Cumhurbaşkanı Erdoğan 1-2-3 Mayıs’ta sokağa çıkma yasağını açıkladı, “Kılıçdaroğlu’nun Son Yalanları” başlıklı bir video izletti

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, video konferans yöntemiyle yapılan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi toplantısı sonrası “Millete Sesleniş” konuşması yaptı.

1-2-3 Mayıs’ta sokağa çıkma yasağı

Cumhurbaşkanı Erdoğan koronavirüs salgını nedeniyle, cumaya denk gelen 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü ve devamındaki cumartesi ve pazar günlerinde, 30 büyükşehir ve Zonguldak’ta sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacağını duyurdu. Erdoğan, cuma günü marketlerin 09.00 ile 14.00 saatleri arasında açık olacağını söylerken hafta sonları uygulanan sokağa çıkma kısıtlamalarını bayram sonuna kadar sürdürmeyi planladıklarını belirtti.

“Ramazan Bayramı’nı iki bayram olarak kutlamayı Rabbim nasip etsin”

Erdoğan salgınla mücadelede iyiye gidişin sürdüğünü belirterek “Türkiye için tünelin ucundaki ışık gözükmüş, yaptığımız fedakârlıkların karşılığını alma vakti yaklaşmıştır. Önümüzdeki olumlu tablonun sürmesi halinde ülke genelinde hayatı normale döndürmeye yönelik kapsamlı bir program hazırlıyoruz. Cumhurbaşkanı yardımcımızın koordinasyonunda hazırlanan, hangi alanda, hangi tarihte, hangi adımların atılacağını gösteren bu ayrıntılı programı yakında sizlerle paylaşacağız. İnanıyorum ki Ramazan Bayramı’nı iki bayram olarak kutlamayı Rabbim bize nasip etsin” dedi.

“Sağlığa yaptığımız yatırımların sonucunu alıyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin koronavirüse karşı iyi bir sınav vermesinin arkasında son 18 yılda yapılan yatırımların olduğunu söyledi: “Eğer bugün Türkiye salgın dönemine 15 bine yakın birinci basamak, 4 bine yakın tedavi kurumu, 1526 modern hastaneyle girmemiş olsaydı hep birlikte perişan olurduk. Avrupa’daki toplam yoğun bakım yatak kapasitesine ve toplam bilgisayarlı tomografi cihazı sayısına tek başımıza sahip olmamış olsaydık, salgını bu derece soğukkanlılıkla karşılayamazdık. 700 binden fazlasını son 18 yılda istihdam ettiğimiz 1 milyonu aşkın sağlık çalışanımızın fedakârlığı ve gayreti olmasaydı sokaklarda, bakımevlerinde, evlerde diğer ülkelerdekine benzer acı görüntüler yaşanırdı. Talep eden her vatandaşımızın dahil olabildiği bir sosyal güvenlik şemsiyesi kurmamış olsaydık insanlar hastane kapılarından geri dönmek zorunda kalacaklardı. Organize sanayi bölgelerimizin sayısını 122 ilaveyle 315’e, buralardaki istihdamı 1 milyondan fazla ilaveyle 1,5 milyona, teknoparkların sayısını 53 ilaveyle 56’ya çıkarmamış olsaydık, tıbbi malzeme ve cihaz üretiminde bu seviyeye ulaşamazdık.”

Fahrettin Altun’un evi meselesi

Muhalefete yüklenmeyi sürdüren Erdoğan, şöyle konuştu: “Dikkatini çekmek istediğim husus tüm bu başarıları, başarılara katkı vermek yerine takoz olmayı kendine misyon edinmiş bir muhalefet anlayışına rağmen elde etmiş olmamızdır. CHP’nin başını çektiği bu muhalefet anlayışı hep uzlaşma yerine çatışmayı, birlik ve beraberlik yerine bölücülüğü, müsamaha yerine kin ve nefreti körüklemeyi esas almıştır. Son dönemde belediyelerin yardımını engellediğimiz yalanında, ısrarında. İletişim Başkanımızın ev ve aile mahremiyetine yönelik fütursuz saldırının da gerisinde işte bu hastalıklı zihniyet vardır. İletişim Başkanımızın görevi gereği istediği yerde ikamet etme hakkı vardır. Kendisi ailesiyle birlikte İstanbul’un eski bir semtinde, 45 metrekare taban oturumu olan mütevazı bir evde yaşamayı seçmiştir. Hukuken evini, kendi arsası içinde büyütme imkânı olduğu halde bunu yapmamıştır. Evinin ve bahçesinin hemen yanında bulunan, tüm mahallenin de bizar olduğu 200 küsür metrekarelik mezbelelik bir alanı ise Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden kiralayarak bakımını üstlenmiştir. Bu takdir edilmesi gereken çaba il ve ilçe başkanından medyasına kadar CHP zihniyeti tarafından topyekûn bir iftira kampanyasına dönüştürülmeye kalkışılmıştır. Bu zihniyetimizin arkadaşımıza ve ailesine karşı sürdürdüğü çirkin saldırıdaki tutarsızlıklar siyasi kokuşmuşluğun en bariz örneğidir. CHP Üsküdar İlçe Başkanı, ‘Ben gittim, evin yanındaki arazinin fotoğrafını çektim, İl Başkanı’na rapor ettim’ diyor. İl Başkanı da kendi sosyal medya hesabında ‘Partinin talimatıyla gitmiştir, yine gidecektir’ diyerek bu durumu açıkça kabul ediyor. CHP Genel Başkanı ise çıkıyor, hiç utanmadan, arlanmadan, sıkılmadan ‘İlçe başkanımız oradan geçiyormuş, fotoğraf çekme diye bir şey yok’ diyerek bu açık gerçeği inkâr ediyor. Aynı şekilde bu zat, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün sözkonusu mezbelelik arazinin tamamen usullere uygun kira ihalesi konusunda da fütursuzca yalan söylüyor. Belediyenin yardımlarıyla ilgili meselede de biz valiliklerle planlama ve koordinasyon yapılması gerektiğini söylerken, onlar işi bambaşka yerlere götürmeye çalışıyorlar. Gerçi yardım paketlerinin içine Alevi-Bektaşi kardeşlerimizi İslam dışı gösteren, kanun dışı eylemleri öven kitaplar koymak suretiyle kirli yüzlerini, sinsi niyetlerini bir kez daha göstermeyi de ihmal etmediler. Ve çok açık, net, dağıttıkları kitapçıklarla Aleviliği din olarak takdim eden bu anlayışı özellikle milletimin huzurunda telin ediyorum, kınıyorum.”

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun “Şehir hastaneleri, Adana’da yapılan sahra hastanesi, Fahrettin Altun’un evi ve Beştepe’ye giden CHP’li konusunda söylediği dört yalan”ın yer aldığı “Kılıçdaroğlu’nun Son Yalanları: 4 Yalan” başlıklı bir video da izletti.

Ankara Barosu’na: “Herkes haddini bilecek”

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşcinsellikle ilgili yaptığı açıklamaya Ankara Barosu’nun yanıtı da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündemindeydi. 

Erdoğan, “Diyanet İşleri Başkanlığı devletin bir kurumudur. Başkanımız bir açıklama yaptı, bu açıklamasıyla sadece inancının, ilminin ve yürüttüğü görevinin gereğini yerine getirmiştir. Söyledikleri de sonuna kadar doğrudur. Elbette, dinimizin sözleri, sadece kendini Müslüman olarak tanımlayan, İslam dairesinde gören kişiler için bağlayıcıdır. Kendisini bu sıfatlarla tanımlamayanlar için sözkonusu ifadeler sadece bir görüşten ibarettir. Burada şu gerçeği çok net görmemiz lazım, ülkemizde eğer İslam adına konuşması gereken birisi varsa, bir kurum varsa Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Buranın Din İşleri Yüksek Kurulu vardır ve Diyanet İşleri Başkanımız da herhangi bir konu dini noktada olduğunda, çıkar bu konuyu gerek hutbelerinde, gerek vaaz-u nasihatlerinde, gerekse kendilerini ziyarete gelenlere anlatmakla yetkilidir. Kalkıp da bu Ankara Barosu’nun yetkisinde olan bir konu değildir. Herkes yerini bilecek, haddini bilecek. Ankara Barosu’nun açıklaması başta olmak üzere Diyanet İşleri Başkanımızın görüşlerine karşı kullanılan üslup, konu ve şahıs boyutunu aşıp doğrudan İslam’a yönelen kasıtlı bir saldırı halini almıştır. Zira Diyanet İşleri Başkanımıza yapılan saldırı devletimize yapılan saldırıdır. Diyanet İşleri Başkanımıza ve açıklamalarına karşı kullanılan her kavram, yapılan her gönderme, karşımızdaki zihniyetin ilkelliğinin ve içindeki nefret bataklığının birer yansımasıdır. Milletimizin inançlarına, değerlerine ve onları temsil eden kavramlara böylesine kin duyulabildiğini, bu husumetin böylesine pervasızca ifade edilebildiğini görmekten üzüntülüyüz. Faşizmin en ilkel halini yansıtan bu yaklaşımların ülkemizdeki varlığı, demokrasi, çoğulculuk, inançlara saygı gibi ilkelerin hâlâ yerli yerine oturmadığına işaret ediyor. Demokratlık adına faşizmi, halkçılık adına millet düşmanlığını, yargı adına hukuksuzluğu, eşitlik adına sapkınlığı yücelten bu mankurtların gerçek yüzleri birer birer ifşa olmaktadır. Türkiye, geçmişleri darbe ve cunta çığırtkanlığından vesayetin sözcülüğüne kadar pek çok kara lekeyle dolu olan bu zihniyetten arınma aşamasına gelmiştir. Biz 18 yıldan beri ısrarla ve bilinçli olarak bu ilkel siyaset tarzının ülkemizi sürüklemeye çalıştığı mecraya kaymayı reddettik. Eğer bizler bu oyuna gelmiş olsaydık, böyle davranmasaydık, icraat yerine polemik yapsaydık hep birlikte halimiz haraptı. Salgın sonrası Türkiye’nin en büyük kazançlarından birinin de, ülkeye ve millete hiçbir faydası ve katkısı bulunmayan bu yalancı, iftiracı siyaset anlayışının tamamen tasfiyesi olacağına inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde tüm dünya ile beraber ülkemizde de özellikle siyaset alanında yeni bir dönemin kapıları aralanacaktır.”

Erdoğan’ın açıklamasında öne çıkan diğer sözleri şöyle:

  • “Toplam 40 bin vatandaşımızı ülkemize getirdik.”
  • “Adliyelerdeki dava, icra, şikayet, itiraz, bildirim süreleriyle ilgili ertelemenin 30 Nisan’da dolan tarihini 15 Haziran’a kadar uzatıyoruz.”
  • “Ekonomik istikrar kalkanı kapsamında verdiğimiz desteklerin toplamı 200 milyar lirayı buldu. Biz Bize Yeteriz Türkiyem kampanyasında toplanan bağışlar bu destek programları için kullanılmaktadır. Toplamda 1 milyar 850 milyon lira meblağ toplandı.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus