Taner Akçam yazdı: Hrant Dink ve Urfalı Hacı Halil’in anısına

23 Nisan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş günü, çocuk bayramı olarak kutlanıyor; 24 Nisan Ermeni Soykırımının sembolik başlangıç tarihi, dünyanın hemen her yerinde düzenlenen törenlerle 1915-1918 arasında yok edilen Ermeniler anılıyorlar.

Bu iki gün üzerine yazılmış en anlamlı yazı Hrant Dink tarafından yazıldı. Hrant yazısının başlığını 23,5 olarak koydu. 23,5 şimdi bir Hafıza Müzesi… Herkesin gidip görmesini hararetle öneririm. 23,5 yazısı ile Hrant’ın aradığı 23 ve 24 Nisan’ları bir arada anlatacak ortak bir hikâyenin mümkün olup olmadığı idi.

“Aynı ve Tek” hikâye değildi bu. Ama bu topraklarda yaşayan insanların bir arada yaşamalarını mümkün kılacak bir hikâye!

Türkiye Cumhuriyeti’nin “ilelebet yaşaması” biraz da 23 ve 24 Nisanları anlatabilecek bir hikâyeyi kurabilmemize bağlı.

Hrant’ın arayışına katkı sunacağını tahmin ettiğim bir hikâye, Greg Sarkisyan tarafından anlatılan Urfalı Hacı Halil hikayesidir (1). İlk defa, 1995 yılında Sarkisyan’dan dinlediğim bu hikâyeye gelin hep beraber kulak verelim:

“Babam 90 annem ise 82 yaşında. Babamın babasını idam etmişler, babaannem ise ırzına geçilerek öldürülmüş. Dokuz çocuklu aileden bir tek babam ve 5 yaşındaki kardeşi kurtulmuşlar. Anne tarafımın hikayesi ise farklı, biraz anormal ama bu nedenle ihmal edilmesi gerekmiyor. Dedemin bir iş arkadaşı varmış Hacı Halil. Bir gün gelmiş dedeme “kötü haberler geliyor, Ermenilere kötü şeyler yapacaklarmış,” demiş ve dedeme başına gelecek kötü bir durumda tüm bir aileye bakacağını, gözünün arkada kalmaması sözünü vermiş. Tahmin edilebilecek felaketlerin en kötüsünden bile daha dehşetli olan bu felaket meydana geldiğinde dedem, ailesinin, hamile karısı yani benim büyükannem ve yaşları 2 ile 8 arasındaki dört çocuğun gözleri önünde idam edilmiş.

Hacı Halil ise sözünü tutmuş ve evinin çatısında bizim aileyi tam bir yıl boyunca saklamış. Ailenin saklandığı yer lojistik bakımdan oldukça tehlikeli imiş. Anneannemin yeğeni de dahil toplam yedi kişi imişler çatı katında. Kimsenin dikkatini çekmeden yedi kişi için alışveriş yapmayı, her gün, bir sonraki geceye yetecek kadar yemek hazırlamayı Hacı Halil aylarca yapmış. Arada bir, iki karısını ve hizmetçilerini akrabalarına yollayarak saklananların aşağıya inmesini, elbiselerini yıkamalarını ve banyo yapmalarını da sağlamış. Çocuklardan ikisi öldüğünde onları da gizlice gömmüş. Tüm bunları yaparken çok büyük riske girdiğini biliyordu Hacı Halil. Üstelik hizmetçileri ne yaptığından haberdardılar ve eğer yakalansaydı onun da kaderi Ermenileri bekleyen kaderle aynı olacaktı.

Ben kendi kuşağımın, amca ve teyzeleriyle birlikte büyüyebilen çok az çocuğundan birisiyim. Tüm bunlar bana hep Türk Hacı Halil’i hatırlatıyor. Tanrının rahmeti onunla ol­sun. Daha sonra Halep ve Beyrut’ta Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde büyüdüm, okula gittim… Özgür ve Bağımsız Ermenistan rüyası ile Türkler tarafından yapılan soykırımın kâbusu, gördüğüm eğitimin iki temel direği idi. Hem Ermeni örgütlerinden hem de hayatta kalanlardan Türklerin insanlık dışı yaratıklar olduklarını öğrendim… Ama Hacı Halil’in anısı benim bilincimin bir parçası idi ve ben bu insancıl Türkün, onun ailesinin varlığının bende yarattığı ikilemi bilerek büyüdüm. Ben de içselleşmiş olan bu ikiliğin bana öğrettiği bir gerçek var. Gerçeklik ve adalet o kadar kolay değil, bu mutlaka araştırılmalıdır…

Elimi buradan Türkiye’nin insanlarına uzatmak istiyorum. Hatırlamaları için rica ediyo­rum; bir zamanlar devletleri [Osmanlı T.A.] belki katiller tarafından yönetilmişti ama onların Hacı Halil’leri de vardı. Soykırım gerçeğini kabul etmek, üzüntüyü dile getirmek bu sonuncuların anısının şerefine yakışan şey olacaktır. Bizler arasındaki iyileşme süreci de belki böyle başlayacaktır…”

Sarkisyan bu konuşmayı, 1995 Nisan’ında, Erivan’da “Ermeni Soykırımının 80. Yıldönümü” nedeniyle düzenlenen Uluslararası bir Sempozyumda, yöneticisi olduğu Zoryan Enstitüsü’nün konferansı niçin desteklediğinin gerekçesini açıklamak için yapmıştı.

Hrant Dink ve Urfalı
Hrant Dink ve Urfalı Hacı Halil’in anısına

Ertesi gün, 24 Nisan’dı ve Ermeni soykırımı kurbanları adına düzenlenen dini tören izlemek üzere Ermeni Kilisesinin merkezi olan Eçmiyazin’e gittik. Tören çok etkileyici idi. Yüzlerce belki binlerce insan ellerinde çiçekler ve mumlarla kiliseye giriyorlar, ayini izliyorlar ve öldürülenlerin anısına mum yakıyorlardı. Bir koro sürekli çeşitli parçalar okuyordu. Ayini, Sempozyuma katılan akademisyenler için ayrılan özel bir yerden izliyorduk.

Greg Sarkisyan yanıma geldi. Elimden tuttu, beni mum yakan kalabalığın arasına soktu. Elimi bırakmadan bir mum yaktı ve kulağıma eğilerek “Hacı Halil’in anısına” dedi. Yanan mumu kumun içine beraberce koyduk.

24 Nisan, öldürülen veya açlığa veya hastalığa terk edilerek imha edilen insanları anma günüdür. Ölenlerin hatırlandığı böyle bir yerde beklenen, en azından o an için, öldürenlere karşı biraz soğukluk duyulması, onların hafif bir öfkeyle anılması­dır. Ama Hacı Halil’in hayatı ve yaptıkları Sarkisyan için öylesine önemiydi ki, o benimle birlikte Hacı Halil’i hatırlamayı ve onun anısına bir mum adamayı daha önemli bulmuştu.

Hepimiz biliyoruz ki bu topraklarca onlarca ve yüzlerce Hacı Haliller var. Eğer soykırımdan kurtulan Ermeniler olduysa bunda Hacı Halillerin de hiç ihmal edilemeyecek bir rolü olmuştur. Peki biz bu hikayeleri niçin anlatmıyoruz?

Niçin İttihatçı katilleri övmek için sıraya giriyor ama Hacı Halilleri karanlığa gömüyoruz.
Hrant’ın aradığı 23,5 biraz da Hacı Halillerin hikayesini anlatmakla mümkün değil mi?


[1] Hikâyeyi Zoryan Enstitüsü’nün sayfasından aldım. Ama, Sarkisyan’dan bu hikâyeyi defalarca dinlemiş birisi olarak, hikâyeye sadık çok küçük değişiklikler yaptım.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.