Çöküş teorisyeni Pablo Servigne: “Dünya kalp krizi geçiriyor ama sadece sağlıkla ilgili bir kriz değil bu”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bir tarım uzmanı olan ve biyoloji alanında da doktorası bulunan çöküşbilimci (kollapsolog) Pablo Servigne’e göre yaşadığımız salgın, “toplumlarımızın son derece dayanıksız” olduğunu gösteren bir “genel kalp krizi”. Kendisiyle Le Monde’dan Audrey Garric’in yaptığı söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Pablo Servigne

Sağlık krizi, kitlesel işsizlik, ilaç kıtlığı, tedarik zincirlerinin kopma riski… Koronavirüs, çöküşbilimcilerin düşündükleri haliyle uygarlığımızın gelecekteki çöküşünün göstergesi mi?

Çöküşbilim (kollapsoloji) teorisyenlerinden biri olan ve çoksatar kitabı “Her Şey Nasıl Çökebilir?” (Comment tout peut s’effondrer, Seuil, 2015) dışında birçok kitapta katkısı olan Pablo Servigne’e göre Covid-19 pandemisi, “toplumlarımızın son derece dayanıksız olduğu”nu gösteren bir “genel kalp krizi”. Dayanışmaları, yerelliği ve özerkliği güçlendirme, kendimizi de sınırlama çağrısında bulunuyor.

Covid-19 pandemisi uygarlığımızın önündeki çöküşü haber veren bir gösterge mi teşkil ediyor?

Daha da vahim çöküşleri haber veren bir gösterge bu. Pandemi, toplumlarımızın son derece dayanıksız, aralarında da o kadar bağlantılı, birbirine bağımlı ve istikrarsız olduklarını gösteriyor.

Aynı zamanda, sersemlikleri ve cânilikleriyle üretkenliği sekteye uğratarak sağlık hizmetlerini dağıtmış ya da yeterince maske stoku öngörmemiş olan neo-liberal politikaların kamu yararına çalışmadıklarını da gösteriyor.

Ama bu bir çöküş yaşadığımız anlamına mı gelir? Geleceğin arkeologlarının soracağı bir soru bu. Bana bâriz görünen, genel bir kalp krizi geçirmekte olduğumuz. Ne kadar beklersek dokular da o kadar ölüyor ve önceki gibi devam etmek güçleşiyor.

Asıl bu krizin bir tek sağlıkla ilgili olduğunu zannetmek faka basmak olur. Gerçekte, sağlığın dışında –ekonomik, ekolojik, mâlî– sebepleri ve sonuçları var. Küresel ve sistemsel bir kriz bu. Bu kadar hızlı ve zorlu bir darbeye hiç hazır değildik; öncelikle hiç bu biçim altında vuku bulmamış olduğu için, ama aynı zamanda, yıllardan beridir bilimin uyarılarına rağmen insanlar buna inanmak istemediği için de.

Bu krizin boyutu karşısında tepkiniz nasıl oldu?

Paradoksal bu: Özellikle finans ya da enerji krizleri başta olmak üzere çok sayıda ciddi krizi önceden görüyordum; ama bu krizin gelişini görmedim, oysa teoride bildiğim bir şeydi bu.

Birkaç gün boyunca, hayret içindeydim, uyuşturulmuş gibiydim. Kitaplarımızda tasvir ettiğimiz o inkâr aşamasını yaşadım. Diğer insanların çoğundan biraz önce gündelik yaşantımı değiştirince, sosyallik karşıtı önlemler aldığım için bir felaket tellâlı gibi görülme korkusuyla suçluluk bile duydum.

Bundan çıkardığım ders, yıllar boyunca hep gamlı baykuş gibi görüldüğüm için, her zaman olayı abartmakla suçlandığım için, riskleri sunuş şeklimi “törpülemişim”: Konferanslarda ya da makalelerde artık pandemilerden söz etmiyordum bile, çünkü çok korkutuyor. Geniş bir kamuoyuna hitap edebilmek için sözlerimi hafifletmeyi isterken kendimi tuzağa düşürmüşüm.

Sağlıktaki ve ekonomideki bu kriz genel bir çöküşe yol açabilir mi?

Geriye dönük bağlantıları ve tepki döngüleriyle durum, tanımı gereği öngörülmez sonuçlar doğurabilir.

Mesela finans çökerse, devletler zor duruma düşer, otoriter ya da kimlikçi politikalara yol açılır; bu da döngüler şeklinde birbirini etkileyen savaşlara, hastalıklara ve kıtlıklara neden olur. Bu bir risk, ama kaçınılmaz değil.

Milyonlarca yeni işsize, maliyenin haline, enerji ithalatı bağımlılığına, toplumu barut fıçısına çeviren birikmiş gerginliklere, hükümetler karşısında yaşanan güven kaybına, büyüyen ülkeler arasındaki rekabete baktığımızda, pandeminin sistem çöküşü risklerini ziyadesiyle artırdığını görüyoruz.

Yine de Yves Cochet’nin [eski çevre bakanı ve çöküşbilim düşünürlerinden biri] yaptığı çöküş tanımından hâlâ uzağız: Yasayla öngörülmüş hizmet kurumlarının sağladığı temel ihtiyaçlara (beslenme, su, konut, sağlık, vb.) erişilememesidir bu.

Potansiyel olarak yaklaşıyoruz oraya. Bu “kalp krizi”nde toplumsal bünye hâlâ canlı, ama bu devam ederse ve kötü kararlar alınırsa, “yasayla öngörülmüş” kurumların sağladığı hizmetlerin hızlı bir biçimde darmaduman olma riski var.

Çöküşbilimle, biz bilhassa büyük sistem çöküşlerinin mümkün olduğunu ortaya koyduk. Felâketler artık mevcut neslin gerçekliği: Bütün bu yüzyıl boyunca bunları git gide daha fazla yaşayacağız. Sadece daha güçlü ve sert olmakla kalmayıp, her taraftan gelecekler (iklim, ekonomi, finans, kirlilik, hastalıklar…). Toplumlarımızda ve yaşam küremizde/biyosferde büyük çöküşlere sebep olabilecek bu.

Hükümetlerin bu pandemi karşısındaki tepkileri konusundaki tahliliniz ne?

Fransa’da hükümet gecikmeli ve otoriter biçimde, bir hayli de sakarca tepki verdi. Bir bakıma anlaşılır bir şey; zira onlarca yıldan beri yaşadığımız ilk pandemi bu; influenza gribi olmayan da ilk örnek.

Ama asıl sorun, aylardır, hatta yıllardır yetkililere karşı büyük bir güvensizliğin oluşması — ki bunun baş sorumlusu da yine yetkililer. O zaman, sözlerini dinletebilmek için kamu güçleri otoriterlikte el artırma yoluna gittiler — güven kaybını daha da büyütecek bu. Fransa’da çok büyük bir toplumsal ve siyasî krize yol açabilecek kötü bir yola girdik.

Hükümetler, polisi ve orduyu işe koşarak askerî bir belâgatle tepki veriyorlar. Ben bir savaş durumu görmüyorum, bir sıkıyönetim görüyorum. Kuşatılmış bir kale gibi bu; her şey durmuş; bu kapanmışlığa mümkün mertebede uzun süre dayanmak için de, birbirimize özen göstermemiz, ihtiyaçlarımızı azaltmamız, paylaşmamız gerek. Düşman dışarıda değil içeride; dünyayla ilişkimizi gözden geçirmemiz gerek.

Eve kapanmış hayat bizi çökmüş bir toplumda yaşamaya mı hazırlıyor?

Fransızlar’ın çoğu hâlâ çok iyi koşullarda yaşıyorlar; yiyecek var, su var, güvenlik ve internet var. Ama halkın bir kısmı, sağlık personeli, güvencesizler, hastalar, yastakiler çöküntü halinde âdeta.

Evlere kapanma çok ilginç bir ferâgat tecrübesi yine de: Ulaşımdan, yolculuklardan, vb. ferâgat ediyorsunuz. Bu hangi durumlarda nâhoş ya da hoş olur? Evden çıkış zamanı geldiğinde, hakikaten önemli olanın tadını almış olacağız. Hayat memat meseleleri bizi muayyen bir bilgeliğe götürüyor. Kendimizi sınırlamayı ve alçakgönüllülüğü de öğretiyor — ki devamı için çok önemli bu.

“Sonraki” dünyayı inşa etmek için şimdiden çok sayıda öneri getiriliyor. Siz nasıl görüyorsunuz bunu?

Pandemi müstakbel politikalarda bir gedik açtı; artık her şey mümkün görünüyor, en beter de, en iyi de — ki bu hem kaygı verici, hem tahrik edici.

Önce halkın geçim devamlılığının sağlanması gerekiyor; bir yandan da geniş anlamıyla kamu “bakım” hizmetlerini (beslenme, sağlık, hakkaniyet, çevre…) tekrar güçlendirmek lâzım. Bunlar, sosyal güvenliğin yaratılması gibi, New Deal, Marshall Planı vb. biçimlerde kitlesel ve eşgüdümlü kamu politikalarıyla çabucak yapılabilir.

Ama kuvvetli bir kamu politikası derin ve yapısal bir değişimi garanti etmez. Dolayısıyla, rekabet ve kurumsallaşmış bencillik ideolojisinin sayfasını çevirip daha fazla dayanışma ve yardımlaşmaya doğru yürüme ânıdır artık.

Aynı zamanda bütün ölçeklerde (bireysel, yerel, ulusal) özerkliği yeniden bulmak da gerek. Kısacası, günümüzdeki küreselleşmiş sınâî kapitalist dünyanın ilkelerinin tam tersi ilkeler gerek; yeniden yaşama dönmeyi, ölüm saçan bu toplumun önünü kesmeyi sağlayan her şeye… Değişimlerin hem toplumsal hem bireysel olması gerekecek, yani hedef hem siyasî hem manevî. İki yandan biri noksan olursa, başarısızlığa mahkûm olduğunu düşünüyorum bunun. En önemlisini de unutmayalım: Mümkün olduğu kadar demokratik, müzakereye açık, ortak bir süreç bu.

Toplumlarımızı hayli organik şekilde yeniden yapılandıracak bir dizi darbeye uğrayacağımıza da inanıyorum. Bu dönüşümlerin bir miktarını tasarlayacağız, ama bilhassa maruz kalacağız onlara. Asıl mesele, buna kendimizi uyarlamayı becerip beceremeyeceğimizi bilmek. Bir bünyeyi üst üste darbelere maruz bıraktığınız zaman, bu darbeler fazla hızlı ve fazla kuvvetli değilse, sonunda bünye kuvvetlenir; aksi takdirde, ölür.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus