Yorum – Kadri Gürsel (15): “Suriye’de Rusya’yla baş başa”

Yorum” programının 15. bölümünde Kadri GürselBetül Başak‘ın sorularını yanıtladı. Kadri Gürsel, Suriye operasyonunu, Rusya ve Suriye’nin anlaşmasını yorumladı. Gürsel, “Bir hafta içinde sahadaki iki aktör önemli ölçüde zayıfladı bu denklemde. Türkiye artık Rusya ve Suriye’yle baş başadır fakat ben Suriye’nin bu durumda göz ardı edilebilir bir güç olduğunu düşünüyorum” dedi.

Yayına hazırlayan: İpek Ertan

Betül Başak: Medyascope’dan herkese merhaba. Geçen hafta programda olası Suriye operasyonunu konuşmuştuk. Daha yeni açıklanmıştı. Bugün operasyonun 7. günündeyiz. 7. gününde Suriye’de Şam yönetimi ile Rusya anlaştı. Türk ordusu şu an Rusya ile orada baş başa kaldı.  

Bu bir haftada neler oldu? Bunu kısaca özetleyebilir miyiz?

Gürsel: Evet çok kısaca özetleyebiliriz aslında ama bu kısa özeti yapmadan önce, biraz daha uzunca bir geçmişten bahsetmek lazım. Bugün Suriye’deki durum, aslında Türkiye’nin 2011’in sonundan bu yana izleyegeldiği Suriye politikasının neticesi. Sahadaki bütün aktörler, Suriye politikasının bir neticesi olarak oradalar. Bunların nasıl olduğunu çok kısaca üzerinden geçerek hatırlatalım. Bu tür krizlerde daima hafıza egzersizleri yapmakta fayda var. O açıdan, önce Suriye’de Türkiye’nin izleyegeldiği rejim değişikliği politikasının ilk neticesini 2012’de rejimin, Türkiye’nin en uzun sınırı olan Suriye sınırı boyunca, özellikle Fırat’ın doğusu diye tabir ettiğimiz yerlerden ve daha sonra da Kobani’den ta Kamışlı’ya kadar olan o bölgeden çekilmesini anlıyoruz. Önce o oldu. 2012’nin yazı, bununla özellikle karakterize olmuştur. Orada çeşitli Kürt kantonları adını alan ilk önce, çeşitli kantonlar oluştu. Kobani kantonu, en doğuda da Cezire… Ortada ise, Arap nüfusunun da yoğun olarak yaşadığı, Tel Abyad vardı ve Resulayn ya da Kürtlerin Serekaniye dedikleri bölge içinde çatışmalar uzun süre devam etti. Daha sonra 2012’den sonraki hadise, Amerika’nın bu arada Irak’tan çekilmesi sonucunda Irak’taki otorite ve askeri güç boşluğunun, oradaki sünni taban tarafından da desteklenen ve bugün IŞİD olarak bildiğimiz, tanıdığımız, terör örgütü veyahutta bir siyasi, ideolojik fenomen diye de görebiliriz. Bunun oluşumunun ilk adımı, ilk nüvesi ortaya çıktı, Irak İslam Devleti adı altında… Ancak bu Irak İslam Devleti, ardından Irak Şam İslam Devleti adını aldı, ki Şam diye kastedilen Suriye idi. Bunun da hazırlayıcı koşullarını aslında herhangi bir iradi bir teşebbüs, iradi bir müdahale olmaksızın mevcut koşullarını, bir sonuç doğurmak üzere, Türkiye’nin Suriye politikası, rejimin gerilemesi, orada doğan otorite boşluğu ve uluslararası yabancı savaşçıların Türkiye’nin kuzey sınırından…

Cihadçı dediğimiz aslında…

Gürsel: Cihadçı tabii, orada savaşmaya, cihad etmeye, rejimi devirmek üzere cihad etmeye gelenlerin, Türkiye sınırı üzerinden çoğunlukla, Hatay bölgesinden ve diğer bölgelerden geçerek, Suriye’nin kuzeyinde temerküz etmeleri, yoğunlaşmaları neticesinde, Halep ve daha doğusu vs., tüm bu bölgelerde yoğunlaşmaları ve aynı zamanda kaynak bulmaları, lojistik destek bulmaları bu bölgelerde… Bunun sonucunda, Irak Şam İslam Devleti’nin de oluşması mümkün olmuştur. Yani bir sarkaç etkisi: Önce Irak’ta doğuyor, sonra Suriye’de taban buluyor, sonra Suriye’deki gücüyle, tekrar sarkaç Irak’a kayıyor ve Musul’u ele geçiriyor ve Irak’ta çok önemli, neredeyse bütün sünni bölgeleri, Felluce dâhil, ele geçiriyor. Irak’ın sünni vilayetleri IŞİD’in eline düşmüştü. Ardından, IŞİD tehdidine karşı bu kez 2014’den başlayarak, Kobani direnişinden başlayarak, bir Amerikan müdahalesinin gerçekleşmekte olduğunu görüyoruz. 2015’in Ocak’ında ise, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar ittifakının, bu kez Suriye’nin batısında İdlib’in bir vilayet olarak, bütünüyle rejimden alınmasını doğuran bir askeri, siyasi teşebbüsü var. Yeni bir askeri teşekkül meydana getirilerek, bugün İdlib sorunu dediğimiz şey de, 2015’in Ocak’ından itibaren İdlib’in düşürülmesi neticesinde ortaya çıkan bir sorun. 

Bütün bunları niye anlatıyorum? Ne oldu şimdi sahadaki aktörler? Bir, YPG ortaya çıkıyor. Değil mi? YPG/PYD kantonlaşma… Daha sonra ortaya ne çıkıyor? IŞİD çıkıyor. Ondan sonra bir de Amerikan müdahalesi, giderek artan oranda, Ekim 2014’den itibaren, Kobani’deki direnişe destek olmak maksadıyla… Havadan silah atılması vs. bir YPG/PKK…- YPG’nin PKK’nın Suriye’deki uzantısı olduğu çok açık- YPG/PKK-ABD ittifakı doğuyor. Eğer Türkiye zamanında IŞİD’e karşı zamanlı bir müdahalede bulunsaydı, bu olmayacaktı. Sınır güvenliğini alsaydı, bu olmayacaktı. Çok kabaca anlatıyorum. Sınırını, Türkiye eğer bu politikayı izlemeyip; ulusal güvenliğini ön planda tutan, ulusal güvenliğini riske etmeyen ve sınır güvenliğine ağırlık veren bir tutum alsaydı, bütün bunların hiç biri olmayacaktı. Amerika ile en son artık, 2015’de bu kez sonbaharda Rusya’nın müdahalesini görüyoruz. Rusya’nın da müdahalesi neden olmuştur? Aslında İdlib’in düşmesi sonrasında, rejimin beklenmedik bir şekilde çökme ihtimalinin ortaya çıkması sonucunda, İran, Rusya’yı Suriye’ye müdahale etmeye ikna etmiştir. Burada Kasım Süleymani rol oynamıştır vs. 

Biraz bu detayları verdikten sonra, artık bir haftanın özetine gelebiliriz. Ne vardı sahada? IŞİD, YPG, Amerika, Rusya. İran’ı da saymak lazım ama, İran bizim konumuzda, bu Barış Pınarı Harekatı konusunda tali unsur. YPG ve ABD, birlikte IŞİD’i yok ettiler. Yani IŞİD’in coğrafi bir alan tutan bir örgüt olma özelliğini, bir terör devleti olma özelliğini izale ettiler, ortadan kaldırdılar. Sonra, Barış Pınarı Harekatı ile ne oldu, bir hafta içinde? YPG’nin Suriye’de bir otonom garnizon devlet yahut da bir devlet öncesi oluşum olarak devamı, yani ileride de belki bir otonom Kürt devletçiğine doğru evrilebilecek bir oluşum olarak, devamının önüne geçti Türkiye, bu harekatla. Bu çok açık. Ve sonuçta YPG, rejimle anlaşmak zorunda kaldı. Fakat aynı zamanda, geçen pazar akşamı ABD, Başkan Trump, Suriye’nin kuzey doğusundan tamamen çekileceklerini açıkladı ve bu konuda emir verdi, talimat verdi. Resmen açıklandı ki, ABD’nin, Fırat vadisi boyunca, kuzeyden, Türkiye’den gelip,  güney doğudan, Irak’a çıkan, sınırı aşan, o Fırat’ın doğusu dediğimiz bölgeden, ki 1000 kadar Amerikan askerinin çekileceği açıklandı. Enteresan… Burada bir hafta içinde sahadaki iki aktör, bir şekilde etkisizleşti, önemli ölçüde güç kaybına uğradı ve -denklem dışı kaldı tam olarak diyemiyoruz ama- denklemin çok tali unsurları hâline geldiler. Dolayısıyla, artık, Türkiye sahada bir başat, bir tali aktörle, yani Rusya’yla ve Suriye ile baş başadır. Ben bu anlamda Suriye’yi, Suriye ordusunu bu askeri denklemde göz ardı edilebilir buluyorum. Esas burada, tayin edici olan Rusya’nın iradesidir. Zaten oyun kurucu da, 2015 sonbaharındaki müdahaleden bu yana, Rusya’dır. Diğer bütün aktörler, onun yanında, onun oyun planı içinde hareket eden, Astana sürecinde vassal unsurlardır. Burada en otonom güç İran’dır. Ama İran bu olayda yok, tekrar ediyorum. 

Yani bir hafta içinde olan gelişmeler: Amerika diskalifiye oldu, YPG’nin bağlamında bir Kürt devletçiğinin ya da devletinin burada oluşma ihtimali Türkiye tarafından ortadan kaldırıldı. Artı, YPG, rejimle yani Rusya ile anlaştı ve kontrol ettiği bölgeleri rejime devretmeye başladı ve bu anlamda da rejim adımlar attı. Suriye Arap Ordusu, resmi adıyla, bir gün önceden başlayarak, -tam Tel Abyad’ın güneyinde Tabka barajı var- Tabka barajı ve Tabka havaalanına girdiler. Bunun tam kuzeyinde olan Ayn İsa, ki Türkiye sınırına 30 km. uzaklıkta, oraya girdiler, ki 30 km dediğiniz de, Türkiye’nin kurmak istediği güvenli bölgenin derinliği. Artı, daha da doğuda El Tamir denen bir noktaya doğru ilerlediler- ki o da Cezire kantonu yakınlarında ve Resulayn’ın güneyinde kalıyor-bu bölgede yayıldılar. Şimdi buradan… Devam edelim, eğer başka bir sorun yoksa…

Zaten Erdoğan da operasyon başladığında, Haseke ve Kobani’ye girildikten sonra bu operasyonun sona ereceğini anlatmıştı. Kobani’nin bizim için önemi ne? Siz de büyük ihtimalle oraya geleceksiniz zaten. 

Gürsel: Kobani’nin önemi şu: Birincisi, benim görüşüme göre, benim haritaya bakıp, bölgenin jeopolitiğine bakıp haritayı okuma tarzıma göre, Kobani’nin, bu harekat kapsamında Türkiye tarafından, TSK ve müttefikleri tarafından ele geçirilmesi neredeyse bir zorunluk. Çünkü bir coğrafi devamlılık oluşturmak durumunda Türkiye. Burada Afrin’den, İdlib’den hatta başlayarak; İdlib, İdlib’in sınır bölgeleri, Afrin, El Bab bölgesi, Cerablus’ta bitiyor. Sonra Kobani… Kobani’den devam ederek, Tel Abyad’a geçiyoruz. Tel Abyad’dan Resulayn; Resulayn’dan sonra da Cezire kantonu. Eğer Suriye Arap Ordusu Kobani’ye girerse, Kobani’yi geri alırsa-çünkü orası Suriye toprakları neticede-Türkiye’nin kurmak istediği bu güvenlik kuşağı ikiye bölünmüş olacak. Bu açıdan önemli. İki, bir de İdlib’deki, İdlib’de yakında başlayacak olan-zaten başlamış da yani, yakında yeni bir aşamaya geçecek olan diyelim-Rusya destekli Suriye taarruzunun neticesinde, çok sayıda sivilin bölgeyi terk etmek zorunda kalacağı aşikâr, öngörülebilir. Bunların da, Türkiye’ye hiç girmeden, aslında Suriye sınırı boyunca, bu coğrafi bölgeyi, bu güvenlik kuşağını- fiili güvenlik kuşağı artık bu yani, batıdan doğuya doğru- izleyerek, Barış Pınarı Harekatı bölgesinde kurulacak olan birtakım çadırkentlere vs. ilk aşamada yerleşmeleri mümkün. O açıdan Kobani bence önemli fakat aynı zamanda, eğer Kobani’de bir direniş olursa, ki olabilir, Türkiye, TSK müttefiklerine karşı bir direniş olursa, olabilir. Çünkü Kobani aynı zamanda sembolik bir yer. Hatta ve hatta mitik de diyebiliriz, bir mit, şöyle bir mit yani, kurucu bir mit. Mitolojik bir anlam ifade ediyor, “Kobani direnişi” diye… Çok büyük bir sembol ifade ediyor bu anlamda. Oradan yeni bir öykü, Suriye’de YPG’nin yaratmış olduğu hareketi ve dinamizmi geleceğe taşımak açısından… Kendi açılarından bakarak olaya, konuşuyorum. Yeni bir hikâye oradan çıkarmak… Orada bir direniş sergilemeyi tercih edebilirler. O zaman da Türkiye açısından çok tehlikeli, çok sakıncalı bir durum ortaya çıkıyor bence. Çünkü Kobani, IŞİD’e karşı bir direnişti ve işte orada bir efsane yaratıldı haliyle. Ve bu efsanenin, şimdi Türkiye’ye karşı sürdürülmesi gibi… Aslında bence Ankara’daki karar vericilerin üzerinde bir değil, iki, üç kere düşünmeleri gereken bir durum çıkacak ortaya. Bu herhalde istenmez. Uluslararası kamuoyunda Türkiye’nin bu kadar yalnızlaştığı, bu harekatın tepki çektiği bir dönemde bu, ikircikli bir durum. Yani çok iyi yönetilmesi gereken bir durum. 

Münbiç’te ise, gördüğümüz kadarıyla, son gelen haberlerde- ki Amerikan kaynakları da bunu destekliyorlar, Rus kaynaklarından da gelen haberler- Münbiç biliyorsunuz El Bab, Fırat Kalkanı Harekatı’nın bölgesinin tam güneyinde ve doğusunda, güney doğusunda kalıyor ve sınırdaş. Münbiç’te sürekli cephesel çatışmalar oluyor. Gündelik olaydı. Şimdi ise, Rus birliklerinin TSK ile Suriye birlikleri arasında devriye gezdiği, devriyeye çıktığı yolunda haberler var. Bu şu demek: Bir: Suriye birlikleri Münbiç’i geri almışlardır. Oraya gelmiş, yerleşmişlerdir. İki: Rusya, TSK’nın Münbiç’e inmesini istememektedir. Bundan bu sonucu çıkarabiliriz. Ne olur peki TSK Münbiç’e inmek isterse? Yani… O yüzden zaten sorun bu. Çatışma ihtimalini düşünmek dahi istemiyoruz diye Moskova’dan yapılan açıklamaların arkasında yatan neden, saik bu. İstenmiyor ve Rusya da şu an Suriye ve Türkiye arasında bir arabuluculuk misyonu üstlenmiş durumda. Öyle gözüküyor. Yapılan açıklamalar, gelen haberler bu yönde. 

Çok kısa şöyle toparlayalım. ABD’den de yaptırım, pardon aslında ABD’den değil, Trump’dan birtakım yaptırımlar geldi. 

Gürsel: Doğru söyledin. Yani evet… Amerikan yönetimi.

Amerikan yönetiminden bazı yaptırımlar geldi. Bu acaba Türkiye’nin Suriye’den çıkması için bir itici güç olabilir mi? Ya da ne anlama geliyor bu yaptırımlar? Ne kadar gerçekçi, ne kadar karşılığı görülebilir?

Gürsel: Bu yaptırımlar, sembolik düzeyde kalan yaptırımlar. Aslında bu yaptırımlar da, Trump yönetiminin öncelikle iç kamuoyuna, kendi iç kamuoyuna sonra da dış kamuoyuna yönelik vermek istediği bir mesaj. Çünkü “ısırmayan” yaptırımlar bunlar. 

Aslında yaptırım bile sayılmayabilirler.  

Gürsel: Yok, yaptırım. Yaptırım yaptırımdır neticede ama “ısırmayan” yaptırım… Dolayısıyla, Türkiye’yi yolundan alıkoymaz neticede. Nedir bu yaptırımlar? Bir tanesi yaptırım değil. Eğer Türkiye tek taraflı  Suriye’ye karşı Fırat’ın doğusunda bir hareket yapmaması koşuluyla, Türkiye ve ABD arasındaki ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması görüşülecekti. Yani bu aslında kârdan zarar. Bunu askıya almışlar. Artı, bir de 2018 Ağustos’ta Türkiye’den ithal ettiği çelik ve alüminyuma koyduğu gümrük vergisini iki katına çıkarmıştı. Ya da yüzde 50 arttırmıştı. Oran konusunda tam emin değilim ama…

Gürsel: Şimdi yok bir şey. Demek o zaman da üç bakan ve iki bakanlığa karşı yaptırım uyguluyor. Nedir bu? Bakanlıklara karşı uygulanacak yaptırımların ne olduğu henüz belli değil. Onun bir içeriği olabilir gerçekten. Ama bakanlara uygulanacak yaptırımlar da- Savunma, Enerji ve İçişleri Bakanları- ABD’deki mal varlıklarının dondurulması ve ABD’ye girişlerinin yasaklanması gibi… Dolayısıyla bunlar, sembolik adımlardır. Adı yaptırımdır ama fiilde herhangi bir caydırıcı önemi yoktur. Esas önemli olan…

Suriye’den çıkmak için herhangi bir…

Gürsel: Yok hayır. Ben Türkiye’nin Suriye’den çıkacağını hiç zannetmiyorum.

Zaten geçen hafta da barış karşılığı toprak demiştik.

Suriye’de en azından Tel Abyad ile Resulayn arasındaki bölgenin Türkiye’nin geçici denetimine bırakıldığı çok açık. Bu konuda bir mutabakat olduğu çok açık. Her ne kadar şu an reaksiyon gösteriliyor olsa da, Amerika ile yapılan, özel temsilci James Jeffrey ile yapılan görüşmelerin de içeriğinde vardı. Burada mutabakat vardır. Bu açık ama esas, Kongre’ye bakmak lazım. Kongre’den gelecek tepkiye bakmak lazım, ki ben ana yaptırımın Kongre’den geleceğini zannediyorum. Geçen programda da konuştuğumuz gibi, Trump’ın kararlarının burada Kongre’yi yumuşatmak, Cumhuriyetçi Parti içindeki hoşnutsuz kesimi, Trump’ın almış olduğu bu tutum nedeniyle, aşırı rahatsızlık duyan kesimleri yatıştırmaya da dönük olduğunu biliyorum ama bu kesimleri de ikna etmiyor açıkladığı yaptırım kararları. 

Çok teşekkür ederim. Bugün de süremizin sonuna geldik.      

Bugün Kadri Gürsel ile bir haftalık Suriye operasyonunu değerlendirdik. Bizi izlemeye devam edin.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar