinin, seçilmiş belediye başkanlarının kolaylıkla ve inandırıcılığı olmayan verilerle tutuklanarak görevden uzaklaştırılmasının, tweet atan gazetecinin, itiraz eden akademisyenin bir anda kendisini hapishanede bulmasının ilk adımlarının Gezi davalarında atılmış olduğunu hatırlamanın ve hatırlatmanın günü,
Ülkenin bütününün maden sahası ilan edilerek heryerin kolaylıkla maden şirketlerine peşkeş çekilebilmesine, şehirlerin ortasındaki hastane arazilerinin bile özelleştirme kapsamına alınmasına, doğanın talanının bambaşka bir seviyeye çıkarılmasına ilk itirazın Gezi’de gösterildiğini akılda tutmanın 13. yıldönümü…
Bugün milyonlarca gencin işsizlik ve geleceksizlik girdibında kumar ve uyuşturucu batağında, mafyatik ilişkilere özendirildiği; kadın cinayetlerinin hız kesmediği, lgbti+ bireylerin düşmanlaştırıldığı, üniversitelerin bir gecede kapatılıp, liyakatsizlikle ünlenmiş kişilerin en yetkili yerlere atanabildiği bir yönetim anlayışının ülkeyi getireceği yerin yıllar öncesinde Gezi Parkından teşhirinin yapıldığı gün…
Gezi’yi hatırlamanın ve savunduğu değerleri düşünmenin zamanıdır! Çünkü;
Gezi, sadece bir park değil adalet talebidir. Hukuksuz, delilsiz, gerekçesiz onyıllara varan hapis cezalarını veren siyasallaşmış yargının teşhiridir
Gezi, taşı, toprağı, denizi, deresi, kamu arazisi ile yer altı ve yer üstü bütün kaynaklarının yağmalanmasına karşı erkenden kurulmuş bir barikattır..
Gezi, seçimlere, seçilmişlere, oy hakkına, demokrasiye ve laikliğe halkın sahip çıkmasının diğer adıdır.
Gezi, anti demokratik uygulamaların, halka yönelen şiddetin, biber gazının pervasızca kullanılmasının normalleştirilmesine karşı çıkışın adresidir.
Gezi, korku duvarlarının aşılması, cesaretin bulaşıcı hale gelmesidir.
Gezi, siyasetin demokratik tepkisinin gençlerin enerjisi, kadınların kararlılığından güç aldığı ve sözün, sazın, halayın, horunun, sanatın ve sporun temsilcilerinin buluştuğu direnmenin ortak tarihinin adıdır.”






