Trump, Nixon’ın oyununu oynuyor: “Kanun ve düzen”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, geçen pazartesi günü Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında, halkı George Floyd’un öldürülmesinden sonra devam eden protestolara karşı ABD ordusunu görevlendirmekle tehdit etti. Trump aynı basın toplantısında, ABD’nin eski başkanlarından Richard Nixon’la özdeşleşen meşhur “law and order” (kanun ve düzen) sözünden alıntı yaparak “Ben kanun ve düzen başkanınızım” dedi. The Guardian gazetesinin Vaşington muhabiri David Smith, Trump’ın kullandığı “law and order” kalıbının yeni bir seçim stratejisinin işareti olabileceğini ve ABD siyasetini gelecekte nelerin beklediğini yazdı. Yazının bir kısmının çevirisini paylaşıyoruz.

Trump’ın geçen hafta Beyaz Saray’da işaret ettiği “kanun ve düzen” vurgusuna bakacak olursak, sonunda kendi konfor alanında yeni bir seçim kampanyası stratejisi bulmuş gibi gözüküyor. Trump bu sözüyle, tıpkı idolü eski ABD Başkanı Nixon’ın 1968’te yaptığı gibi, ABD şehirlerindeki yangını ve banliyölerde yaşayan beyazların korkularını yatıştırma sözü verdi. Bu söz, Demokratlar’ı suç konusunda yumuşak olmakla suçlarken Trump’ı ise kamuoyuna ulusal güvenliğin başkanı olarak pazarlıyor: “Amerika’nın büyüklüğünü koru” yerine “Amerika’yı güvende tut”.

Trump, Twitter’da paylaştığı gönderilerde de, “radikal sol” Demokratlar’ın yeni söyleminin “polise sağlanan kaynakların kesilmesi olduğunu”, kendisinin ise işlenen suçlara karşı savaşan biri olduğunu ve polis için daha fazla para ayrılması gerektiğini söyledi. 

Kargaşayla dolu bir yıl

Olağandışı kargaşalarla dolu bir yılda, Trump, seçimler için açtığı her cephenin sürekli olarak ayaklarının altından kaydığını gördü. Yalnızca birkaç ay önce, Demokratlar’ı Bernie Sanders’ın esaretinin altındaki radikal sosyalistler olarak resmediyordu. Ancak partinin adaylığını üstlenme görevi, daha ılımlı bir aday olan Joe Biden’a düştü. Trump bunun yanında sık sık ABD ekonomisinin gücünden bahsediyordu ancak her ne kadar şu an birçok eyaletteki önlemler kaldırılsa da Trump’ın söylemi koronavirüs salgınıyla birlikte tamamen parçalandı. Trump, koronavirüs konusunda ise sık sık Çin’i suçladı fakat anketler onun bu söyleminin seçmen kitlesi arasında pek de karşılık bulamadığını söylüyor. 

Daha sonra ise George Floyd olayının yarattığı trajedi geldi. Floyd’un öldürülmesiyle başlayan ve halk içindeki sosyal huzursuzlukları ayyuka çıkaran olaylar, Trump’a “siyasi bir cankurtaran ipi” olarak geri dönmüş olabilir.

Ülkedeki protestoların büyük çoğunluğu, 400 yıllık köleliğin ve ayrımcılığın yarattığı adaletsizliğin ön plana çıkarıldığı barışçıl protestolardı. Bazılarında polis şiddeti sahneye çıktı. Bununla birlikte, mağazaların yağmalanması ve polis arabalarının yakılmasını içeren şiddet olayları televizyonlarda geniş yer buldu ve Trump’a sömürebilmesi için yeni bir “kültürel yarık” verdi.

Tıpkı sallanan bir rejimin otokrat lideri gibi, Trump, Vaşington’da büyük bir güç gösterisi sahneledi. Şehirlerin üstünde kükreyen helikopterlerle birlikte, Ulusal Muhafız birliklerinden sonra ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley de sokağa indi. Beyaz Saray bariyerlerle çevrildi ve kim oldukları bilinmeyen güvenlik görevlileri demokrasinin mabedi olan Lincoln Anıtı’nda nöbet tutmaya başladı. 

Çarşamba günü, Cumhuriyetçiler’in basın açıklamasında “Demokratlar’ın gözü şiddeti görmüyor, Başkan kanun ve düzen çağrısında bulunuyor” ifadeleri yer aldı. Aynı günlerde Trump’ın ekibi, Minnesota’da tutuklanan protestocuların kefaletinin ödenmesine yardımcı olan bir fona bağış yapıldığı gerekçesiyle Biden’ın kampanyasını eleştirdi.

Trump, yeni seçim manifestosu olabilecek üç kelimeyi bu hafta içinde tekrar tekrar tweetledi: “Kanun ve düzen”.

Trump’ın bu söylemi, yeni arkadaşlar bulmaktansa şu anki ayrımları ateşlemeye daha müsait. Bu hafta Trump’ın eski savunma sekreteri James Mattis uzun süren sessizliğini bozarak Trump’ı anayasa için bir tehdit olarak nitelendirdi ve Trump’ın Amerikalılar’ı birleştirmeye çalışmayan ilk ABD başkanı olduğunu söyledi.

1918’den bu yana ortaya çıkan en büyük halk sağlığı kriziyle, 1933’ten beri yaşanan en büyük ekonomik krizle ve 1968’den beri olan en büyük ırksal sorun kriziyle karşı karşıya olan bir ülkede, bu söylemin ne kadar işlevsel olacağına dair şüpheler var.

Trump Nixon’laşıyor mu?

Trump’ın çevresindeki bazı isimler, şu an olup bitenleri, 1968’de Nixon’ın yaz aylarında çıkan bir isyan sonrası “kanun ve düzen” sloganını kullanarak yürütüp kazandığı başkanlık yarışıyla kıyaslıyor. Trump, Nixon’dan farklı olarak halihazırda başkanlık koltuğunda oturuyor ancak Minneapolis, New York ve Vaşington gibi şehirlerdeki şiddet eylemlerinin suçunu Demokrat yöneticilere ve belediye başkanlarına kaydırmaya çalışıyor.

Birçok kişiye göre, Nixon, Trump’ın geçen hafta Twitter’da bahsettiği “sessiz çoğunluğu” temsil ediyordu. Ve bu, iki isim arasındaki benzerlikleri artırıyor.

Watergate Skandalı’ndan sonra, Nixon istifa eden ilk ve tek ABD Başkanı oldu. 45. ABD Başkanı Trump ise, geçen ay Fox News’a verdiği bir röportajda şunları söylemişti: “Richard Nixon’dan çok şey öğrendim.”

Nixon’ın hayatıyla ilgili bir kitap kaleme alan John Farrell’a göre, Trump’ın son zamanlardaki davranışları Nixon’ın 1971 yılında ülke genelinde patlak veren isyanlardan sonra izlediği siyaseti anımsatıyor. Farrell, Nixon’ın 1971’in Mayıs ayında başlayan sivil haklar hareketinin kendisinin daha güçlü görünmesini sağlayarak yararına olabileceğini hesapladığını ve Trump’ın da “güçlü lider” imajı yakalamaya çalıştığını söylüyor. “Eğer bir liberalseniz ve bunun Biden’a karşı işe yaramayacağından endişeleniyorsanız 71-72 yaşlarında böyle kabuslar görmeniz normal” diyen Farrell, Trump’ın Nixon’la aynı yolu izleyerek kendisini güçlü göstermeye yönelik bir çaba içinde olabileceğini belirtiyor.

Ancak Nixon ve Trump çok farklı noktalardan buralara gelen isimler. New York Times gazetesinin köşe yazarlarından Jamelle Bouie, bu haftaki yazısında şunları söylüyor: “ Beyaz Amerikalılar’ın kültürel ve ekonomik olarak güvende hissettiği bir zaman diliminde ülkeyi yöneten Dwight Eisenhower’ın başkan yardımcılığını yapan Nixon, güvenilir bir şekilde, kaos karşısında istikrarı yöneten bir isimdi. Trump böyle bir şey yapamaz. Tüm siyasi karakterini uyumsuzluk ve parçalanma üzerine kurdu. Sistemi düzensizlikten kurtaracağını iddia etti ama kendisini düzen ve kontrol sembolü olarak pazarlayamadı. Trump kendisini bir şiddet bir şiddet sembolü olarak pazarlayabilir ancak çoğu Amerikalı’nın bu tür bir liderlik istediğini sanmıyorum.”

Son anketler, Biden’ın ulusal tabloda ve sonucu kestirilemeyen bazı eyaletlerde Trump’ı geçtiğini ve bunun arkasındaki en önemli faktörün yaşlı seçmenle kurduğu bağ olduğunu gösteriyor. Trump’ın “kanun ve düzen” söylemi bu yaşlı seçmeni geri kazanmayı hesaplarken protestolar ve şiddet eylemleri arasında denge kurması beklenen Biden’a ise siyasi bir tuzak kuruyor.

Yazar ve anketör John Zogby’e göre, Trump 65 yaş üstü beyaz seçmen kitlesinin ciddi bir kayış içinde olduğunu fark etti. Trump’ın “kanun ve düzen” söylemi ise bu kitleyi geri kazanabilmesi açısından bir yol olabilir. Zogby’e göre, bu kesim şiddet eylemlerinden uzak, protesto ve şiddet açısından tek boyutlu ve ırk konusunda da oldukça muhafazakâr olan bir kesim ve yıllardır Trump’ın temel tabanlarından birini oluşturuyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus