Pierre Charbonnier: “Piyasa ile yaşam arasında seçim yapmamız gerekecek”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

France Inter radyosundan Camille Crosnier, bilim insanlarıyla düşünme çabamızı beslemek ve o meşhur “Sonraki Dünya”yı inşa etmek için radyo söyleşileri yapıyor. Bugünün konuğu, CNRS’te araştırmacı, filozof Pierre Charbonnier. Haldun Bayrı çevirdi.

Fransa Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi CNRS’te araştırmacı ve Sosyal Bilimlerde İleri Araştırmalar Okulu EHESS’teki Düşünümsellikler Üzerine Dallar-arası İncelemeler Laboratuvarı (Laboratoire Interdisciplinaire d’Etudes sur les Réflexivités, LIER) mensubu Pierre Charbonnier © Pierre Charbonnier

Merhaba Pierre Charbonnier, eve kapanma dönemi nasıl geçiyor? 

Bu eve kapanış çok özel, 28 Mart’ta doğan küçük kızımızı eve getirdik! Yani eve az çok kapanacaktık zaten… Ama bir bebekleyken zaman epey hızlı geçiyor aslında. Normal olarak bebekler kargaşa, kaygı, telaş getirirler; burada, halihazırdaki şartlarda ise, bir nevi dinginlik getiriyor, çünkü bir gündelik hayat yaratıyor tekrar, bir ritim veriyor bu bize.

Sene başında siyasal fikirlerin çevresel tarihi üzerine bir kitap yayımladınız; adı “Bolluk ve Özgürlük” (Abondance et liberté, Éd. La Découverte, Ocak 2020). Günümüzdeki dönemi nitelemek için seçeceğiniz kelimeler tam aksi olabilir mi? 

Günümüzdeki dönemi daha ziyade “Kıtlık ve Hapsolma” diye adlandırabiliriz. İçinden geçtiğimiz dönemin uzun vâdedeki sonuçlarını çıkarmak için durum henüz biraz karmaşık; çünkü karşımızdaki hâdise benzeri görülmemiş boyutlarda ve sağlık, ekonomi, toplum, siyaset alanlarında çarpacağımız dalganın şoku devâsâ olacak. 1929 ya da 1945 gibi başka büyük hâdiseler ölçüsünde olacak bu. Şu anlığına, kitabımda yaptığım gibi geriye dönüp bakarak teorik anlatılar yazmak için fazla erken. Her halükârda, böyle bir riske girmezdim.  

Bir yol çatağıyla tanımlayabileceğimiz bir dönem yaşıyoruz. Çok fazla şey değişecek, ama hangi istikamette bilinmiyor. Avrupa Birliği’nin bütünlüğü bahis konusu; farklı güçler arasında, bilhassa Çin’le iktidar ilişkileri bahis konusu; toplum düzeni bahis konusu; ama bu yol ayrımı hangi istikamette somutlaşacak? Söylemesi çok zor.

Kitabınızda, liberal sistemin sınırlarını gösteriyor, sanayi kapitalizmini sorgulama konusu ediyorsunuz. Acaba sağlık krizi bir gösterge mi? 

Bir gösterge olduğu doğru. Virüs bizi birlikte tutan bütün toplumsal ve siyasal damarları ortaya çıkarıyor. Ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri, özellikle kuşaklara bağlı tıbbî savunmasızlıkları açığa çıkarıyor; Avrupa Birliği’nin zayıf noktalarını, büyük güçler arasındaki jeostratejik hedefleri, vb. ortaya çıkarıyor.

Şu anlığına, olup biteni anlamayı denediğimiz zaman büyük bir entelektüel alçakgönüllülük göstermek gerek; çünkü devâsâ olacağını bildiğimiz, ama tüm sonuçlarını kestiremediğimiz bir dalganın şokunun sadece başlangıcı bu. 

Ayrıca bir kez daha ne kadar maddî bağımlılıklara kapılmış olduğumuzun, bu durumda ise hastalık yapıcılarla, virüslerle birlikte evrim geçirdiğimizin ayırdına varıyoruz; bu maddî bağımlılıkları “normal” zamanda unutma eğilimindeyiz, onlar da krizler biçimiyle hatırlatıyor kendilerini. Bu maddî bağımlılıkları şiddetli krizler biçimini almadan idrak edemememiz, ben ve çok sayıda başkası gibi bu ortak bağımlılıkları topluma mensubiyet kavrayışımızın ağırlık merkezi hâline getirmek isteyen kişiler için biraz cesaret kırıcı bir şey. 

Bir kez daha, piyasa ile yaşam arasında seçim yapmamız gerekecek… Piyasanın toplumsal-siyasal bir zorunluluğa boyun eğmesini diliyorum, ama bu yol ayrımı hiç mekanik bir şey değil! Bu tipte bir alternatif için siyasal bir güç dengesi kurulması gerek.

Sonrasını nitelemek için bir söz? 

Maliyet ve kâr mantıklarının çerçevesine artık girmeyen canlı kaynaklarla aramızdaki maddî bağımlılıkları idare etme modelleri üzerine kafa çalıştırmamız gerekeceğini düşünüyorum. 

Sonraki dünyayı nasıl tahayyül ediyorsunuz?

Sadece, çok daha fazla ölümüzün olmaması için ekonominin büyük bir kısmını isteyerek uykuya yatırmamızdaki paradoksa dikkat çekmek isterim. İyi bir sene de olsa kötü bir sene de olsa –burada, ayakta kalan, hatta yerleşikleşen bütün toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri de katarak– yine de var kalmaktan biraz fazlasını yapmamızı sağlayan, yaşamsal telakki edilen az sayıda faaliyete odaklanmaktır. 

21. yüzyılın en büyük ekonomik krizine yol açmaktayız. Ancak 1929 Krizi’yle karşılaştırılabilir bir kriz.Kendi faaliyetlerimizin zararlı sonuçlarından kendimizi korumak için –unutmamak lâzım ki bu virüsün geldiği yer meçhul değil, bazı ortamlar üzerindeki ekolojik baskımızdan geliyor– yapay bir ekonomik kriz yaratmalıyız oysa bütün yaptığımız, tekrar temele odaklanmak.

Yine de tamamen hayret verici bu; bir şoka, bir başka şok –yani çok yakında işsizlik, daha fazla sosyal ve coğrafi eşitsizlikler, vb.– patlak vermeden göğüs geremememizdeki paradoks. Bu şoklarla onlarca yıl acısını çekmeden baş edebilen bir ekonomik ve toplumsal düzen tahayyül etmeyi de denemeliyiz. Dünya ölçeğindeki o devâsâ sermaye ve malzeme akışlarına daha az bağımlı bir ekonomi ne olabilir diye kafa yormalıyız.  

Bugün çekindiğiniz nedir sizin?  

Ekonominin geçici olarak dondurucuya alınmasının çok sayıda ekonomik faaliyet çemberine –otomobil sektöründe, havacılık sektöründe, çok enerji tüketen sanayiler alanında– mesela çevresel kısıtlamaları azaltmak için gerekçe hizmeti görmesinden çekiniyorum. Egemenlikçi milliyetçilik ile bilimler nazarında şüpheciliğin ittifakının daha da sağlamlaşmasından çekiniyorum. Benzeri görülmemiş bu büyük hâdise önünde, en demokratik, en kapsayıcı ve en kalıcı siyasal çıkış yolunu bulamamamızdan çekiniyorum.  

Birbirimize ne dileyelim?

Hepimize sağlık dileyelim; mesafeli yaşamayı öğrenmemizi de dileyelim. Sonraki dünyayı düşüne düşüne unuttuğumuz bir şey var: Önce şimdinin dünyası var; çok muhtemelen de aylar boyunca, hatta bir ya da iki yıl boyunca, evlere kapalı kalmasak bile mesafeli yaşamak zorunda kalacağız; birbirimizden hayli uzak; aramızda maskeler, eldivenler, pleksiglas levhalarıyla. Her zamanki toplumsal etkileşimin askıya alındığı bu dönem çok acı verici olacak; bununla beraber yaşamayı becermemiz gerekecek yani, bu uzaktan sosyalliği de icat etmek gerekecek. Bir istisnâ hâliyle beraber yaşamanın yollarını aramak, mümkün olduğunca az acı çekme yollarını bulmaktır. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus