Koronavirüs, Avrupa’dan Afrika’ya, turizme dayalı birçok ekonomiyi zor durumda bırakıyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Dünyayı etkileyen koronavirüs salgını, ekonomileri turizme dayanan birçok ülkeyi zor durumda bırakıyor. Yaz aylarında turist akınına uğrayan bazı Avrupa ülkeleri bu süreçte ziyaretçi gelmediği için yeni ve daha istikrarlı bir ekonomik model üzerinde çalışıyor.

Avrupa’da birçok kent, yaz aylarında gelen ziyaretçilerle ekonomisini kalkındırıyor. Koronavirüs salgıyla birlikte bu kentlerin pek çoğunda belediye başkanları, akademisyenler ve şehir planlamacıları yeni ve daha istikrarlı bir ekonomik model üzerinde çalışmaya başladı.

Avrupa’nın birçok kentinde normalleşme sürecine geçildi ancak koronavirüsün yeniden yayılabileceği endişesi, enfeksiyon riski gibi faktörler, sınırlar arası seyahatte önemli ölçüde düşüşe neden oldu. Yurtdışına çıkmayı göze alamayan Avrupalılar’ın çoğu, kendi ülkelerinde bugüne kadar keşfetmedikleri şehirleri ve tatil olanaklarını değerlendirmeye çalışıyor. Özellikle İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın kuzeyinde bulunan ve yaz tatili için rotalarını genellikle güneye çeviren ziyaretçilerin bu alışkanlıklarını değiştirmesiyle birlikte, birçok Güney Avrupa kenti, milyonlarca dolarlık turizm gelirinden mahrum kaldı. 

Barselona’nın en bilindik caddelerinden La Rambla’da turistlerin dönüşünü bekleyen bir restoran. (Fotoğraf: Lorena Ros, National Geographic)

İspanya’nın en çok turist çeken kentlerinden Barselona’da turizm sendikaları durumun gidişatından endişe duyuyor. Yetkililer, bu süreçte kentteki işletmelerin yüzde 15’inin, şehir merkezindeki her dört restorandan birinin kepenklerini indirmek zorunda kalacağını belirtiyor. Koronavirüs salgınından etkilenen şehirlerde durumun gün geçtikçe daha da kötüye gittiğini söyleyen yetkililer, bu gidişle on binlerce insanın işsiz kalabileceğini düşünüyor. 

Doğu Avrupa’nın en çok ziyaret edilen şehirlerinden Prag’da bir turizm şirketinde çalışan Barbora Hrubá’ya göre, “Çekya’nın başkenti farklı bir turist kitlesi görmek istiyor”. Xavier Marcé, Barselona Belediye Meclisi’nin turizmden sorumlu üyesi ve “Daha çok turist değil, gerçekten şehri görmek için gelen, çok sayıda ziyaretçi istiyoruz” diyor. Venedik’te aynı görevi yürüten Paola Mar ise “Zor bir dönemden geçiyoruz ve bu dönemi atlatmak için farklı yöntemler deniyoruz” diye konuşuyor. 

Yazın turistlerin uğrak noktası haline gelen bir başka şehir ise Hollanda’nın başkenti Amsterdam. Kentin turizm sektöründe varlığını nasıl sürdürebileceğiyle ilgili çalışmalar yürüten bir sivil toplum kuruluşunda çalışan Heleen Jansen, “Amsterdam’ın yaşanabilirliğine zarar vermeyecek, ziyaretçileri ağırlayabileceğimiz ve sürdürülebilir bir ekonomik model uygulamak istiyoruz” diyor.  

Geçen yıla kadar ziyaretçilerin çokluğundan şikayet edenlerin, duvarlara “Turistler, evinize gidin!” yazdığı Barselona sokakları da bu yaz oldukça sakin. Barselona Belediye Başkanı Yardımcısı Janet Sanz, “İyi niyetli yaklaşımlar başka, somut adımlar atmak başka” diyor. Sanz, turizm faaliyetlerine bağımlı hale gelen şehirlerde ekonominin tek yönlü bir gelişme gösterdiğini kabul ediyor. Şimdi atılması gereken adımın bu şehirlerdeki ekonomik faaliyetleri çeşitlendirmek yönünde olması gerektiğini belirtiyor. 

Söylemesi kolay, yapması zor gibi görünen bu değişimler için bazı küçük adımlar atılıyor. Venedik’te genellikle turistlere kiralanan mülklerin sahipleriyle belediye meclisi arasında imzalanan yeni bir anlaşma sayesinde bu mülkler şehirdeki üniversite öğrencilerine kiralanacak. “Bu iyiye işaret” diyor Paola Mar. Amsterdam, Barselona ve Lizbon gibi diğer şehirler de bu sürecin, mülklerini Airbnb üzerinden dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilere kiralayabilen ev sahiplerinin yükselen kira bedelleri üzerindeki etkisini kırmak için iyi bir fırsat sunabileceğini düşünüyor. 

Safari turizminin sekteye uğraması Afrika’da hem birçok ülkenin ekonomisini hem de yaban hayatının korunmasını tehdit ediyor

Afrika’da ise safari turizmini sekteye uğratan seyahat kısıtlamaları, kıtada yaban hayatının korunması için yürütülen faaliyetlerin aksamasına neden olabilir.

Afrika’da milyon dolarlık bir turizm sektörü haline gelen özel koruma alanları aynı zamanda  milyonlarca insanın ekmek kapısı.

Kenya, Afrika kıtasının doğusunda yer alıyor ve topraklarının yüzde 11’inden fazlasını yaban hayatını koruma alanları oluşturuyor. Bölgede çoğunluğu sığır çobanlarından oluşan topluluk, bu koruma alanlarında da söz sahibi oluyor ve gelirlerinden faydalanıyor. Sığır çobanları, kullanamadıkları otlak arazilerden elde edemedikleri geliri, safari faaliyetlerinden elde ediyor. Yaban hayatına ilgi duyan turistlerin gelmesi aynı zamanda konaklama imkanları sunan oteller için de gelir elde etmek anlamına geliyor. 

Turizm faaliyetlerinin kesilmesiyle birlikte, Kenya’nın 167 özel koruma alanında çalışan işçiler işsiz kaldı ve sığır çobanlarına yapılan ödemeler kesildi. Zor durumda kalan çobanlar, arazilerini kendi hayvanları için otlak olarak kullanmayı planlıyor. Ancak böyle bir adım, Afrika’da uzun yıllardır korunan yaban hayatının tehlikeye atılması anlamına geliyor. 

Kenya ekonomisinin yüzde 8’i doğrudan turizm faaliyetleriyle besleniyor. Uzmanlar, önümüzdeki yıl içinde Kenya’nın gayrisafi yurtiçi hasılasında yüzde 5’e varan bir düşüş yaşanmasını öngörüyor. Kenya’ya farklı ülkelerden uçuşlar 1 Ağustos’tan itibaren başlıyor ancak Avrupa’daki birçok turizm kentinde olduğu gibi ziyaretçi sayısında ciddi bir düşüş bekleniyor. 

Sınırlı sayıdaki uçuş ve koronavirüsün yayılmasından endişelenen turistlerin uluslararası seyahate sıcak yaklaşmaması, yanı sıra yetersiz sağlık hizmetleri  gibi faktörler Afrika için normalleşme sürecinin çok uzakta olduğunu düşündürüyor. Kenya’nın en büyük otel zincirlerinden birinin sahibi ve Kenya Turizm Kurulu’nun CEO’su Jimi Kariuku, “Şu anda hayatta kalmaya odaklanmış durumdayız. Normalleşme ve iyileşme süreçleri hakkında konuşmak için henüz çok erken” diyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus