Dünyaca ünlü ekonomist Kenneth Rogoff: “Küresel üretim anlamında son 150 yılın en kötü çöküşüyle karşı karşıyayız”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Eski IMF Baş Ekonomisti olan ve hâlâ Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörlüğü yapmakta olan dünyaca ünlü iktisatçı Kenneth Rogoff, Project Syndicate için kaleme aldığı yazıda koronavirüsün küresel ekonomiye olan etkilerini değerlendirdi. Yazının çevirisini sizin için paylaşıyoruz.

Koronavirüs krizinin ne zaman ve nasıl çözüleceği belirsizliğini korurken ekonomistler şu an ekonomilerdeki resesyonun (durgunluğun) ne zaman biteceği konusunda tahmin bile yürütemiyorlar. Tahmin edilebilen tek şey ise, bu krizin 2008’deki küresel ekonomik krizinden çok daha etkili ve çok daha uzun olacağı.

Kenneth Rogoff

Virüsle birlikte geçen her gün, 2008 krizinin şu anki krize oranla çok daha hafif olarak algılanabileceğini gösteriyor. Küresel üretimdeki kısa vadeli çöküş, son 150 yıl içerisindeki bütün resesyonları yakaladı hatta geride bıraktı.

Merkez bankalarının ve mali otoritelerin şu anki ekonomik darbeyi yumuşatmaya yönelik bütün çabalarına rağmen, gelişmiş ekonomilerdeki varlık piyasaları çöktü ve sermaye nefes kesen bir hızla aktif piyasalardan dökülüyor. Derin bir ekonomik çöküş ve finansal kriz kaçınılmaz. Kilit soru ise bu resesyonun ne kadar etkili olacağı ve ne kadar süreceği.

Ekonomistlerin bu krizin sonunu tahmin etmeleri neredeyse imkansız çünkü halk sağlığını etkileyen bu krizin ne kadar hızlı ve ne kadar kapsamlı olacağını henüz bilmiyoruz. Ortada, en az virüs hakkındaki bilimsel belirsizlikler kadar belirsiz olan, insanların ve politikacıların gelecek süreçte nasıl davranacaklarına dair sosyoekonomik bir belirsizlik de var.

Sonuç olarak, dünya şu an tıpkı uzaylı istilasına benzeyen bir şey yaşıyor. İnsanın kararlılığının ve yaratıcılığının er ya da geç kazanacağını biliyoruz. Ancak ne pahasına? Bu yazının yazıldığı esnada, piyasalar, bu yılın dördüncü çeyreğinden itibaren ekonomik toparlanmanın hızlanacağına dair temkinli bir umut besliyorlar. Birçok yorumcu, dünyayı neyin beklediğini tartışırken cesur bir şekilde Çin’in geçmiş deneyimlerini işaret ediyor.

Peki bu perspektif gerçekten doğru mu? Çin’de istihdam bir miktar toparlandı ancak koronavirüs öncesi olan seviyelere tekrar ne zaman yaklaşabileceği belirsiz. Çin’deki üretim tamamen toparlansa bile, ekonomi küresel olarak ciddi sıkıntıların içindeyken bu üretim mallarını kim alacak? ABD’ye baktığımızda ise, virüs öncesi olan ekonomik kapasitenin yüzde 80’ini veya yüzde 70’ini yakalayabilmek hayal.

Dünyanın en gelişmiş sağlık sistemine sahip olmalarına rağmen salgını önleyemediklerine göre, Amerikalılar, bir yıl ya da daha sonra çıkacak bir aşıya kadar ekonomik normalleşmeye dönmenin çok zor olduğunu görecekler. ABD’de, 2020 Kasım’ında yapılacak başkanlık seçimlerinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair bir belirsizlik de var.

Piyasalar şimdilik, işçileri korumak ve pazar erimelerini önlemek için gerekli olan büyük teşvik programları tarafından rahatlatılmış görünüyor. Ancak çok daha fazlasının yapılması gerektiği oldukça açık. 

Eğer şu anki durum sıradan bir ekonomik panikten ibaret olsaydı, hükümet teşviklerinin enjekte edilmesi sorunları ortadan kaldırabilirdi. Ancak dünya, 1918-1920 İspanyol gribinden beri en ciddi virüs salgınını yaşıyor. Küresel nüfusun yalnızca yüzde 2’sinin daha ölmesi demek, 150 milyon insanın ölmesi anlamına geliyor.

Neyse ki, dünya çapındaki sokağa çıkma yasakları ve fiziksel uzaklık önlemleri göz önüne alınırsa, böyle bir sonuç yaşanmayacak. Fakat ortadaki sağlık krizi çözülünceye kadar, ekonomik durum acımasızlaşmaya devam edecek. Ekonomik olarak her şey yeniden başlatılsa bile, küresel borcun kriz başlamadan önce bile rekor seviyelerde olmasının, işletmelere ve borç piyasalarına kalıcı zararları olacaktır.

Hükümetler ve merkez bankaları, finans sektöründeki geniş alanlara tıpkı Çin’in yaptığı gibi bazı müdahalelerde bulundular, ihtiyaç olması dahilinde daha fazlasını yapabilecek güçleri de var. Ancak sorun şu ki, yalnızca talep şoku değil aynı zamanda büyük bir arz şoku da yaşıyoruz. Talep miktarını desteklemek, insanların evlerinde kalmalarını sağlayarak hastalığın bulaşma eğrisinin düzleştirilmesine katkıda bulunabilir ama diyelim ki işgücünün yüzde 20 ya da yüzde 30’u sonraki iki yıl içerisinde gönüllü bir şekilde karantinada olursa bunun ekonomiye pozitif olarak yansımasının önünde bazı sınırlar olur.

Küresel bir ekonomik depresyonun sebep olabileceği siyasi belirsizliklerden bahsetmiyorum bile. 2008 küresel krizinin derin bir siyasi felci ortaya çıkardığı ve anti-teknokrat popülist liderleri beslediği göz önüne alınırsa, koronavirüs krizinin daha aşırı parçalanmalara yol açmasını bekleyebiliriz. ABD’deki halk sağlığı tepkisi, Beyaz Saray’dan yerel yönetimlere kadar birçok yönetişim düzeyindeki yetersizlik ve ihmallerle birlikte ortaya tam bir felaket senaryosu çıkardı. Eğer ABD’de her şey şu an olduğu gibi devam ederse, sadece New York’taki ölüm sayısı İtalya’nın kuzeyiyle aynı oranlara gelebilir. 

Tabii ki daha iyimser senaryolar da düşünülebilir. Kapsamlı testlerle birlikte; kimlerin hasta olduğunu ve kimlerin sağlıklı ya da bağışıklık kazanmış olduklarını belirleyerek herkesin işlerine dönmelerini sağlayabiliriz. Bu tür bilgiler, hayatın devamlılığı açısından oldukça önemli. Ancak şu açık ki, geçmiş yıllardan kalan yönetim eksiklikleri ve yanlış belirlenen önceliklerin ışığında, ABD’de bu tarz bir test kapasitesi yok.

Aşı olmasa bile, uygulanabilecek hızlı tedavilerle birlikte ekonomi nispeten daha hızlı bir şekilde normale dönebilir. Ancak yaygın testlerin ve neyin normal olarak görülüp görülemeyeceğini bilmenin eksiklikleriyle, şirketleri daha yüksek vergi faturaları bekledikleri bir ortamda tekrar büyük yatırımlar yapmaya ikna etmek çok zor olacak. Şimdiye kadarki borsa kayıplarının 2008’dekilerden daha az olması mümkün çünkü herkes ekonomik değerlerin potansiyel bir toparlanma durumunda nasıl arttığını hatırlıyor. Ancak kriz beklenildiği gibi çok daha uç noktalara ulaşırsa, yatırımcılar hızlı bir toparlanma periyodu beklememeli.

Bilim insanları birkaç ay içerisinde bu virüs hakkında çok daha fazla şey öğrenecekler. Amerikadaki araştırmacılar, hastalığın ülkedeki yayılımından dolayı Çin tarafından sağlanan virüs verilerinden faydalanmak zorunda kalmayacak. Krizin bize çıkardığı faturayı ise ancak bittikten sonra görmek mümkün olacak. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus