Arnavutluk’un eski lideri Enver Hoca’nın evi halka açılıyor

Guardian’ın haberine göre, yaklaşık 40 yıl boyunca Arnavutluk’u demir yumrukla yönetip dünyanın en izole ve baskıcı devletlerinden birine dönüştüren Enver Hoca’nın Tiran’daki evi halka açılacak.

1985’te hayatını kaybeden Arnavut diktatör Enver Hoca’nın mağarayı andıran üç katlı evinin iç kısmı, olduğu gibi duruyor. Komünist rejim boyunca başkent Tiran’ın bu mahallesi polis ve ajanlarla doluydu. Tiran’ın kalbindeki, Kremlin’in duvarsız versiyonuna benzeyen Blloku mahallesi, parti seçkinleri ve ailelerine ayrılmıştı.

Şimdi barlar, gece kulüpleri ve restoranlarla dolu Blloku, Tiran’ın en hareketli mahallesi.

Avrupa Birliği’ne girme yolundaki modern Arnavutluk’ta ise insanlar, geçmişe takılı kalmaktansa unutmayı tercih ediyor. Dikkatler, Hoca’nın evinin nasıl halka açılabileceğine yoğunlaşmış durumda.

Bir dondurmacı Enver Hoca’nın portresinin önünden geçiyor. 1980.

Villanın içindeki duvarlarda sosyalist-realist sanat örnekleri görünüyor. Oturma odalarında Hoca ve eşinin, işkence edilen muhaliflerinin sorgu kasetlerini izlediği Arnavut malı televizyon setleri bulunuyor.

Hoca’nın yatak odasına çıkan kapılar, ses geçirmez kaplamalarla örtülü; bodrum katında ise bir yüzme havuzu ve paranoyak liderin olası bir saldırı durumunda sığınağa kaçmasını sağlayacak bir tünel bulunuyor.

Villayı tamamen yıkmanın da, onu bir tapınakmışçasına korumanın da uygun olmayacağını düşünen Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, yakınlarda Guardian’a verdiği bir röportajda “Geçmişin hâlâ var olduğu ama geleceğe hizmet ettiğiniz yerde iyi bir çözüm bulmak zor” yorumunda bulunmuştu.

Enver Hoca rejimini sembolize eden diğer binalar çoktan kamu hizmetine sunuldu: Eski dehşet verici gizli polis Sigurimi’nin merkezi müzeye dönüştürüldü. Müzede sergilenenler arasında duvarlara, çerçevelere ve hatta ayakkabı tabanına küçücük dinleme cihazlarının nasıl yerleştirileceğini anlatan kılavuzlar dahi bulunuyor.

Çok seyrek seyahat eden Hoca ömrünün son 10 yılını bu villada durmadan sigara içerek geçirdi. Yanında hâlâ hayatta olan 98 yaşındaki eşi, odalarında atlar ve palmiyeler gibi motifler bulunan üç yetişkin çocuğu vardı.

Kapılarından biri gizli kaçış tüneline açılan bodrum katındaki yüzme havuzu.

Hoca iktidarının ilk yıllarındaki yakın çalışma arkadaşlarını öldürttü ve halkın geri kalanı arasındaki gerçek ya da hayali binlerce siyasi düşmanını ya idam ettirdi ya hapse attırdı ya da terk etmelerinin yasak olduğu kapalı yerleşimlere sürgüne gönderdi.

Enver Hoca’nın Arnavutluk’unda homojen bir toplum yaratmak için, sakal ve uzun saç bırakmak yasaktı. Genelde Marksist-Leninist gruplardan oluşan nadir yabancı ziyaretçilerin saçının sakalının “düzeltilmesi” için havaalanında bir berber dükkanı vardı.

Enver Hoca’nın kişisel tuvaleti.

Evde en dikkat çeken şeylerden biri de kitapların çokluğu. Hoca doymak bilmeyen bir okuyucuydu ve her yıl Marksist tarihten antik medeniyetlerin cinsel ahlaki değerlerine kadar farklı konularda toplu kitap siparişinde bulunmak için Paris’teki yayınevlerinin kataloglarını incelerdi.

Fakat halkın çoğu, 20. yüzyıl edebiyatının çoğunu okumaktan men edilmişti. 1980’lerde bir üniversitede sanat okuyan Başbakan Rama, Walt Whitman’ın yanlışlıkla tarım kitabı olarak sınıflandırılıp sansürü geçen Çimen Yaprakları adlı kitabının beş kopyasının elden ele dolaştığını anlatıyor.

Rama, şaşırtıcılığının korunması için evin içindeki her şeyin değiştirilmesine karşı çıkıyor: “Hayaletin içeride kalması önemli. Ev Enver Hoca’nın evi olmalı, ama içinde onun nefret ettiği her şey yapılmalı.”

Başbakan Edi Rama bunların arasında modern sanat dersleri ve sergileri, edebiyat sohbetleri ve dış politika tartışmaları gibi Hoca’nın nefret ettiği şeyler olabileceğini sözlerine ekledi.

Sosyalist-realist sanat örnekleri Hoca’nın evini süslüyor.

Enver Hoca rejimi sırasında 17 yılını hapishanede geçiren sanatçı ve entelektüel Fatos Lubunja, Rama hükümetini “Tiran merkezinde yabancılar için hoş görüntüler yaratmakla” suçladı ve başka yerlerde çok az şeyin yapıldığını söyledi:

“Yakınlarda, arkadaşlarımın idam edilmesinin 40. yılı anısına zamanında kaldığım açık cezaevine gittim. Çalıştığımız madeni şimdi bir Türk şirketi işletiyor ve küçük bir tabela dışında orada olan bitenleri hatırlatan hiçbir şey yok.”

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar