Netflix’in yeni filmi “The Red Sea Resort” ve değme senaryoya taş çıkartan gerçek hikayesi

İnternet tabanlı film-dizi yapımcılığı ve dağıtım şirketi Netflix’te 31 Temmuz’da yeni bir film vizyona giriyor: The Red Sea Diving Resort.

Başrollerinde Chris Evans, Michael Kenneth Williams, Haley Bennett, Alessandro Nivola, Michiel Huisman, Chris Chalk, Greg Kinnear and Ben Kingsley gibi isimlerin rol aldığı film 1980’li yıllarda binlerce Etiyopyalı Yahudi’yi kurtaran nefes kesici bir operasyonu anlatıyor.

Sahte dalış merkezi Red Sea Diving Resort’un orjinal broşürü

Kardeşler Operasyonu (Operation Brothers) olarak adlandırılan İsrail’in istihbarat teşkilatı MOSSAD’ın düzenlediği harekât yaklaşık 3 yıl boyunca devam etti. Operasyonun ana kalbi Sudan Çölü’nde ve Kızıldeniz kıyısında bir tatil yeri olan Arous’tu.

Bu yer hakkında gösterişli broşürler hazırlanmış ve farklı turizm acentelerine gönderilmişti. Broşürlerde bu bölge “Sudan’ın dalış, çöldeki eğlenme ve dinlenme merkezi” olarak tanımlanıyordu. Avrupalı turizm şirketlerine dağıtılan broşürlerde Arous bölgesinde mercan kayalıklarından güneşli plajlara kadar onlarca güzellik olduğundan bahsedilirken dalış meraklısı herkes burayı keşfetmeye çağrılıyordu. Ancak en önemli bilgi broşürde yer almıyordu. Aslında bu bölge İsrail istihbaratı tarafından işletiliyordu. Kamyonlarla Sudan’daki mülteci kampları ziyaret edilecek, orada yaşayan Etiyopyalı Yahudiler (Beta Yahudiler olarak da biliniyorlar) kamyonlara bindirilerek broşürdeki muazzam tatil köyüne getirilecek ve oradan da İsrail’e geçirileceklerdi.

Bu olaya ilgi, tatil köyünde çalışan İsrailli ajanlardan Gad Shimron’un 1997 yılında yayınlanan “Mossad: Exodus” adlı kitabıyla ortaya çıkmıştı. Kitapta, operasyonla ve Arous bölgesiyle ilgili detaylı bilgiler yer alıyordu. 1982’nin Mart’ında Sudan askerleri operasyon sırasında ateş açmışlardı ve ateş açtıkları kişilerin kaçakçı olduklarını düşünmüşlerdi. Ateş altında bir İsrailli ajan şöyle bağırıyordu: “Ne yapıyorsunuz siz? Turistlere ateş edecek kadar aklınızı mı kaçırdınız?” Bu taktik işe yaramıştı ve biraz önce ateş açanlar şimdi özür diliyorlardı.

1982 yazından 1984 sonbaharına kadar geçen sürede Etiyopyalı Yahudilerle dolu 17 uçak, Arous’tan İsrail’e yol almıştı. Shimron bunu da belirtiyor: “Operasyonlar arasındaki uzun süreler boyunca hayatımızdaki en güzel zamanlarımızı geçirdik. Evet, belki basit koşullarda yaşıyorduk, günde sadece birkaç saat elektrik kullanabiliyorduk ama muhteşem bir manzaraya sahip, çok güzel plajların olduğu ve dalış yapabildiğimiz bir cennette yaşıyorduk. Hem de bunun için para alıyorduk.”

Bu operasyonların başlangıç tarihi 1977’ye kadar götürülebilir. O yıl, Menahem Begin’in başbakan seçildiği yıldı. Ona gelen raporlara göre, Etiyopyalı Yahudiler iç savaştan kaçıyorlardı ve en çok da komşu Sudan’daki mülteci kamplarına sığınıyorlardı. Her ne kadar Sudan’ın büyük kısmı Müslüman olsa da, mülteciler coğrafi imkânlardan dolayı İsrail’e geçiş yapabilecekleri umudunu taşıyorlardı. Ancak Mossad’ın Sudan’ı daha yakından gözetlemeye başlaması, gemileri nereye yerleştirebileceğini ve hangi rotaları kullanabileceğini hesaplaması 4 yıl sonra, 1981’de gerçekleşmişti. 1972 yılında İtalyan girişimciler tarafından yapılan ama Sudan’ın altyapı yetersizliklerinden dolayı terk edilmiş, deniz kenarındaki 15 tane tablo gibi villayı keşfettiler.

İsviçreli tur operatörü kılığında Sudan yetkilileriyle görüşen İsrailli ajanlar, bu tatil köyünü 320 bin dolara üç yıllığına kiraladı. İlk önce altyapı çalışmaları tamamlandı. Sonrasında yerel çalışanlar işe alındı. Bir kısmı sebt kahvaltısı hazırlamak veya sebzeleri ince kesmek gibi, önceden olmayan ve İsraillilerle özdeşleştirilen yeni davranışlar edinmişti ve bu biraz garipsenmişti. Ancak yine de büyük bir şüphe uyandırmadı.

Bir yanda operasyonlar, diğer yanda turistler…

Bir yandan operasyonlar devam ederken diğer yandan da tatil köyü çok sayıda turist çekiyordu. Hatta artık mültecileri taşıyan kamyonlar buradan kazanılan paralarla alınıyordu. 1984’e kadar bu şekilde devam eden hikâye aynı yılın sonlarında Sudan’da kıtlık ilan edilince sona ermişti. Bu ilanın ardından tahliyeler hızlandırıldı ve görev tamamlandı. Yine de İsrailli yetkililer bu köyü bir seçenek olarak ellerinde tutmak istiyorlardı. Ancak 1985’in Ocak ayında gerçekleştirilen darbe bu durumu çok riskli hale getirmişti. Cuntanın ilk hedefi Yahudilerdi ve İsrailli yetkililer de köyün bir an önce boşaltılması emrini verdi. Köydeki bütün ajanlar aynı gece sırra kadem bastı. Sabah uyanıldığında sadece turistler ve yerel çalışanlar kalmıştı. Köy birkaç ay sonra işletmeye kapatıldı. Shimron şunu da belirtiyor: “Esas cesur olanlar İsrailli operatörler değil; kendileriyle kaçan mültecilerdi. Hiç şikâyet etmeden küçük botlara, uçaklara ve kamyonlara biniyorlardı; ancak kurtarıcılarına büyük güvenleri vardı.”

The Red Sea Diving Resort ile ilgili daha önce Okan Yücel’in Medyascope için hazırladığı haberi okumak için tıklayınız.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar