Bruno Latour: “İklim konusunda kimin kime düşman olduğunu anlamalıyız”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Filozof Bruno Latour başdöndürücü bir denemeyle iklimdeki “yeni rejim”imizin ana hatlarını ve bu rejimin bu gezegende yaşama ve siyaset yapma şeklimizde yol açtığı bütün değişimleri resmediyor. Joseph Confavreux ve Jade Lindgaard’ın Médiapart’taki yazısını Haldun Bayrı çevirdi.

Bruno Latour

“Durmuyor, her sabah yeniden başlıyor. Bir gün, sular yükseliyor; bir başka gün, topraklar kısırlaşıyor; akşam üstü, kutuplardaki buz kütlesinin hızla eriyişi göze batıyor; akşam haber bülteninde, iki savaş suçu arasında, binlerce türün daha listelere dahil edilemeden ortadan kalkacağı bildiriliyor bize; her ay, atmosferdeki karbondioksit ölçümleri işsizlik oranından bile kötü çıkıyor; geçen her yıl, meteoroloji istasyonlarının kurulmasından beri en sıcak sene olduğu bildiriliyor bize; deniz seviyeleri yükselip duruyor; sahil şeritleri git gide daha fazla ilkbahar fırtınalarının tehdidi altında; okyanusa gelince, her ölçümde daha da asitleştiği saptanıyor. Gazetelerin bir ‘çevre krizi’ döneminde yaşamak diye adlandırdığı budur” diye yazıyor filozof Bruno Latour, yeni kitabının giriş yazısında.

Sciences-Po’da profesör olan filozof ve sosyolog Latour, Empêcheurs de penser en rond/La Découverte yayınlarında, altbaşlığı “Yeni İklim Rejimi Üzerine Sekiz Konferans” olan ve Face à Gaïa (“Gaia’nın Karşısında”, 2015) adıyla yayımlanan bir çalışmada, “Gaia”nınÇ.N. siyasî ve insanî manzarayı istilasının ölçüsünü çıkarmaya gayret ediyor.

Ç.N. Gaia : Yunan mitolojisinde yeryüzünü simgeleyen, arzın tecessümü olan tanrıça.


Çevre meselesi ve iklimdeki alt üst oluş öyle bir hâle geldi ki, “geçici olabilecek bir kriz, dünyayla ilişkimizi derinlemesine bozdu. Otuz ya da kırk yıl önce harekete geçmiş olabileceklere –ve hiçbir şey yapmamış ya da bu kadar az şey yapmış olanlara– dönüşmüş gibiyiz. Bir dizi eşiği aşmış, tam bir savaştan geçmiş ve neredeyse hiçbir şey fark etmemiş olmamız tuhaf bir durum!” diye yazıyor filozof.

Britanyalı araştırmacı James Lovelock, “Gaia’nın İntikamı” (The Revenge of Gaia: Why the Earth Is Fighting Back – and How We Can Still Save Humanity. Santa Barbara, California: Allen Lane, 2006) adlı çalışmasında, artık dayanılmaz hâle gelmiş bir antropik/insan kaynaklı baskıya tepki veren bir Yeryüzü gezegeninin portresini çıkarıyordu. İlk olarak Lovelock’un dile getirmiş olduğu “Gaia Hipotezi”nin tüm örüntüsünü benimsemese de, Bruno Latour “doğanın yeni dengesizliği” tarafından yaratılan durumun ve içinde insanlığın yerkabuğu ve jeolojiye etki eden bir kuvvet haline geldiği antroposen/insan çağına girişimizin üzerinde duruyor.

Yeryüzü’nün bir ruhu olmaksızın da aktif olduğunu kabullenmek zorunda kalınca ne yapmalı? Bruno Latour’a göre, Yeryüzü’nün “sadece bir hareketi değil, bir davranışı da olduğu”nu ve bir “savaş durumu”nda bulunduğumuzu âcilen kavramak gerekiyor — 2007’de Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) Nobel’i kimya ya da fizik dalında değil de barış dalında almasının kanıtladığı gibi. Latour insanlığın durumunu Almanya’nın durumuyla karşılaştırırken tarihçi Ian Kershaw’ın kitabı “Son”u hatırlatıyor

(The End: Hitler’s Germany 1944-45, Allen Lane, 2011). Bu kitapta, İkinci Dünya Savaşı’nın son yılında, tüm zafer umudunu yitirmişken, kendini kaptırmış olduğu mantıkta değişikliğe gitmekten âciz kaldığı için Almanya’nın önceki dört yıldakinden fazla sivil ve askerî kayıp verdiği gösterilir.

  • “İnkâra, hubris’e/ölçüsüzlüğe, depresyona, mâkul bir çözüm umudu ya da çöle kaçışa” kendimizi kaptırmadan Gaia’nın karşısına nasıl çıkmalı? Antroposeni/İnsan çağını siyasî arenaya nasıl sokmalı? “Tehdidin bâriz karakteri görüşümüzü değiştirmeyeceği için yeniden siyaset yapmaya hazırlanmamız gerek” diye cevap veriyor Bruno Latour. Clive Hamilton’ın kitabının Fransızca’daki adıyla söylersek: “İnsan Türü İçin Bir Cenaze Marşı”ndan (Requiem pour l’espèce humaine) kaçınmak istiyorsak (Hamilton’ın kitabının İngilizce başlığı: Requiem For A Species: Why We Resist The Truth About Climate Change, 2010).

Ama filozof şu endişe verici saptamayı da yapıyor: “Bir tehdide cevabınızı siyasetin himayesinde vermek ile bilginin himayesinde vermek arasında muazzam bir fark olduğu, Soğuk Savaş’ın başlatmış olduğu silahlanma yarışının hızlı ve endişeli gidişatı ile iklim müzakerelerini yürüten senatörler katarı karşılaştırıldığında açıkça görülür. Üzerine casusların topladığı istihbarat hayli zayıf olan bir tehdide cevap vermek için atom silahlanmasına yüz milyarlarca dolar akıtılmıştır; oysa insan kaynaklı olarak ‘iklimin alt üst oluşu’nun teşkil ettiği tehdit, eyleme geçmeden önce dayanak alabileceğimiz, en çok belgelenmiş ve en nesnel biçimde geliştirilmiş bilgi konusudur muhtemelen.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus