Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu, Van Gölü’nde 61 göçmenin hayatını kaybettiği tekne faciasına ilişkin raporunu açıkladı: “Olayı kaza olarak nitelendirmek failleri aklamak anlamına gelir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu, Van Gölü’nde 27 Haziran’da meydana gelen “göçmen/sığınmacı katliamı”na ilişkin inceleme raporunu açıkladı. Raporun tespit bölümünde, raporun yazım tarihi itibarıyla cenazesi bulunan 61 insanın bir kaza sonucu hayatlarını kaybetmediği, olayın tamamıyla olası kastla insan öldürme suçu olduğu belirtilerek “Olayı kaza olarak nitelendirmek, olayın maddi oluş şartları incelendiğinde failleri aklama anlamına gelecektir” denildi.

Van Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu’nda düzenlenen toplantıda raporu, Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu’ndan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Mahmut Kaçan okudu. Tanık ifadelerine de yer verilen raporun “Olay sonrasına ait gözlem ve tespitler” bölümü özetle şöyle:

“27.06.2020 tarihinde meydana gelen olayın sonrasında yetkili kurumlarca arama ve kurtarma faaliyetleri başlatılmıştır. Bu faaliyetler kapsamında ilk günlerde Van Gölü’nün çeşitli mevkilerinde su yüzeyinde cenazeler tespit edilmiş ancak batan tekneye günlerce ulaşılamamıştır. Arama kurtarma faaliyetlerinin Van Gölü’nün bir iç deniz olması ve uygun ekipman bulunmaması sebebiyle küçük balıkçı tekneleri ve sahil güvenliğe ait botlarla yürütüldüğü gözlemlenmiştir. Uzunca bir süre bu şekilde devam ettirilen arama kurtarma faaliyetlerine Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın da dahil olduğu, profesyonel ekiplerin gerekli ekipmanlarla sürece dahil olduğu Van Valiliği’nce açıklanmıştır.
08.07.2020 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı’nca yapılan açıklamada; arama kurtarma çalışmalarına katılan Deniz Kuvvetleri’ne ait ‘Birinci Sınıf Dalgıç’ özel ihtisaslı Sualtı Arama Kurtarma (SAK) Timi tarafından batan teknenin Çarpanak Adası’nın yaklaşık 1 kilometre açığında 107 metre derinlikte bulunduğu açıklanmıştır. Bakanlıkça kamuoyu ile paylaşılan görüntülerde, teknenin güvertesinde halen cesetlerin bulunduğu ve birçok sığınmacı/göçmenin tekneden çıkamayarak teknenin iç kısmında boğularak hayatlarını kaybettiği anlaşılmıştır. Komisyonumuzca yetkililerle yapılan görüşmelerde; batan teknedeki cenazelerin ROW isimli cihaz vasıtasıyla görüntülendiği, 107 metre derinliğe dalışın yüksek basınç nedeniyle mümkün olmadığı, cenazelerin ROW cihazına bağlı bir kanca yardımıyla çıkarıldığı, tekne içinde bulunan cenazelere kapalı alanın bir bölümünün kırılarak ulaşılabildiği, aynı yöntemle yüzeye çıkarıldığı öğrenilmiştir.”

“Gölün derinliğinden çıkarılan cesetler tanınabilecek durumda”

Raporun yayımlandığı gün itibarıyla Van Gölü’nden çıkarılan cenaze sayısının 61 olduğu, cenazelerin otopsi ve kimlik tespit işlemlerinin Van Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğü’nce yürütüldüğü belirtilen raporda şu ayrıntılara yer verildi:

Komisyonumuzca yapılan görüşmelerde, bir kısım cenazenin kimlik ve uyrukları Afganistan İslam Cumhuriyeti’nin İstanbul Konsolosluğu yardımıyla tespit edilmiştir. Yine Van Cumhuriyet Başsavcılığı’nca bulunan cenazelerin kimlik tespitleri için çekilen fotoğrafların Pakistan İslam Cumhuriyeti’nin İstanbul Konsolosluğu ile paylaşıldığı ve yakınlarından olay tarihi itibarıyla haber alamayan vatandaşlarının yardımıyla kimlik tespitlerinin yapılmaya çalışıldığı gözlemlenmiştir.

İran, Afganistan ve Pakistan ülkelerinde yaşayan ve olay tarihinde yakınlarından haber alamayan ailelerce çeşitli tarihlerde sosyal medya ve doğrudan iletişim kurulmak suretiyle Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu’na başvurular yapılmış ve yakınlarının akıbeti ile ilgili yardım talep edilmiştir. Komisyonumuza çeşitli ülkelerden yapılan başvuru sayısı rapor yayım tarihi itibarıyla 17’dir. Baromuz komisyonuna ulaşan başvurular süratle değerlendirilerek başvurucuların sunduğu fotoğraf ve kimlik belgeleri derhal Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulmuştur. Ayrıca sunulan kimlik ve fotoğraflarla Van Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğü’ne başvurularak komisyonumuz üyesi avukatlarca cenaze fotoğrafları üzerinden kimlik tespiti çalışması yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda komisyonumuzca dört Pakistan ülkesi vatandaşının kimlikleri tespit edilmiş ve aileleri doğrudan bilgilendirilmiştir. Kimlikleri tespit edilen cenazelerin bilgileri ilgili ülke makamlarıyla da paylaşılarak ailelerin talebi doğrultusunda cenazelerin ülkelerine gönderilmesi talepleri Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilmiştir. Baromuza yapılan başvurularla ilgili kimlik tespit çalışmaları devam etmektedir.
Komisyonumuzca yapılan tespitlerde 04.08.2020 tarihi itibarıyla meydana gelen olayda hayatını kaybeden 61 sığınmacı/göçmenin cenazesine ulaşılabildiği, bulunan cenazelerden 34 kişinin uyruğunun Afgan olduğu, üç cenazenin vücut bütünlüklerinin ileri derecede bozularak sabunlaşma evresinde olduğu, dolayısıyla kimliklerinin fotoğraf yardımıyla tespit edilemeyecek durumda olduğu gözlemlenmiştir. Vücut bütünlükleri bozulması sebebiyle kimlik tespiti yapılamayan sözkonusu üç cenazenin olaydan kısa süre sonra Van Gölü yüzeyinde bulunan cenazeler olduğu, oksijen ve güneş ışığı teması nedeniyle sabunlaştığı tespit edilmiştir. Olaydan uzun bir süre sonra batan tekneden çıkarılan sığınmacı/göçmen cenazelerinin genel itibarıyla vücut bütünlüklerini korudukları ve tanınabilecek durumda oldukları gözlemlenmiştir. Bu konuda uzmanların yaptığı açıklamada cenazelerin vücut bütünlüğünün bozulmamasının nedeni olarak gölün 107 metre derinliğinde suyun sodalı, ısısının düşük ve basıncın yüksek olmasının etkisi olduğu belirtilmiştir.”

“Olay kaza değil, olası kast ile insan öldürme suçudur”

Hazırlanan raporun “Tespitler” bölümünde ise, 27 Haziran 2020 tarihinde meydana gelen ve komisyona göre katliam niteliğindeki olay ile 26 Aralık 2019’da Adilcevaz kıyısında meydana gelen olayın gerek oluş şekli gerek failler arasındaki bağlantı bakımından birbirinin devamı niteliğinde olduğu belirtildi. Sığınmacıları ölüme götüren güvenlik zafiyeti ve hukuki eksiklikler raporda şöyle anlatıldı:

“Van Gölü’nde raporumuzun yazım tarihi itibarıyla cenazesi bulunan 61 insan bir kaza sonucu hayatlarını kaybetmiş değildir. Olay tamamıyla olası kastla insan öldürme suçudur. Olayı kaza olarak nitelendirmek, olayın maddi oluş şartları incelendiğinde failleri aklama anlamına gelecektir. Rapor ile birlikte Komisyonumuz Twitter hesabında paylaşılan ve kurbanların son anlarına ait tekne ambarındaki görüntülerden anlaşılacağı üzere balıkçı teknesine kapasitesinin çok üzerinde insanın alındığı ve tekne içindeki koşulların insanlık dışı olduğu bir kez daha görülecektir. Benzer nitelikteki olaylarda yargı makamlarının neredeyse hareketsiz kalan tutumları ile devamında uygulanan cezasızlık politikası/kültürü bu katliama giden yolun taşlarını döşemiştir. Nitekim bu olaydan sadece altı ay önce meydana gelen ve yedi sığınmacı/göçmenin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan olay sonucunda yürütülen soruşturmanın etkisizliği bu organizasyonda yer alan göçmen kaçakçılarına cesaret vermiştir. Adilcevaz’da hayatını kaybeden insanlara yönelik suç nitelemesi, alelade bir trafik kazasında görülebilecek şekilde ‘taksirle birden çok insanın ölümüne sebep olma’ şeklinde yapılmıştır. Aradan geçen yedi ayı aşan sürede halen bu ölümlerden sorumlu olan kişiler hakkında atılı suçla dahi iddianame düzenlenmiş değildir. Van Gölü üzerinde sığınmacı/göçmenlerin uzun yıllardır balıkçı tekneleri ile taşındıkları bilgisi bölgede yaşayan vatandaşlarca yaygın olarak bilinmekte iken bugüne kadar kolluğun ve diğer yetkili makamların bu trafikten haberdar olmaması dikkat çekicidir. Raporumuzda ayrıntılı açıklandığı üzere özellikle uzun yıllara yayılan bölgemizdeki çatışmalı ortamdan kaynaklı olarak İran ülkesi ile olan sınır hattında üst düzey güvenlik önlemleri (kalekollar, insanlı/insansız hava araçları, termal kameralar, devriye faaliyetleri vd.) alınmış iken sınırın herkesçe bilinen rotalarından göçmen kaçakçıları tarafından kalabalık gruplar halinde hiçbir engele maruz kalınmaksızın geçişin sağlanıyor olması ve bu grupların Van il merkezine kadar sorunsuz erişimi dikkat çekici bulunmuştur. Komisyon üyelerimizden bazılarının takip ettiği bir kısım ceza dosyalarından alınan somut kanıtlardan sınır hattında görev yapan birtakım asker görevlilerin yozlaştığı, göçmen kaçakçısı suç şebekeleriyle çıkar ilişkisine girdikleri ve bu kişilerin faaliyetlerini rüşvet karşılığında kolaylaştırıldığı bilgisi edinilmiştir.

Van şehir merkezinden diğer illere olan bağlantıyı sağlayan karayolları üzerinde 24 saat esasına dayalı süreklilik arz edecek şekilde kollukça kurulan arama/kontrol noktaları, sığınmacı/göçmenlerin yaşamlarını riske ederek ölümcül rotalara yönelmelerine neden olmaktadır. Belirtilen arama/kontrol noktalarında yakalanan hiçbir sığınmacı/göçmenin sığınma taleplerinin alınmadığı, birbirine benzer kopyala yapıştır yöntemle alınan ifadelerin ardından sınır dışı edilmek üzere Geri Gönderme Merkezi’ne gönderildikleri, Geri Gönderme Merkezleri’nde de uzun süreler idari gözetim altında tutulduktan sonra sınır dışı edildikleri tespit edilmiştir.

Bilindiği üzere Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK-UNHCR) 1997 yılında Van kent merkezinde saha ofisi açmıştır. Bu saha ofisi kanalı ile Türkiye’ye yeni giren ve sığınma arayan birçok sığınmacı kayıt altına alınmış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile paralel olarak mülteci statüsü belirleme misyonunu yıllar boyunca devam ettirmiştir. İran ülkesi üzerinden düzensiz yollardan Türkiye’ye gelen birçok sığınmacı Van kent merkezinde BMMYK Van Saha Ofisi’nin olması nedeniyle Avrupa ülkeleri yahut Türkiye’nin batı illerine ulaşma çabası sergilememiştir. BMMYK 2018 yılı Eylül ayı itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti ile paralel olarak yürüttüğü sığınmacı kayıt ve mülteci statüsü belirleme faaliyetlerini bütünüyle Türk Devleti’ne devrederek Van saha ofisini de kapatmış bulunmaktadır. Belirtilen tarih itibarıyla yani Eylül 2018’den günümüze Van ilinde toplu sığınmacı/göçmen ölümleri yaşanmış ve süreç içerisinde bu durum dramatik bir biçimde katlanarak artmıştır.”

“Kasten insan öldürme suçu” temelinde etkin, eksiksiz, süratli ve düzenli bir soruşturma talebi

Avukat Mahmut Kaçan’ın okuduğu raporun öneriler bölümünde de, Van Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Van Gölü’nde 27 Haziran 2020 tarihinde meydana gelen olaya ait maddi gerçeğin Adilcevaz Cumhuriyet Başsavcılığı’nda devam eden soruşturma ile bağlantılı olarak bütün yönleri ile araştırılması ve adil bir yargılama yapılabilmesi için soruşturmanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinde düzenlenen “yaşam hakkı” ışığında ve Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesi uyarınca “kasten insan öldürme suçu” temelinde etkin, eksiksiz, süratli ve düzenli bir şekilde yürütülmesi gerektiği belirtildi. Raporun “Öneriler” başlığındaki diğer maddeler ise şöyle sıralandı:

1- Olayla ilgili soruşturma bağımsız ve tarafsız bir soruşturmanın gereği olarak bizzat savcılık eli ile yerine getirilmelidir.

2- Katliamda hayatını kaybeden insanların sayısı, kimlikleri ve uyrukları tam olarak tespit edilip arama kurtarma faaliyetlerine duraksamaksızın devam edilmesi, bulunan cenazelerden kimlikleri tespit edilenlerin derhal ülkelerine ve ailelerine ulaştırılması insancıl hukukun bir parçasıdır. Komisyonumuza ve Baromuza çeşitli ülkelerden yapılan başvurularda ailelerin ekonomik koşullar ve pandemi sebebiyle Türkiye’ye gelemedikleri tespit olunmakla yakınlarını arayan ailelere Türkiye’ye erişimlerinde yardımcı olunması gerekmektedir.

3- Endrüstriye dönüşen, organize ve örgütlü olarak işlendiği açık olan göçmen kaçaklığı suçu ile mücadelede, yargının cezasızlık politikasına son vererek bu suç kapsamında yürütülen soruşturma ve kovuşturmaları etkin ve süratli yürütülmesi gerekmektedir. Bu noktada yasanın da ağırlaştırıcı neden olarak öngördüğü “örgüt halinde işlenme” hususunun göz önünde bulundurulmasının caydırıcı olacağı tartışmasızdır.

4- Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu ve günümüzde artık anlamını yitirmiş olan coğrafi çekincesi derhal kaldırılmalıdır. Zira Türkiye günümüzde dünyada en fazla mülteci ve göçmen nüfusu barındıran ülke konumundadır. Coğrafi çekincenin konulmasına gerekçe yapılan şartların hiçbiri geçerliliğini korumamaktadır. Coğrafi çekince nedeniyle Türkiye’de sığınma prosedürü birçok belirsizlik içeren bir alan haline dönüşmüş; statü itibarıyla arafta kalmak istemeyen sığınmacı/göçmenlerin yaşamlarını tehdit eden bir sistem haline gelmiştir. Bu nedenle önceki açıklamalarımızda belirttiğimiz üzere Türkiye’de daha çok sınır dışı etme üzerine kurulan sığınma sistemi terk edilerek güvenlikçi politika ve yaklaşımlardan arındırılmalı ve sığınma prosedürü şeffaf ve erişilebilir hale getirilmelidir.

5- Van ilindeki arama/kontrol noktaları sığınmacıların sığınma başvurusunda bulunabilecekleri noktalar haline getirilmeli, sığınmacılar sınır dışı edilme korkusu yaşamadan uluslararası koruma imkanlarından yararlanma olanaklarına kavuşmalıdır.

6- Sınır bölgesinde görev yapan kamu görevlilerinin yozlaşmasının önlenmesi için göreve başlamadan ve görevleri sona erdiğinde kendileri ve birinci derecede aile yakınlarının malvarlığı düzenli aralıklarla araştırılmalı ve sınır hattı ile arama/kontrol noktalarında görev yapan kolluk görevlileri insan hakları ve mülteci hukuku alanlarında sistematik olarak eğitim almaları sağlanmalıdır.

7- Van Gölü’nün bir iç deniz olduğu gerçeği gözetilerek benzer olayların bir daha yaşanmaması için göl üzerinde denetim faaliyetlerinin insanların sığınma haklarını zedelemeyecek şekilde artırılması ve benzer ölümcül olaylara müdahale edebilecek donanımlı arama-kurtarma gemileri inşa edilerek ilgili kurumların hizmetine sunulmalıdır.

8- Göç ve mülteci alanında çalışan uzman uluslararası kurumlar olayları uzaktan sessizce izlemek yerine misyon ve yetkilerine uygun olarak sahada aktif rol almalı ve sığınmacı ve göçmen ölümlerini önlemeye yönelik yetkili otoritelerle işbirliği içinde çalışmalar yapmalıdır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus