Slavoj Zizek: “Devrimlerin sembolik bir kırılış ânı vardır, koronavirüs salgını nedeniyle böyle bir siyasal ândayız”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Sloven filozof Slavoj Zizek, 31 Mart 2020 tarihinde, DiEM25’in internet üzerinden gerçekleştirdiği "Koronavirüs sonrası dünya" dizisi kapsamında "Komünizm ya da Barbarizm, işte bu kadar basit" başlıklı bir söyleşi verdi. 

Zizek içinde bulunduğumuz kriz için, "Sadece bir hayatta kalma mücadelesi değil, aynı zamanda ultra-politik bir hareket hali'' derken, ''mücadele için alan açılacağına'' inandığını aktardı. "İşler normale dönmeyecek’’ diyen Sloven filozof, ''kapitalizmin tüm finansal yapısının mahvolacağını" ve ''yeni bir normallik hali''ne gireceğimizi söyledi.

Söyleşide ’’Devletler en kötü krizlerde bile yapmadıklarını şimdi yapıyor'' diyen Zizek, açıklanan kurtarma paketlerinin piyasa mantığına tamamen aykırı olmasına dikkat çekti: ''Kim Boris Johnson’ın geçici olarak British Airways’i kamulaştıracağını öngörebilirdi, kim bizzat Trump’ın özel şirketlerin neyi üreteceğini doğrudan kontrol edebilmek için Soğuk Savaş yasalarına başvuracağını düşünebilirdi?''

Ayrıca, Julian Assange’a atıf yaparak, ''Şirketlerde çalışanlar arasından daha çok ispiyoncuya ihtiyacımız var'' dedi. ''Mesela şimdi Çinli bir Assange çıksa çok güzel olmaz mıydı?''  

ABD Demokrat Parti adaylarına da değinen Zizek, ''Bu süreçte Bernie Sanders'ın söylediklerinin aslında pek de radikal olmadığını görüyoruz'' derken Joe Biden'ın ise tamamen ortadan çekilmesine karşılık ''Zaten hiçbir zaman için ciddi bir tercih olmamıştı'' dedi.

Slavoj Zizek’in DiEM25’ten Renata Ávila’ya verdiği söyleşinin çevirisini sizlerle paylaşıyoruz. (Noam Chomsky’nin aynı dizi kapsamında verdiği ‘’Tehlikede olan ne?’’ başlıklı söyleşisi için hazırladığımız çeviriyi de buradan okuyabilirsiniz).

Çeviri: Yasin Uysal & Yusuf Said Akcakaya

Merhaba, iyi akşamlar. Ben Renata Ávila, insan hakları hukukçusuyum. Bugün misafirimiz Slavoj Zizek, kendisi Slovenyalı bir filozof. Slavoj neredesin şu anda?

Evde, Lubliyana’da (Slovenya’nın başkenti), karantinadayım. Bir kere daha şunu vurgulamalıyım ki biz kendimizi karantina alma imkanına sahip olanlarız. Bir noktadan sonra imtiyazlı olanlarız. Birazcık düşünürseniz, bizim -öyle ya da böyle hiçbir zaman tam olarak mı bilemiyoruz- karantinada kalabilmemiz için elektrik, su, çöp gibi ne kadar şeyin çalışması gerekiyor? Kaç eczanenin açık olması, kaç doktorun mevcut olması gibi ne çok şey gerekiyor… Bazıları, “Hepimiz tecritte, karantinadayız’’ dediğinde öfkeleniyorum. Hayır, değiliz. Karantinada olanlar bir azınlık.

Tamamen öyle. Belirttiğin gibi şu an karantina hakkında bir apartheid’e (ayrımcılık) tanıklık ediyoruz: Sistem tarafından kurban edilenler ve evde kalabilme lüksüne sahip olanlar. Bunun yanında, otoriterliğin hızlı bir şekilde her yere yerleştiğini görüyoruz. Konuya girmeden önce sana bunu sormak istiyorum. İşler Macaristan’da oldukça kötü ama Slovenya’da da bir şeyler olduğunu duyuyorum?

Biliyorsun, veriler ve resmî istatistiklere nereye kadar güvenebileceğine dair tüm ülkeler için ortak bir sorun var. Ne kadar test yapılıyor, bunlar ne kadar güvenilir? İstatistik, İzlanda gibi küçük bir ülkeye göre burada daha çok önem arz ediyor. Hâlihazırda üstü örtülen birçok durum var. Neden? Sürekli tekrar ettiğim gibi, bizim Julian Assange’a ihtiyacımız var — burada onu, her şeyden daha çok belli bir tavra yönelik bir metafor olarak alıyorum. Çünkü birçok devletin “gerçek hikaye”yi manipüle ettiği çok açık. “Durum kontrolümüz altında” diyorlar, vesaire. Birkaç gün önce koronavirüsten dolayı kocası Michael Sorkin’i kaybeden, New York’tan yakın arkadaşım Joan Copjec’in bana dediğine göre, güya resmî olarak, 60-70 yaş üstünde herkes kolayca teste erişebiliyor — ancak kendisi test edilememiş. Bahsettiği yer Manhattan’ın göbeği. Yani, tekrar söyleyeceğim, Assange’ın cevap vereceği yer tam da burası. Çünkü en azından geçici olarak tecrit etme, hareketlerin denetimi gibi önlemlere ihtiyacımız olduğu apaçık. Bu sizi şaşırtabilir ama Agamben gibi birtakım solcular kadar bir korkum yok — biliyorsunuz, “İktidardakiler bu koronavirüsü bizi kontrol altında tutmak, kalıcı bir istisna hâli sistemi getirmek için kullanıyor” gibi şeyler söylüyorlar. Buna karşı olarak şu söylenebilir: Şu anda nasıl konuşuyoruz? “Zoom” üzerinden, yani internet üzerinden. Ama internet tek başına çalışmıyor. Devlet, bir şirketle birlikte bizim bağlantımızı kesebilir. Ancak söylemek istediğim başka bir şey: Burada yaşanan şey sadece devletin panik tohumları ekmesi, kontrol dayatması vs. değil. Şu anda olanlara bakınca bu açık değil mi? İktidarda olanlar da panik içinde, bunu asla unutmayın. Elde ettiğimiz tüm bu resmî bilgilerden ulaştığımız bir şey var: Sadece ABD’ye bakın, almakta olduğumuz şu çelişkili mesaj karmaşası bütününe… İktidardakilerin, devlet kurumlarının gerçekten panik içinde oldukları aşikâr değil mi? Durumu kontrol edemiyorlar. 

Ama bu noktada geriye gitmek istiyorum. Çünkü, ben yozlaşmış seçkinleri olan bir muz cumhuriyetinden geliyorum, biliyorsun. Ve şu anda tüm ülkeler gittikçe benim ülkeme, Guatemala’ya, daha çok benziyorlar. Şu anda seçkinlerin panik içinde olduğu doğru ama kendilerini koruyorlar. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi ve çökmesi ile birlikte, koronavirüs salgını başlangıcında hepimizin aynı gemide olduğunu zannettik. Artık gittikçe daha çok fark ediyoruz ki, birçok gemi varmış. Küçük gemiler çok hızlı bir şekilde batıyor ve “Hepimiz biriz, hepimiz aynı tehditle yüzleşiyoruz” gibi söylemlere karşın şu anda her zamankinden daha çok bölünmüş durumdayız ve bununla (koronavirüs) savaşmak için araçlarımız oldukça farklı. Bir örnek vermek gerekirse; Orta Afrika Cumhuriyeti kocaman bir ülke ama üç tane solunum cihazı var, biri hastalanırsa bunları kim kullanacak? 

Orta Afrika Cumhuriyeti’nden bahsediyorsun ama Birleşik Devletler’in kendisi Orta Afrika Cumhuriyeti. Seçkinler kendileri için (cihazları) tedarik etti, bunu biliyorsun. Bu sadece şu an için de değil. En iğrenç şeylerden biri ise haftalar önce, iktidar sahipleri ve aşırı zenginler “Panik yapmayın” gibi mesajlar iletirlerken kendileri hâlihazırda panik içindeydi. (Fakat) kendileri, özel jetlerini, uçaklarını uzaktaki adalarına -korunaklı yerlerine- gitmek için ayarlıyorlardı, biliyorum. Yine de en azından, Çin’de bile ya da şu günlerde Batı’da, iktidar sahipleri test edildi. Örneğin, iktidar sahiplerinin yolunu kaybettiğini, bir şey bilmeden sadece kendi kıçını kurtardığını apaçık bir şekilde görüyoruz. Tüm güçlerini, ayrıcalıklarını muhafaza etmeye devam edebilirler ama temeldeki bir çeşit güvenin artık kırılacağını umut ediyorum. 

Bir konuda eleştirel olabiliriz. Evet, devletler kötü ve yozlaşmış durumdalar fakat belli ki hesapları hâlâ devam ediyor ve öyle ya da böyle işlerin yürümesini sağlıyorlar. Biliyor musun, ne zaman devrim gerçekleşse -bu ânı, İran Devrimi’nden ya da Romanya’da Çavuşesku’nun düşmesinden biliyorum- iktidarda olanlar hâlâ bu gücün sahibi olsalar da insanların onları artık ciddiye almadıkları sembolik bir kırılış ânı vardır. İnsanlar artık onları kolayca görmezden gelirler. Bu durumdayken terörü hâlâ kullanabilirsiniz ama yine de bir şekilde her şeyin bittiğini bilirsiniz. Örneğin, İran’da büyük bir meydanda büyük bir gösteri vardı ve polis burada göstericileri öldürüyordu. O noktadan sonra herkes işin bittiğini biliyordu, ancak Şah bundan sonra iki ay daha iktidarda kaldı. Bu seviyede bir şey şu anda gerçekleşmekte. 

Şimdi ise durum farklı. Şu anda bir meydana gitme imkanımız yok, çünkü başkalarının yaşamını tehlikeye atmış oluruz. Dolayısıyla, şu anda seçkinlerin bu korkusunu ve bu durumu lehimize nasıl kullanabiliriz? Bu aşamayı nasıl ele geçirebiliriz? Tabii ki işler normal gitmeyebilir ve bugünkünden ve dünkünden çok daha kötüye de gidebilir. Sokaklarda toplanamıyorsak ve harekete geçemiyorsak bu ânı (moment) nasıl yakalayabiliriz?

Görüşünü tabii ki anlıyorum. Elbette burada bir tehlike olduğunu ben de görüyorum, bu konuda saf bir optimist değilim. Bazı insanlar gibi “Evet, şimdi komünizm için bir fırsat var” demiyorum. Bununla demek istediğim şey, bizzat iktidar sahiplerinin buradaki aciliyeti görüp ilkel bir komünizm düşüncesine benzer şekilde davranmasının ne kadar ironik olduğu. Afedersiniz ama, altı ay öncesine kadar kim Boris Johnson’ın geçici olarak British Airways’i kamulaştıracağını öngörebilirdi, kim bizzat Trump’ın özel şirketlerin neyi üreteceğini doğrudan kontrol edebilmek için Soğuk Savaş yasalarına başvuracağını düşünebilirdi? Şu anda yeterli -ama yeterince radikal değil- bir şekilde komünistçe davranmaları acımasız bir ironi değil mi? 

(…) Parlak noktalardan biri şu: -Brezilya’dan arkadaşım Gabriel’in bana söylediği üzere- İngiltere’de bile Britanya Devleti’nin gönüllü çağrısı yapmasından sonra yarım milyonun üzerinde insan hemen gönüllü oldu. (…) Hâlâ bizim işbirliğimize ihtiyaç duyuyorlar. Eğer düzeni bir şekilde -insanların güvenini sağlayarak- ayakta tutamazlarsa küresel bir kargaşanın patlak vereceğinin çok iyi farkındalar. (…) Evet, bugün gerçekleşmekte olan şey korkunç. Ancak, bir yandan ABD’de büyük bir sorun olduğunu görmekle birlikte, diğer yandan üçüncü dünya ülkelerinde -ne bileyim Hindistan’da mesela- ne olduğunu kim biliyor? Hindistan’da karantina düşüncesinin bizzat kendisi saçma kalıyor. Sadece Hindistan’ı değil; mültecileri, göçmenleri düşünün. Evleri yok, nasıl karantinada kalabilirler? 

Demek istediğim, durumu kontrol etmek için devlete izin vermeleri. Hatta bu durumda devlet tek başına bir şey başaramayacağı için, izin vermekten öte, yerel topluluklardaki yüzbinlerce insanı hasta ve yalnız olanlara bakmaları için teşvik etmeleri gereği iktidar sahiplerine bile apaçık şekilde gözüküyor. Dolayısıyla, sadece devletin piyasayı ihlal ederek neredeyse komünist bir devlet gibi harekete geçmesi sözkonusu değil. Bu kriz, yerel halkın ve insanların, “Etrafımızda karantinada olup kendisine bakamayacak yaşlı insanlar var mı?’’ diye kontrol etme seferberliği olmaksızın minimal bir şekilde kontrol edilemez. 

Şu anda apaçık görünen başka bir şey daha var: Bernie Sanders yeterince radikal değilmiş. ABD’deki sorun sadece herkese sağlık hizmeti (sağlanması) değil, delice gelecek ama, bizim kelimenin tam anlamıyla küresel bir sağlık hizmeti sistemine ihtiyacımız var. Dünyanın her yanında, epidemileri takip edecek ve bunların nasıl önleneceği hakkında uluslararası çapta koordineli bir şekilde harekete geçecek birtakım mekanizmalara ihtiyacımız var. Ve ilginç bir şey öğrendim: Biliyor musun -Wikipedia’dan falan okudum ama- virüsler bizim bedensel var oluşumuzun ve gündelik yaşamımızın bir parçasıymış. Sadece kötü değil, gerçekten iyi de olabiliyorlarmış. Yediğiniz besini sindirebilmek için midenizde inanılmaz sayıda bakteri ve virüsün olması gerekiyormuş. Okuduğuma göre, koronavirüse çok benzer birçok virüs sürekli olarak etrafımızda dolaşımdaymış. Bu sefer fazla yayılmışlar sadece. Dolayısıyla, bu durum dünya çapında kontrol edilmek zorunda. Bu realist bir düşünce değil, biliyorum. 

İktidar sahiplerinin hayalleri konusunda en iğrenç örnek: David Geffen, film yapımcısı olan. Biri bana göstermişti -sanırım bir Facebook sayfasıydı- Atlantik’te devasa yatında, karantinada olduğunu gösteren bir paylaşım yapmış; yüzüyor, hayatın tadını çıkarıyor. Bunu birkaç ay yapabilir ama sonra bu iş biter. Bunların, şu anki tecrit edilmiş hâlde hayatta kalmayı başaracağına inanmıyorum. Çünkü, tekrar söylüyorum, onların hayatta kalması için yüzbinlerce, milyonlarca insanın çalışıyor olması, hayatlarını riske atmaları gerekli. Şimdi, dikkatini Trump’ın başka bir kritik noktasına çekmek istiyorum. Biliyorsun, Trump diyor ki “Sürekli bir biçimde karantinada olamayız, bir noktada işlerin yürümeye başlaması gerek.” Trump, seçkinlerin, profesörlerin vs. karantinada olabildiğini ama sıradan insanların evde kalamadığını söylediğinde bir anlamda haklı. Ama sorun şu ki, bu sıradan insanların hayatları şu anda koruma olmaksızın böyle bir tehlike altındaysa nedeni Trump’ın ekonomi politikası. Biliyorsun, epidemiklerle savaşmak için kurulan bir komiteyi ortadan kaldırdı, sağlık hizmetlerini kısıtladı, vesaire. İşte, bu Trump’ın iğrenç stratejisi: (Öncesinde) sıradan insanları oldukça tehlikeli bir duruma itmişken, şimdi ise kendisini sıradan insanların kurtarıcısı olarak gösteriyor. Bunun ne anlama geldiğini anlıyorsun değil mi? Kendi politikasının sonucunda, milyonlarca sıradan insanın böyle çaresiz bir durumda olduğunun gayet farkında. Öyle bir durum ki, insanlar kendilerine “Eğer çıkıp çalışmazsam aç kalacağım. Evde kalıp ailemi aç bırakmaktansa yüzde 3-5 ölüm riskini göze alırım” diyor. Olayın korkunç yanı tam da bu.

İşin korkunç yanından bahsediyorken; biliyorsun geçen hafta İngilterede Kraliyet üyeleri ve ünlüler (dahil olmak üzere) herkes, sağlık çalışanlarını alkışlıyordu ki aynı sağlık çalışanları daha önce Brexit’e karşı çıkmışlardı. Sağlığımızı kurtaran kahramanları kutlamak ve bu sistemi sorumlu tutmamak çifte standart değil mi?

Sokaktaki insanlara teşekkür etmenin iğrenç olduğu hakkında sana katılmıyorum. Yöneten sınıf sanki kendileri için çalışan sıradan insanları alkışlıyor gibi… Burada senin çözümünün ne olduğunu merak ediyorum. Benim çözümüm oldukça radikal, bu çözüm sanki bir savaş zamanı komünizmi. Almanya’da örneğin, virüse kimlerin bağışık olduğu hakkında -bunun tam olarak ne olduğu tartışılır- bir liste oluşturma fikri hâlihazırda var. Onlar için, örneğin, kimlere bel bağlayabilecekleri hakkında bir liste oluşturmanın -belki de onları insafsız bir şekilde harekete geçirmek maksadıyla- önemi oldukça haiz. Bizim böyle tedbirlere ihtiyacımız var. 

Ben şu anda Berlin, Almanya’da sağlam bir hukuk devletinin bir şekilde hâlâ var olduğunu görebiliyorum. Ama örneğin Brezilya’ya bakacak olursanız, Bolsonaro gibi bir psikopatın elinde virüse bağışıklığı olanların listesinin olduğu bir ihtimal beni ürpertiyor. Bu kapı bir kez açılınca birçok şey olabilir. Şu an devletlerin kullandığı biçimde, “bugünkü durum bir savaş hâli, insanların hayatını kurtarmak için virüse karşı bir savaş’’. Bu durum hızlı bir şekilde kalıcı hâle gelebilir mi?

Dediğini anlıyorum. Yine de bu şekilde bağışıklık kazananları kitlesel olarak harekete geçirme durumları olursa elbette bu kötüye kullanılabilir ama zenginlerin bu karantina hâlinde hayatta kalamayacağının farkında olmalıyız — bize ihtiyaçları var. Şu anda olduğu gibi bir kontrol hâlindeyken, işler yeni bir çeşit “normal”e döndüğünde ne olacak dersiniz? Kapitalizmin şu anda işlediği haliyle bunu atlattığı durumu hayal edemezsiniz. Daha radikal değişimler olacak ya da daha zorba diktatörlükler. Dediğim gibi, ben şu an için komünizm konusunda saf bir optimist değilim. 

Bir yandan, yerel çetelerin her şeyi eline aldığı kaotik bir barbarlığa doğrudan gidebiliriz. Biliyorsun, virüsle ilgili saplantımızda öncelikle iki şeyi unutmamalıyız: İlk olarak, korkunç sorunlar, acılar devam etmekte. Bakın, Ortadoğulu mülteciler hâlâ Avrupa’ya girmeye çalışıyor. Şimdi, normal bir düşünce hâlinde dersiniz ki: “Ama bu delilik! Neden tamamen karantinada olan bir yere girmek için uğraşıyorsunuz?” Fakat bu insanların geçirdikleri badirelerden korkuları o kadar belli oluyor ki, “Karantina altında, salgının olduğu bir ülkede olmak şu anda bulunduğum yerden iyidir” diyorlar. Tekrardan söylüyorum, bu gördüğüm sorunlardan sadece biri. İkinci ise şu: Biliyorsunuz, zenginler neyse ne adalarında, yatlarında, özel mekanlarında kendilerini karantinaya aldılar. Benim görebildiğim kadarıyla zenginler kendilerine, “Eh, bu 2-3 aylık bir kriz olacak, bunu burada güvende geçireyim, işler nasıl olsa normale dönecek” diyorlar. Belki normale dönecek ama bu kesinlikle aynı normallik olmayacak. Bu noktada, yöneten sınıfın hâlâ mevcut olabileceğini düşünmüyorum, belki olabilir, yine de bu durumda doğrudan barbarlık sözkonusu olmak zorunda. Yöneten sınıfın bu krizi atlatmayı istediğini düşünmüyorum. Filozof Bruno Latour, şimdi güzel bir metin yazdı, diyor ki, ‘’Koronavirüs krizi gelmekte olan küresel ekolojik krizin bir provası.”

Medyaya baktığımda bazı şeyleri çok saçma buluyorum. Mesela, tamam, Olimpiyatlar ekimde olacakmış, belki sonraki yıl. Sanki birkaç aylık bir kâbus söz konusu. Hayır, kapitalizmin tüm finansal yapısı mahvolacak, normallik geri gelmeyecek. İşte burada bir seçenek görüyorum. Çünkü iktidar sahipleri artık işler normale dönmüş gibi davranamayacak. Buradaki ilk soru şu olacak: Bunun gibi olmasa da daha hafif veya sert bir salgın geri gelecek veya bu küresel bir ekolojik krizle birleşecek… Bu medyada yer almıyor çünkü koronavirüse çok odaklanmış durumdayız. Biliyor musun, Kuzeydoğu Afrika’da, Arap Yarımadası’nda, Pakistan’da ve şimdi Çin’de çekirge istilası var. Bunun ne kadar büyük bir felaketi tetikleyebileceği açık değil mi? Bu bir hayatta kalma meselesi. Komünizm -bununla Sovyetler Birliği’ni, Merkez Komite’yi kastetmiyorum- bugün basitçe şu üç şey demek: (1) Piyasa kurallarını ihlal edecek güçte, (2) sağlık hizmetlerini örgütleyebilecek ve insanları hayatta tutacak, (3) görece olarak etkin bir devlet. Buna ek olarak, üstte güçlü ve etkin bir uluslararası işbirliği, altta yerel seferberlik olacak. Bence, insanlar -ütopyacı komünizm idealinden bahsetmiyorum- böyle bir komünizme ihtiyacımız olduğunu görmeye başlayacak. Burada sözkonusu olan yaşamın aciliyeti. Bunu yapmazsak seçeneklerimiz ne? Trump’tan Johnson’a, hatta bazı iyi niyetli insanlar -benim o kadar kötü görmediğim Macron ve İtalya Başbakanı- dahil olmak üzere bazı kimseler hâlâ, “Bu 2-3 ay sürecek bir kriz, emirlerimize uyun, sonra normale döneriz” diyorlar. Hayır, işler normale dönmeyecek! İşte bu, o siyasal ân (moment).

Özel bir grup insan var ve bu terimlerle konuşmuyorlar. Çok ileriyi düşünüyorlar ve bu terimlerden korkuyorlar — teknoloji devlerinden bahsediyorum. Distopyanın devam etmesi fikrine bayılıyorlar. Şu anda içinde bulunduğumuz distopya ortamında bile belli bir seviye normallik sağlanabilmesi için çözüm yolları geliştiriyorlar. “Teknobarbarlık” diyebiliriz buna; teknokratların, teknoloji şirketlerinin elinde olan sınırsız bir kontrol hedefliyorlar. Konuşmak istediğim de bu. Herkes Güney Kore ve Çin’in, krizi sihirli teknolojik çözümleri sayesinde halletme biçimine hayran olmuş durumda. İktidarın bu yeniden düzenleniş biçimleri hakkında ne düşünüyorsun? 

Sana tam da katılmıyorum. Barbarlık hakkında dediğin, bir seçenek. Bahsettiğim barbarlık gelecekte bile değil. New York’tan, İtalya kentlerinden arkadaşlarımın söylediğine göre şu anda bazı kararlar vermek zorunda kalıyorlar. Örneğin bazı İtalyan hastanelerinde, eğer yaşınız 65’ten fazlaysa, diyabet hastasıysanız solunum cihazı hak etmiyorsunuz. Yani, zaten oldukça acımasız kararlar veriliyor. Yine de bu oyun ancak belli bir zaman devam edebilir bence. Bana göre, bahsettiğiniz bu şirketler -mega teknoloji şirketleri- üzerimizde böylesi -teknokratik diyelim- bir diktatörlük kuramazlar, bunu bize dayatamazlar. Burada başka bir antagonizmayı (düşmanlığı) hafife almamak gerekli. Tüm bilim insanlarını, teknokratları göz ardı etmemeliyiz. Onlara ihtiyacımız var, bilime bugün her zamankinden daha çok muhtacız. 

(…) Büyük teknoloji şirketlerinin basitçe bir kötüler bloku oluşturduğunu düşünmüyorum. Bundan daha ziyade korktuğum şey, bu barbar-teknokrat hâkimiyetinin yeni bir acımasız popülizm ile birleşmesi. Biliyorsunuz, ABD’de hâlihazırda bu dili konuşuyorlar, bu acımasız Darwinci dili. Buna göre, “Evet, en nihayetinde bu kriz kazançlı olacak çünkü toplum yaşlı, hasta, zayıflardan kurtulacak.” Hitler bu düşünceleri uygulamıştı. Hitler sadece Yahudiler’i ve Çingeneler’i öldürmüyordu. Hitler aynı zamanda, zihinsel engellileri, yaşlıları vb. öldürüyordu. Bence yine de belli bir noktada siyasallaşma yeniden sahneye girecek. Sorun, benim deyimimle “yeniden normalleşmenin ölümü” olacak. İşler normale dönecek, nasıl bir olağan durum olacak bu? Sana katılıyorum bu noktada, seçeneklerden biri teknokratik normallik. Diğer tarafta ise doğrudan barbarlık sözkonusu. Teknokrat seçkinlerin, krizi sürekli kılarak hâkimiyetlerini basitçe meşrulaştırma gibi bir yolla başarılı olacağını düşünmüyorum. Sorun ne biliyor musun? Bu durumun şu anda var olan kapitalizmle nasıl bir arada olacağını anlayamıyorum. Bu biçimde bir sürekli istisna hâli, ekonomik sistemimizde öyle devasa bir değişiklik demek ki, artık küresel tüketici kapitalizminden bahsetmek mümkün olmaz. (…) Gündelik hayatlarımızı yeniden inşa etmek durumundayız. Bu o kadar kolay değil. 

İzleyici sorusu: Bu büyük kurtarma paketi hakkında ne düşünüyorsunuz? Şirketlere milyonlar hatta trilyonlar veriliyor…

Bir taraftan, yapılması gerekli. Bu, komünizm hakkındaki noktayı tekrar kanıtlıyor. Nasıl mı? Geleneksel piyasa bilgeliğine göre bu bir felaket olurdu, bunu yapamazdınız. Devletlerin aniden imkansız sanılan şeyleri yaptığı anları her zaman sevmişimdir. Bu, benim umutla bakmamı sağlayan yerlerden biri. Tüm bu kurtarma paketleri piyasa mantığını tamamen ihlal ediyor. Bugün, hâlihazırda farklı bir sisteme geçmekteyiz. Belli bir noktada, örneğin parayı, trilyonlarca doları veriyorsanız bu, artık eski kapitalist biçimde çalışamaz. Bu basitçe bir paylaşım yolu. Marx, sosyalizmin ilk başlarında paranın bu şekilde işleyeceğini düşünmüştü. Para artık bir sömürü aracı değil, “Bu acı çeken yoksulların hayatta kalması gerek, her aileye 300 dolar vermeliyiz” ama burada sorunlar ortaya çıkıyor. Burada sana katılıyorum. Sözkonusu kurtarma paketleri gerçekten kime yardım ediyor? 

Burada Trump’ın nasıl da dalga geçtiğini, bazı şirketlere nasıl yardım ettiğini biliyorum. Ancak burada, “trilyonlarca dolar basıp dağıtalım” diyen ve piyasa düşüncesine göre tamamen irrasyonel olan bu düşünceye ihtiyacımız var. Ama yine de tekrar ediyorum, çok dikkatli olmalıyız, en azından bazı demokratik ülkelerde bu paranın nasıl harcanacağını kontrol etmek için minimum araçlara sahibiz. Burada önemli nokta şu, bildiğimiz hâliye kapitalizm artık son döneminde. Devletler, en kötü krizlerde, Büyük Buhran’da, 2008 Finansal Krizi’nde -hatırlıyorsanız, yine milyarlarca dolar dağıtmışlardı- yapmadıklarını yapıyorlar. Ama bu krizlerde yapılanlar başka şekilde yapılmıştı. Bu hediyeler bankalara, ekonomiyi çalışır hâlde tutsunlar diye verilmişti. Şimdi ise çok daha radikal bir şey gerçekleşmekte. Artık bu kapitalist mantığa sığmıyor. Öte yandansa, sistemin sadece trilyonlar basıp dağıtması ile hayatta kalamayacağı açık, birilerinin çalışması gerekli. Sorunlar hâlâ önümüzde. Temelde, ben de sizin gibi pesimistim. Ama bence mücadele için bir alan açılacak. 

Ben de arkadaşlarımla son zamanlarda sürekli kötü haberlere maruz kaldığım için pesimist bir hâldeyim. Ama bu aralar optimist olmak için üç şey fark ettim: Rio de Janeiro, Brezilya’da ve Orta Amerika’da çeteler bir ateşkes ilan ettiler ve bu karantina hâline saygı duyacaklarını ve topluluklara yardım edeceklerini söylediler. Bu ilk kez olan bir şey. 

Evet, bu bir şey. 

Toplumun en barbar, en sevilmeyen unsurları otoritelerden daha rasyonel davranıyorlar. İkinci şeyse, bu çok ilginç, grevler… Büyük ekonomilerdeki işçilerin örgütlenmesi ve boykot yapması olgusu… Bunun özellikle şu anda, en çok ihtiyaç duyuldukları zamanda yapılması. Haklarını nasıl güçlendirdikleri ve basit bir şekilde terk etmeyi reddetmeleri olgusu. Tehlikeli işlerde çalışan işçilerin sendikalarda örgütlenmelerinin, boykot yapmalarının ve toplu grevlerinin yeniden doğuşunu gördük. 

Doğru ama buna sistemin nasıl cevap vereceğini görebiliyorsun, öyle değil mi? “Demek acılarımız için yardım etmek istemiyorsunuz ama hayatta kalmamız size bağlı” diyecekler. Şu anda sıradan insanların nasıl geri savaşabileceğini görebiliyorsunuz. Sistemin onlar olmaksızın çalışamayacağını görebiliyorsunuz. Bence, insanların çoğunluğu bu grevleri destekleyecektir. Çünkü burada sözkonusu olan Lenin’in “ayrıcalıklarını isteyen şımarık işçi aristokrasisi” diye adlandırdığı şey değil. Hayır, bu insanlar bir kısmımız biraz daha güvende yaşayabilsin diye gerçekten hayatlarını riske atıyorlar. Buna tamamen hakları var. Üç nedeniniz olduğunu söylemiştiniz, üçüncüsünü de söyleyin lütfen.

Britney Spears bile, örneğin bu pop yıldızı bile, Marx’ın söyledikleri ile paralel söylemlerde bulunmaya başladı. Bu çok çok ilginç bir durum: En has pop yıldızlarının, sokaktaki insanların bile bu dil içinde taleplerini dile getirmeye başlaması. Kullandıkları bu dil, piyasaların diliyle aynı dil değil, teknokratların diliyle de aynı dil değil.

Ama bakın burası ilginç. Çünkü bakın, ben ünlülere bu konuda fazla güvenmiyorum. Bu eski bir emperyalist strateji. Zor bir durum yaşandığında -savaş vs. gibi- hâkim sınıf ve seçkinler bu dili hemen benimsemeye hazırdırlar. “Artık aynı gemideyiz, dayanışma” gibi şeyler derler. Tekrar belirtiyorum, buradaki dönüm noktası kriz sona erdikten sonra gelmeyecek, çünkü kriz hiç bitmeyecek, böyle viral bir dünyada yaşayacağız. Ama dediğim gibi sadece para basıp kurtarma paketi yapamazsınız. İnşa edeceğimiz yeni normalliğin seviyesinin ne olacağı, yeni sistemin nasıl olacağı hakkında sorular sormamız gerekecek. İşte çok önemli kritik an, bu olacak. Ve ben eskiye dönüşün mümkün olmadığını iddia ediyorum. Teknobilimsel bir barbarlığa doğru giden yoldaki ihtimalleri öngören bakış açını anlıyorum, evet hatta bundan çok daha acımasızca barbarlık biçimleri için Hindistan, Orta Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerdeki ihtimaller yüksek. Bunu fark ediyorum. Başka ifadelerle katılmadığım şey şu, hatta bazı solcu arkadaşlarım da -isimlerini vermeyeceğim, polemiğe gerek yok- bunu ileri sürüyor; diyorlar ki, “Şimdi, siyasal bir ân (moment) değil, bu sadece bir kriz ve bunu atlatmamız ve normalliği onarmamız gerekli.” Hayır, bu ân tam olarak da şimdi — elbette hastalığı yaymamak için emirlere uymamız gerekiyor. Bize sunulan yeni normalliğin/olağan hâlin nasıl olacağını sormamız büyük önem arz ediyor. Kritik ân işte bu olacak. 

Ama bize sunulan şey ne olacak? Sen her zaman, “ilk başta düşünmemiz sonra harekete geçmemiz gerektiğini’’ söylüyorsun. Şu anda oldukça zamanımız var bunlar için. 

Afedersin, burada konumumu değiştireceğim. Tabii ki de burada harekete geçmek durumundayız. Burada kiminle radikal bir şekilde farklı görüşte değilim biliyor musunuz? Bu olanlara tüketim karşıtı New Age tavırları ile cevap vermeye çalışan idiotlardan bahsediyorum. Biliyorsun, “Evet, şimdi hayatımızda önemli olan şeyleri düşünmek için zamanımız var, gerçekten bir tüketici olmaya devam etmemiz gerekli mi?” gibi şeyler söylüyorlar. Ben, gençliğimden beri bu tüketim eleştirisine güvenmiyorum. Örneğin, sıradan yoksul işçileri hayal edin, evdeki kadın ayda bir sefer dışarı çıkıp kendine bir giysi alabiliyor. Bu insanı yaptığı tüketimden dolayı eleştirmeye ne hakkımız var? Bu onun hayatındaki tek zevki. “Şimdi artık daha ağırbaşlı ve bilge olacağız” diyen New Age metafiziğine inanmıyorum. Hayır, bu konuda daha büyük bir bilgeliğe erişmeyeceğiz. 

Çok teşekkür ediyorum. Bu tam da tamamen katıldığım bir nokta ve aynı zamanda aklıma bazı anıları getiriyor. Bilmiyor olabilirsin ama Guatemala’da Fidel Castro, Che Guevara ve arkadaşlarının sahip olduğu sakin bir yer bulma gibi bir avantajları vardı. Devrimi burada planladılar, burada düşünecek zamanları olmuştu. Plan yaptılar, strateji geliştirdiler, nasıl bir gelecek tasarladıklarını ve bunu ele geçirmek için imkanları ortaya koydular. Sana sormak istediğim şey, -şu an her zamankinden daha çok bağlantı içindeyiz, bunu çok daha karmaşık bir biçimde gerçekleştirebiliriz- bunu nasıl yapabiliriz? 

Bu insanların unutmaması gereken bir paradoks. Bu yüzden, tecrit durumuna yönelik eleştiride bulunan solculara katılmıyorum. Biz tekil olarak tecrit edilmiş olabiliriz ama birbirimize her zamankinden daha çok bağlıyız. İnsanlar, bu tip sorunlarla yüzleşmek için çok büyük uluslararası bağlantılara ihtiyacımız olduğunun farkına varmalı. Örneğin, bazı çok iyi solcu istatistikleri okudum. Diyorlar ki, “Vuhan’dan bir şeyler öğrenmemiz gerekli. Tam karantinayı 2-3 hafta daha uygulamazsak felaket 20 kat daha büyük olacak.’’ Ama diyorlar ki, “Eğer ilk doktorlar dikkate alınsaydı bu olay belki sadece yerel bir şey olarak kalacaktı.” Paradoks da işte bu: Şu anki karantina hâlinde bile aslında o kadar tecrit edilmiş değiliz. Bu bizi her zamankinden çok birbirimize bağlıyor. Tamam, elbette ne biçim korkunç şeylerin gerçekleşeceğini bilmiyoruz. Eğer tamamen bir kaos gerçekleşirse, en kötü senaryoda dünya nüfusunun yüzde 5 ilâ 10’u yok olabilir. Yine de -evet benim daha önce bahsettiğim şey büyük bir umut değil- ama senin bahsettiğin gibi favelalarda yerel düzeyde çetelerin işbirliğine gitmesi ve devletlerin ise işbirliğinde olmaması var. Biliyorsun, biz solcular işbirliğinden bahsettiğimizde bazıları, “Sıradan insanlar egoisttir, siz sadece bir ütopya peşindesiniz” dediler. Şimdi görüyoruz ki ortada bir ütopya söz konusu değil. Hatta tam olarak da eğer ben bir egoistsem, hayatta kalmak için küresel olarak düşünmek zorundayım. İnsanlar bunu anlamalı. Konuya dönecek olursam bu yüzden DiEM’i destekliyorum. DiEM sürekli bu mesajı veriyor. Avrupa Birliği’ni, finansal politikayı vs. eleştirirken bunu yapıyor. Yine de DiEM ve Assange, bunlar bahsettiğiniz bu korkunç tabloyu engellemek veya en azından kontrol etmek için tek çaremiz. Sözkonusu teknokrat-barbarlık gittikçe daha çok Assange ile ilgili bir niteliğe sahip. Bu şirketler için çalışan insanlardan, daha çok ispiyoncuya ihtiyacımız var ve sadece ABD’ye karşı olarak değil. Ama mesela şimdi Çinli bir Assange çıksa çok güzel olmaz mıydı? 

Aslında Çinliler’in doğruyu söylemediğine dair şeyler de ortaya çıkmaya başladı. Ama yine de bunu atlatma yolunda yerel düzeyde insanların tanışıklığı ve dayanışmasının önem kazandığını görüyoruz.  

Guardian’da yazan George Monbiot, bu konuda çok harika bir yorum yaptı. Alışageldiğimiz korku filmlerinde bir salgın olur, insanlar zombilere dönüşür, diğerlerinin etini yer. Şimdi ise salgınların tam ters sonuçları olabileceğini de gördük. Birbirine yardım etmek için yeni bir dayanışmanın doğuşu. Bu seviyeye bir kere ulaştığınızda ne kadar kolay olacak! Assange, yeni ispiyoncu kültürü için sadece tek bir isimdi. Bizim, Assange’ın kendini tarif ederken kullandığı şekliyle “halk için casusluk yapanlara” ihtiyacımız var. Bilgilerinizi başka bir devlete satan değil, sırlarınızı kamuya açan casuslardan bahsediyorum. 

Bu izleyiciden gelen bir soru, trajedide şiirsellik hakkında. “Böyle trajik zamanlarda her zaman bir şiirsellik olduğundan ve böyle anlarda şiirselliğe nasıl ihtiyaç duyduğumuzdan bahsediyorsunuz. Bu ânın şairleri kimler sizce?’’ 

(…) Benim tavsiyem şu, “hayatınızda gerçekten önemli olan şeyleri düşünün” gibi zırvalamalar değil. Hayır. Mümkün olduğunca sakin kalın. Başka bir tavsiye ise şu olur, safça gelebilir: İyi niyetli çok basit hareketleriniz bile çok anlam ifade ediyor. İnsanlar yalnız, yaşlı ve çaresiz hissediyorlar. Çok garip gelecek ama sokakta biriyle karşılaşsanız bu küçük iyilik hareketlerinin ne kadar büyük anlamlar içerdiğini tahmin bile edemezsiniz. 

Ama tam da şu ân bunu yapamıyoruz. Tüm bu sosyal mesafe meselesi vs. yüzünden kendi yüzünüze bile dokunamıyorsunuz, temas imkanı azalıyor.

Ama yine de demek istediğim bu zamanlarda, çok küçük insani temaslar bile çok büyük önemde. “Riskli bir şeyler yapın, gidip birini kucaklayın’’ demiyorum.

Bize ayırdığın zaman için teşekkür ediyorum. Seni DiEM25 hareketinin parçası olarak görmek çok anlam ifade ediyor. Aynı zamanda uluslararası ilerici hareketin bir parçası olarak görmek de…

Bu, işte en hayal kırıcı olan nokta. Trump hakkında ne kadar haklı olduğumuzu hatırlıyorsun değil mi? Son bir-iki haftadır Joe Biden’ın tamamen ortalardan çekildiğini fark ettin mi? Kendisinin hiçbir zaman için ciddi bir tercih olmadığı o kadar açık ki. Joe Biden, Demokratlar’ın adayı olacaktı, çünkü Demokratlar’ın teşkilatı Trump’ın, Bernie Sanders’tan daha iyi olduğuna yönelik tercih yapmıştı. Bu gerçekten bir trajedi. 

Bu çok üzücü, Bernie’ye, Corbyn’e ve diğerlerine olanlar. Ama iyi olan şey ise hızlı öğreniyoruz ve dediğin gibi, birbirimize her zamankinden daha çok bağlıyız. Bence şimdi, bizi bundan kurtaracak bu uluslararası ilerici hareketi kurma zamanı. Değerli görüşlerin her zamanki gibi ilham verici…

Burada başka bir şey gibi değilim. Burada Greta Thunberg gibiyim aslında. Diyorum ki, “Bilime kulak verin, öğrenin.” Temel noktam şu: Şimdi sadece “hayatta kalmam lazım” demeyin. Hayatta kalmalısınız, evet. Sizin de söylediğiniz gibi şu ân apolitik bir ân değil. Burada bence Agamben, “İktidar sahipleri bizi siyasi olarak saf bir panik hâlinde görmek istiyor” diyerek yanılıyor. Dediğiniz gibi siyasi kararlar zaten verildi. Bu artık sadece bir hayatta kalma mücadelesi değil aynı zamanda ultra-politik bir hareket haline geliyor. Dediğiniz gibi şimdi dikkatli olarak düşünmez ve hareket etmezsek tarif ettiğiniz gibi teknokrat-barbarlık içinde uyanacağız. İşte şimdi sözünü ettiğimiz siyasi ân geldi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus