Diane Coyle: “Her birimiz kendi davranışlarımızla, başkalarına karşı oluşturduğumuz enfeksiyon risklerinden ahlaki olarak sorumluyuz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Cambridge Üniversitesi’nden kamu politikası profesörü Diane Coyle, Project Syndicate'te yayımlanan yazısındakoronavirüsün dünyadaki bireycilik anlayışını nasıl değiştirebileceğini ve kolektif eylemlerin artan önemini ele aldı. Yazının çevirisini sizin için paylaşıyoruz.

Aristoteles haklıydı. İnsanlar hiçbir zaman parçalara ayrılmış bireyler değildi, her kararı diğer insanları da etkileyen sosyal varlıklardı. Ve şimdi koronavirüs bu temel fikri bize bir kez daha gösteriyor: Her birimiz, kendi davranışlarımızla başkalarına karşı oluşturduğumuz enfeksiyon risklerinden ahlaki olarak sorumluyuz.

Aslında, bu salgın; iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, antimikrobiyal direnç, artan jeopolitik belirsizlikle gelen nükleer gerilimler ve hatta bir asteroitle çarpışma gibi potansiyel tehditler de dahil olmak üzere, insanlığın karşı karşıya olduğu birçok kolektif eylem sorunundan yalnızca bir tanesi.

Bununla birlikte, salgının gösterdiği gibi, olay varoluşsal tehlikeler değil; haklar ve sözleşmelerin bireyci cephesinin altında modern yaşamın kolektif, bağlantılı karakterini ortaya çıkaran günlük ekonomik faaliyetler.

Evden çalışabilen ve mayalı hamurlarla farklı tarifler deneyebilen beyaz yakalı çalışanlar olarak; hastane temizlikçileri, sağlık çalışanları, süpermarket personeli, kargocular ve bağlanılabilirliğimizi sürdüren telekom teknisyenleri gibi daha önce bizim için görünmez olan çalışanlara düşündüğümüzden çok daha fazla bağımlıyız.

Benzer bir şekilde, koruyucu maskeleri ve testler için gerekli olan kimyasal reaktifleri üreten üreticiler dünyanın diğer tarafından yapılan ithalatlara bağımlı. Ve hasta olan, kendini izole eden veya aniden işsiz kalan birçok insan da geçinmek için komşularının, arkadaşlarının ve tanımadıkları diğer insanların duyarlılığına bağımlı.

Ekonomik aktivitenin ani şekilde duruşu birbirine bağlı modern ekonomiler hakkında bir gerçeğin altını çiziyor: Bazı bölümleri etkileyen şey aslında tüm bölümleri etkiliyor. Yani bu bağlantı ağı, bozulduğunda bir zayıflıktır. Ancak aynı zamanda da bir güçtür, çünkü işbölümünün herkesi nasıl daha iyi hale getirdiğini bir kez daha gösteriyor, tıpkı Adam Smith’in iki yüzyıl önce ifade ettiği gibi.

Günümüzün dönüştürücü dijital teknolojileri bu tür sosyal dağılmaları dramatik bir şekilde artırıyor ve bunun tek sebebi gelişmiş lojistik ağlarını ve tedarik zincirlerini tam zamanında desteklemeleri değil. Dijital ekonominin doğası, her bireysel seçimimizin diğer birçok insanı etkileyeceği anlamına gelir. 

Dijital izleme uygulamalarının, ekonomiye, sokağa çıkma kısıtlamalarının yarattığı durumu toparlama konusunda yardımcı olup olamayacağına ilişkin tartışmalar nedeniyle bugün daha da belirgin hale gelen veri sorununu düşünün. Bu yaklaşım, ancak nüfusun çoğunun aynı uygulamayı kullandığı ve kendi verilerini paylaştığı bir durumda etkili olacaktır. Ve Ada Lovelace Enstitüsü’nün kapsamlı raporunda da belirtildiği gibi, bu etki, insanların bu tür bir uygulamayı güvenilir bulmalarına ve onu kullanmanın kendileri için fayda sağlayacağından emin olmalarına bağlıdır. Kullanıcılar, sistemi yürüten hükümetlere kendi verilerini sunmak istemezse, hiçbir uygulama etkili olmaz. Eğer ben kendi hareketliliğim ve temas kurduğum kişiler hakkında bilgi vermeyi reddedersem; bu, insanları olumsuz yönde etkiler.

Yine de, pek çok bilginin kesinlikle gizli kalması gerekse de, bireyler hakkındaki veriler; yalnızca onları ilgilendirdiklerine dair bir anlayışla nadiren “kişiseldir”. Aslında, yararlı bilgi içeriğine sahip çok az veri yalnızca tek bir bireyi ilgilendirir.

Çoğu yorumcu, gizlilik ve güvenin, koronavirüs hakkında bildiklerimizdeki büyük boşlukları doldurma ihtiyacıyla dengelenmesi gerektiğini kabul ediyor. Ancak denge ikincisine doğru yöneliyor. Mevcut koşullarda kolektif amaç, bireysel tercihlerden daha ağır basıyor.

Önümüzdeki acil durum artan dayanışmanın güçlü bir belirtisi. Bunun altında yatan, ölçek ekonomisindeki azalan ya da sabit getiri gibi klasik varsayımların doğru olduğu bir ekonomiden, neredeyse her yerde ölçeğe göre artan getirilerin olduğu bir ekonomiye sürekli geçiş.

Geleneksel çerçevede, bir girdi birimi (sermaye ve emek) eklemek, çıktı için daha küçük veya en iyi ihtimalle aynı oranda bir artış sağlar. Bu varsayım, tarım ve imalata bağlı bir ekonomi için makul bir varsayım. Ancak günümüz ekonomisinin büyük kısmı, daha büyük firmaların her zamankinden daha büyük işler yaparak getirilerini artırmaları ile karakterize edilir. Dijital platformların büyümelerini sağlayan iletişim ağı etkileri bunun bir örneğidir. Ekonominin çoğu sektörü, yüksek ön maliyetlere sahip olduğundan, daha büyük üreticiler daha düşük birim fiyatlarıyla iş yapar.

Artan getirilerin önemli bir kaynağı da yazılım tasarımı, mimari ve gelişmiş imalat gibi yüksek değerli faaliyetlerde ihtiyaç duyulan deneyime dayalı bilgi birikimdir. Bu tür getiriler yalnızca çalışanları desteklemekle kalmaz, aynı zamanda üreticilerin ve tüketicilerin birbirleri üzerinde yayılma etkileri olduğu anlamına gelir.

Ekonomistlerin yıllardır buna odaklanmış olmalarına rağmen, ölçek ekonomilerine geri dönüş durumunun her tarafa yayılması ve daha genel olarak bu ekonomik yayılmalar, politika seçimlerinine şaşırtıcı derecede yavaş bir şekilde etki etmiştir. Koronavirüs bu yayılmaları görmezden gelmeyi zorlaştırabilir.

Tıpkı bir örümcek ağının birkaç iplikçiği kırıldığında buruşması gibi, bu salgın da ekonomik bağımlılığımızdan kaynaklanan riskleri bize gösterdi. Ve şimdi Kaliforniya’dan Georgia’ya, Almanya’dan İtalya’ya, Çin’den ABD’ye herkes; iyileşmek ve bir şeyleri tekrar inşa etmek için birbirine ihtiyaç duyuyor. Hiç kimse sürdürülebilir olmayan fanteziler için zaman harcamamalı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus