Medyascope Eskişehir’de satırlı saldırıya uğrayan Ayşe Tuba Arslan’ın ailesiyle görüştü: “Bu şiddetin durması için daha kaç Tuba’nın canı yanması, ölmesi lazım?”

Boşandığı erkek tarafından satırlı saldırıya uğrayan Ayşe Tuba Arslan altı gündür yoğun bakımda. Medyascope ekibi Eskişehir’e gitti, Arslan’ın ailesi ve görgü tanıkları ile görüştü. Merve Özçelik ve Caner Polat’ın izlenimleri.

Ayşe Tuba Arslan’ın, eski eşi Yalçın Özalpay tarafından satırlı saldırıya uğradığı haberi yayılır yayılmaz olayın peşine düşüyoruz. Yine bir erkek şiddeti vakasıyla karşı karşıyayız. Olup biteni uzaktan değil, yakından görmek, araştırmak gerekiyor. Alibeyköy’deki Cep Otogarı’na gidiyor, Eskişehir otobüsüne bilet alıyoruz. Yol boyunca aklımızda 45 yaşında, iki çocuk annesi Ayşe Tuba Arslan’ın başına gelenler var. Eskişehir’e indiğimizde bizi şehrin meşhur soğuğu karşılıyor. Ayşe Tuba Arslan’ın ailesine ulaşmak, olayın detaylarını öğrenmek ve Arslan’ın durumu hakkında bilgi almak istiyoruz. İlkin haberi yapan yerel gazeteciler ile temasa geçiyoruz. Öğrendiğimize göre Arslan, Osmangazi Tıp Fakültesi Yoğun Bakım Ünitesi’nde. Hemen oraya gidiyoruz. Baba Serdar Arslan’ı hastanenin bahçesinde görüyoruz. Kızının sağlığından endişe ediyor. Serdar Bey, bir tahta banka oturmuş, kafasına iki büyük darbe aldığından durumu ciddiyetini koruyan kızından iyi bir haber bekliyor. Tuba’nın vücudunun çeşitli yerlerinde de satır darbelerinin yarattığı yaralanmalar var.

Baba Serdar Arslan

Umut tükenmiyor

Babanın yanına gidip kendimizi tanıtıyoruz. Hemen anlatmaya başlıyor olayı: “Kızımı öldürmek istedi, kızım hiçbir şey yapmadı. Çalışıp didiniyordu. Melek gibi bir insandı, hiç kimseye zararı yoktu. Ne istedi kızımdan?” Konuşmaları duyan anne Meral Sondikme de yanımıza geliyor. Tuba’nın anne ve babası 20 yıl önce boşanmış, fakat arkadaşlıkları sürüyor. Anne, kızının ölüm döşeğinde olduğunu, maddi durumlarının iyi olmadığını söyleyip kızı için gözyaşı döküyor. Meral Hanım, “Ne istedi benim kızımdan? Benim kızım kimseye bir şey yapmadı. Çok iyi bir insandı” diyor.

Ayşe Tuba Arslan, iki yıldır bir anaokulunda aşçı yardımcısı olarak çalışıyor. Baba Arslan, “Kalan yemekleri bile eve getirirdi. Herkesi düşünürdü” diyor, “Bu şiddetin durması için daha kaç Tuba’nın canı yanması, ölmesi lazım? Nasıl kıydın benim kızıma?”

Ayşe Tuba Arslan, hastaneye kaldırıldıktan bir süre sonra ameliyata alınıyor. Baba Serdar Arslan bu haberi duyunca umutla dolduklarını söylüyor, “Demek ki yaşama belirtisi var.” Ameliyat dört saat sürmesi gerekirken yaklaşık altı saat sürüyor. Tuba’nın kolunu ve ellerini oynatabildiğine dair gelen haber umutları artırıyor. Bize doktorun söylediklerini de aktarıyor: “’O sizi duyuyor’ dedi. O yüzden ziyaretlerde onunla konuşuyorum. Ağlamıyorum.”

Anne Meral Sondikme

Tuba’nın evinde

Kardeşi Timuçin Arslan, Ayşe Tuba’dan iki yaş küçük. O da yoğun bakım ünitesine girdiğinde ağlamaması için babasını sıkı sıkı tembihliyor. Ziyaret ise günde sadece beş dakika ve tek kişi yanına girebiliyor. Timuçin Arslan da işinden fırsat buldukça gelip ablasına ve ailesine bakıyor. Onunla röportaj yapmak istediğimizi ve olayın geçtiği yere gitmek istediğimizi söylüyoruz. “Ben götürürüm sizi” diyor. Yol boyunca fail Yalçın Özalpay’ın ablasına nasıl eziyet ettiğini anlatıyor. Evine hiç bakmadığını, iki çocuğun hiçbir sorumluluğunu üstlenmediğini, sadece Tuba’nın ailesinin yardımlarıyla geçindiklerini ve çalışmadığını söylüyor. “Boşanınca para bulabileceği musluk kesildi. O yüzden hiddetlendi” diyor. Oldukça öfkeli ve üzgün olduğu her halinden belli oluyor. Yoldan geçerken ablasıyla birlikte yaşadıkları evi de gösteriyor. Babası, kendisi ve ablasının paylaştığı evi. Yaşadıkları evde röportaj yapıp yapamayacağımızı soruyoruz. Hiç düşünmeden kabul ediyor, bize karşı oldukça yardımsever ve misafirperver.

Koruma kararına rağmen devlet gereğini yapmayınca…

Baba ve iki kardeşin birlikte yaşadığı eve giriyoruz. 90 metrekarelik bir dairede baba ve çocukları bir hayatı paylaşıyor. Ev sessiz, perdeler kapalı. Bu durum evi kasvetli ve karanlık hale getiriyor. Yaşanan olayın yükü de binince resim daha da koyuluyor. Kötü haber sanki tüm odalara yayılmış gibi. Salonda Ayşe Tuba Arslan’ın sıra sıra dizilmiş fotoğrafları var. Gülerken, oğluyla birlikte dans ederken, arkadaşlarıyla birlikte otururken… Kardeşi, “Ablam çok sosyaldi, çevresi çok genişti, hayat doluydu. Kesinlikle o adam ablamı hak etmiyordu” diyor. Ablasının en son fotoğrafını gösteriyor. Tuba, fotoğraftan sarı uzun saçları ve kocaman gülümsemesiyle bize bakıyor. Timuçin Arslan metanetli olmaya çalışıyor. Ablasının iyileşeceğine inanıyor, eski eniştesine de yaptıklarından dolayı büyük öfke duyuyor. Ablasının defalarca uzaklaştırma kararı aldırdığını söylüyor. Buna rağmen gereği yapılmıyor. Fail
babaya da defalarca hakaret ediyor, tehditler savuruyor. Bunlar olurken baba şikayetçi olsa da savcılık kovuşturmaya yer olmadığına hükmediyor. Timuçin Arslan, “Babama pompalı tüfek alıp onları öldüreceğini söylemiş. Bir insan nasıl böyle bir şey der?” diyor, “Ablama iftira attı. Namussuzluk yapıyor dedi. Ablam altı aydır bizimle yaşıyor. Sabah 6’da çıkıp, akşam eve geliyor. Bütün gün işinde. Bizim gözümüzün önünde. Karalamaya çalıştı ablamı.”

Küçük oğluna çok düşkündü

Konu Tuba’nın iki çocuğuna geliyor. Biri yirmi dört yaşında, diğeri on yedi. “Onlar geldi mi hastaneye?” diyorum. Timuçin’e göre çocuklar babalarının tarafını tutuyor, çocukları da doldurduğunu savunuyor. Annesi maaş kartını çok düşkün olduğu küçük oğluna veriyor, maaşını o harcıyor.

Timuçin Arslan

Ardından Tuba’nın odasına giriyoruz. “Ablam kendine bakmayı çok severdi” diyor. O odadaki atmosfer üzerimde Tuba’nın geri döneceği izlenimini bırakıyor. Sanki bu evde daha yaşanacak çok şey var gibi geliyor bize. Tuba yine o odaya dönecek ve kaldığı yerden hayatına devam edecek gibi bir duyguya kapılıyoruz.

Fail pusuya yatmış, Ayşe Tuba Arslan’ın geçmesini bekliyordu

Evden çıkıyoruz. Olayın yaşandığı yere geçeceğiz: Atatürk Bulvarı. Eskişehir’in en işlek yerlerinden biri. Tuba evine ve işine gidebilmek için minibüse hep buradan biniyor. Geçen cuma günü de evine gidebilmek için minibüsten iniyor, caddedeki uzun yoldan giderken boşandığı eski eş Yalçın Özalpay’ın satırlı saldırısına maruz kalıyor. Timuçin Arslan geniş sokağı göstererek, “Burada ağaçların birine pusuya yatmış olmalı. Ablamın gelişini beklemiş. Ablam keşke başka yolu kullansaydı. Arkadan saldırmış bir de. Önden gelseydi ablam kaçardı” diyor. Tuba başına aldığı darbelerle olduğu yere yığılıyor, üstelik koluna ve bacağına da darbeler alıyor. Saldırya tanık olanlar, kaçan fail Yalçın Özalpay’ı olay yerinden yüz metre uzakta yakalıyor. Timuçin Arslan, “Görenler hemen koşmuşlar peşinden. Yakalamışlar, kolu kırılmış, kafa travması geçirmiş falan diyorlar ama bilmiyorum. Buralar kan içindeydi. Temizlemişler tabii sonra” diyor.

Olayın olduğu yerde uzun sure kalıyoruz, ne diyeceğimizi de çok bilemeden… Timuçin Arslan hastaneye gitmek için yanımızdan ayrılırken, “Gönüllü avukatlar gelecek, onlarla da konuşacağız. Akşam da bir doktorla ablamın durumunu konuşacağım” diyor.

Görgü tanıklarına göre polis de ambulans da geç geldi

Timuçin Arslan’la vedalaştıktan sonra görgü tanıklarıyla konuşmak için esnafa uğruyoruz. Kimi konuşmak istemiyor, kimi duyduklarını anlatıyor. “Cani adam kadına satırla saldırmış. Satırla nasıl saldırılır?” Duyduğumuz cümleler hep bu minvalde oluyor. Görgü tanığı Murat Çiftçi, fail Özalpay’ın yakalandığı anı görüyor. Olayı ilk başta anlamadığını, insanları ayırmaya çalıştığını söylüyor. Sonra yerde yatan Tuba’yı gördüğünü ve kadının ağladığını söylüyor. Polisin ve ambulansın da geç geldiğini dile getiriyor. İnsanlar olayın hâlâ etkisinde gibi geliyor bize. Ağızlardan hep “Adalet yerini bulsun, Tuba bir an önce iyileşsin” cümleleri dökülüyor.

Görgü tanığı Murat Çiftçi

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar