Kanal İstanbul gerçekleri (7): Kanal’ın etrafındaki nüfus 500 bini aşmayacak dendi, onaylanan ÇED raporunda 1 milyon yazıldı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kanal İstanbul projesinin Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandı. ÇED raporunun son halinde yeni bilgiler yer aldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanal İstanbul etrafında 500 bin kişilik konut alanına izin verileceğini söylemişti ancak raporda nüfus artışının 1 milyon civarında olacağı açıklandı. Projenin asıl gerekçesi olan gemi kazaları konusunda da karaya oturma senaryosunda Kanal İstanbul ile İstanbul Boğazı arasındaki toplam kaza sıklığının aynı kalacağı belirtildi. Tuzlu su sızıntı riskinin yanı sıra, çıkarılan hafriyat miktarı da İstanbul’da çıkarılan miktarın 10 katı olacak.

Raporun son haline göre yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda, 20,75 metre derinliğinde ve en dar yerinde 275 metre genişliğinde olan Küçükçekmece Gölü – Sazlıdere Barajı – Terkos’un doğusunu takip eden koridorda inşaat çalışmaları yedi yıl sürecek.

Raporla ilgili en büyük eleştirilerden biri itirazların dikkate alınmadan raporun hızlı bir şekilde onaylanması oldu. Kanal İstanbul projesinin ÇED raporu 23 Aralık’ta askıya çıkarılmış, 100 binden fazla itiraz dilekçesi verilmişti. Türkiye tarihinde ilk kez bir projeye bu kadar itirazda bulunulurken, rapor 25 gün içinde onaylandı. Kanal İstanbul projesi ile ölçek olarak karşılaştırılamayacak kadar küçük olan Başakşehir’deki Değerli Metal Geri Kazanım Tesisi için hazırlanan ÇED raporu ise 18 Aralık’ta askıya çıkarılırken 29 günde onaylandı. Yani Kanal İstanbul projesi, bir ilçede kapasitesi artırılacak tesisten daha az sürede değerlendirilerek onaylanmış oldu.

İnşaat, dip taramasıyla başlayacak

Onaylanan ÇED raporunda, 25 gün önce askıya çıkarılan rapordan farklı olarak inşaat aşamaları, dolgu miktarı, gemi geçişlerinden kaynaklı durumlar, beklenen nüfus ve olası etkiler net olarak belirtildi. Kanal İstanbul projesinin inşaat çalışmaları ilk olarak dip tarama faaliyeti ile başlayacak. Kademeli olarak ilerleyecek inşaatta ilk kademe tamamlanmadan kazı ve dolgu işlemlerine başlanmayacak. Kazıdan çıkarılacak toplamda 1,079,252,000 metreküp malzeme Karadeniz Kıyı Dolgu Alanı’nda ve Karadeniz Lojistik Merkezi’nde dolgu amaçlı kullanılacak.

Raporun son halinde günlük, aylık, yıllık olmak üzere toplam hafriyat miktarı da açıklandı. İnşaat sebebiyle çıkarılan hafriyat miktarı toplamda 2 milyar 700 milyon tona ulaşacak, aylık 52 milyon 200 bin, günlük 1 milyon 740 bin, saatlik 72 bin 500 ton hafriyat çıkarılacak. İstanbul’da kentsel dönüşüm projeleri devam ederken dahi aylık ortalama 5 milyon ton hafriyat çıkarılıyor. Yani Kanal İstanbul projesiyle, İstanbul’un tamamında çıkarılan hafriyatın 10 kat daha fazlası çıkarılacak.

Dolgu yapılacak kısımda kullanılacak malzeme de en az inşaat faaliyeti kadar önemli. Dolgu malzemesi olarak kullanılacak kayaların su emme oranı yüzde 3’ten az olmak zorunda. Ancak Yüksel Proje’nin ÇED için yaptığı uygulamalarda kiltaşı, marn, silttaşı, kumtaşı, çakıltaşı ve killi kireçtaşı üzerinde gerçekleştirilen su emme deneylerinde su emme oranlarının yüzde 20’ye vardığı belirtildi, suda dağılma deneyleri de eklendiğinde bu malzemelerin denizde imal edilecek yapılarda iyileştirme yapılmadan kullanılmaması önerildi. Bu malzemeler, toplam kazıdan çıkacak malzemenin yaklaşık yüzde 65’ini oluşturuyor. Yeraltı suyu modeli çalışmasının yapılmadığı da rapordaki bulgular arasında yer aldı.

Önlem alınmazsa tuzlu su sızabilir

Projeye karşı çıkanların savunduğu bir diğer nokta ise Terkos Gölü’ne sızabilecek ve gölü yok edebilecek tuzlu su ihtimali. Raporda tuzlu su sızıntı ihtimali de risk olarak değerlendirildi: “Kırklareli formasyonuna ait kireçtaşı birimleri, geçirimli ve çok geçirimli özelliğe sahip olup, yapım sonrasında Kanal su kotu altında, büyük boşluk yapıları ile karşılaşılması durumunda, akifer içerisine tuzlu su sızıntılarının veya geçişlerinin yaşanması kuvvetle muhtemeldir.” 

Raporda kazı çalışmalarının kuru mevsimde, yukarıdan aşağıya doğru imal edilecek şekilde ve uzman mühendis kontrolünde yapılması yönünde tavsiyeler de yer aldı.

Depremle ilgili ise, bölgede ikincil fayların bulunduğu ve bu fayların 5,0’ın üzerinde bir büyüklükte depreme sebebiyet vermeyeceği, ciddi bir deprem riskinin olmadığı paylaşıldı. Heyelan riskinin olmadığı da raporda yer verilen bilgiler arasında.

500 bin denmişti, raporda 1 milyon nüfus yazıldı

Projeyle birlikte tartışılan en önemli konulardan biri de nüfus ve bölgedeki yapılaşma riski. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu eleştirilere verdiği cevapta Kanal İstanbul etrafında 500 bin kişilik konut alanına izin verileceğini söylemişti. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum da “Kanal İstanbul’un iki yakasında kuracağımız şehrin nüfusu 500 bini aşmayacak” demişti. Ancak raporda proje sonucunda nüfus artışının 1 milyon civarında olacağı şöyle açıklandı: 

“Proje kapsamında ulaşım, enerji ve çevre uygulamalarının yanı sıra, kanal çevresinde modern bir yaşam alanı oluşturulmasının hedeflendiği bilinmektedir. Dolayısıyla bölge yoğun bir yapılaşma baskısı altında kalabilecektir. Proje ile birlikte planlanan nüfus artışı 1 milyon civarında olsa da, rezerv yapı alanının büyük bir kısmının yapılaşmaya açılması durumunda yaratılacak cazibe merkezi ile daha fazla nüfus artışı olabileceği öngörülmektedir.” 

Nüfus artışının bölgede kentsel hizmetlerinin yetersiz kalması, ulaşım sorunu, istihdam açığı, ekolojik baskı gibi sorunlara yol açabileceğinin belirtildiği raporda, Çevre Düzeni Planı’na göre 2023 yılında nüfusun 23 milyona ulaşabileceği aktarıldı. Çevre Düzeni Planı’nda ayrıca, bölgede ancak 1 milyon kişilik ek bir nüfus kapasitesi olduğu saptanmış ve “Bu nüfus büyüklüğünün aşılması, mevcut yoğunluk ve yaşam kalitesi sorunlarının artmasına neden olacaktır” denilmişti. Raporda ayrıca, Kanal İstanbul boyunca kıyıda hiçbir yerleşim olmayacağı da net bir şekilde vurgulandı.

Raporda konuyla ilgili rapor yayımlayan, açıklamalar yapan kurum ve kişilerin görüşlerinin alındığı, randevu talep edildiği iddia edildi. Bu kurumlar arasında Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ile görüşme gerçekleştirilemediği aktarılırken Kuzey Ormanları Savunması gibi sivil toplum kuruluşlarının ise randevu taleplerine cevap vermediği öne sürüldü. Kuzey Ormanları Savunması’ndan çevre hakkı savunucuları ise kendilerine herhangi bir randevu talebi gelmediğini belirtti.

Karaya oturma riski Boğaz ile aynı kalacak

Kanal’ın yapılma gerekçesi ve gösterilen gerçek risk ise Boğaz trafiğinde artan gemi sayısı ve kaza riski. 2007’den beri düşen gemi geçişi sayısının 2071 yılında 86 bin civarında olacağı yinelendi. Raporun kaza riski bölümünde ise Kanal ile Boğaz karşılaştırıldığında kazaların toplam sıklığının aynı kalacağı belirtildi: “Kanal İstanbul, karaya oturma senaryoları için en zor kısımlarda, İstanbul Boğazı’ndan neredeyse iki kat daha az kazaya yatkın olmasına rağmen Kanal İstanbul’un, İstanbul Boğazı’ndan daha uzun ve dar olması nedeniyle kazaların toplam sıklığı aynı kalmaktadır.” 

Trafik çalışmaları kapsamında İstanbul Boğazı’ndan geçen gemi sayısının düştüğü belirtilirken 2017’de gemi sayısının 42 bin 999’a ulaştığı belirtildi ve “Yeniden artışa başladığı gibi görülmektedir” denildi. Ancak istatistikler, 2007’den 2018’e kadar gemi sayısı 15 bin azalırken 2017’de bir önceki yıla göre sadece 400 gemi arttığını ortaya koyuyor. 2017’de sayı 400 artarken 2018’de azalma devam etti ve Boğaz’dan geçen gemi sayısı 41 bin 103’e geriledi.

Kanal’da karaya oturma sıklığı daha yüksek

2017’de Boğaz’dan geçen madde analizinde gemilerin yüzde 13’ünün tehlikeli madde taşıdığı açıklanırken kaza türlerinde yüzde 54 ile çatışma ve çarpmanın, yüzde 40 ile karaya oturmanın başı çektiği örnek gösterildi. Ancak raporda belirtildiği üzere, Kanal’da Boğaz’a göre toplam karaya oturma sıklığı daha yüksek, toplam çatışma sıklığı ise daha düşük. 

Askeri gemiler Kanal’dan geçirilecek

Raporda, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne uyulması ve buradaki gerekliliklerin yerine getirilmesi özellikle vurgulanırken, önümüzdeki senelere ait gemi geçiş planlarında askeri gemilerin hepsinin Kanal’dan geçmesi planlandı.

Hukukçu Rıza Türmen ise böyle bir durumda Montrö’nün biteceğini söylüyor: “Düşünün ki bir Rus gemisi geliyor, kanaldan geçiyor, ondan sonra siz ‘Kanal’dan geçerken Montrö’ye tabi değilsin, ama Çanakkale’den geçerken tabisin’ diyebilir misiniz? Bunu diyemezsiniz. Bunu kabul ederseniz de başka bir durum ortaya çıkıyor. Montrö’den şikayetçi olanlar –Amerikalılar özellikle– Montrö’yü ortadan kaldırmak için Kanal İstanbul’u kullanabilir. Savaş gemilerinin Kanal İstanbul’dan geçmesi Montrö’nün bitmesi demektir.”

Projenin tescilli kültür varlıklarına etkisi ise tabloya döküldü:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus