Fransız yazar Jean Genet’nin gizli yazıları nihayet ortaya çıktı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Gaspard Dhellemmes’in 9 Ekim’de Fransız Le Monde gazetesinde yayımlanan yazısını Türkçe’ye Haldun Bayrı çevirdi.

Roland Dumas’nın uzun süre kendine sakladığı bir edebiyat hazinesi bu: Avukatı ve dostu olduğu yazarın yayımlanmamış elyazmalarının bulunduğu üç çanta. Caen yakınındaki Çağdaş Yayıncılık Belleği Enstitüsü’ne (IMEC) teslim ettiği bu belgeler, ekim ayı sonunda sergileniyor.

 Jean Genet’nin Brassaï tarafından 1950’de Paris’teki Hôtel Rubens’te çekilmiş fotoğrafı. ESTATE BRASSAI SUCESSION

Nisan 1986 başında, Jean Genet, yaşayacak artık sadece birkaç günü kaldığını bilmektedir. O ayın 14’ünde canını teslim edeceği bir kansere yakalanmış olan 75 yaşındaki yazar, avukatının Paris Saint-Louis Adası’nda Bourbon rıhtımındaki evine gider. Vaktiyle Camille Claudel’in heykellerini yonttuğu, sanat eserleriyle kaplı bir asma kata dalar ve biri siyah deriden diğeri kahverengi Skai marka iki valiz bırakır masanın üzerine.

Birkaç gün öncesine kadar Laurent Fabius hükümetinde Dışişleri Bakanı olan, fakat milletvekili seçimlerinde kazanamayan Roland Dumas, “o kırık burunlu ufak adamın” kendisine, “Roland, işte sürmekte olan bütün çalışmalarım, bunlarla istediğinizi yapabilirsiniz!” dediğini işitir. Hizmetçiler’in (1947, çev.: Salah Birsel, Ayrıntı Yay., 2000) ve Hırsızın Günlüğü’nün (1949, çev.: Yaşar Avunç, Ayrıntı Yay., 1997) yazarı, o tarihte yirmi beş yıldır hiçbir şey yayımlamamıştır. Son kuvvetlerini, ölümünden sonra yayımlanan son kitabı Sevdalı Tutsak’ı (çev.: Yaşar Avunç, Ayrıntı Yay., 2005) yazmaya harcamıştır.

“Valizleri ilk açtığımda, biraz Ali Baba’nın mağarasını andıran o inanılmaz zenginlikteki dağınıklığa hayran oldum” (Çağdaş Yayıncılık Belleği Enstitüsü IMEC’in edebiyat yönetmeni Albert Dichy)

Otuz dört yıl sonra, Saint-Louis Adası’ndaki aynı asma katta, ağustos ayının bunaltıcılığında kabul ediyor bizi Roland Dumas. Kapıyı Slav aksanlı bir ev hizmetlisi açıyor ve alkollü suyla temizlenmemize yardım ediyor. 98 yaşındaki Dumas zor yürüyor, ama vaktiyle hırsızlıktan hapse atılan iflâh olmaz düzenbaz “dostu Jean”dan bahsederken gözleri parlıyor.

“Onu kaç defa, iyi kotarılmamış ve yeniden pişirilmiş davalarda savunduğumu bir bilseydiniz,” diyerek gülümsüyor. “Jean bir akşam buraya geldi, suratı korkunçtu, yirmi yıl boyunca birbirimizden ayrılmadık bir daha. Her tarafta sorunları vardı: sözleşmelerinde benzerini görmediğim bir hukukî dağınıklık vardı, kazıklanmıştı, işlerine bir çekidüzen vermem gerekti. Bazen zor durumdaki dostlarına yardım ediyordum. Duruşmalar sırasında ufak kâğıtlara, ‘Sorgu yargıcı pisliğin teki, ona rüşvet vermek lâzım!’ gibi bir şeyler çiziktirip uzatıyordu bana.”

David Bowie için senaryo

Bu yoldaşlıktan, eşsiz bir masal anlatıcısı olan Dumas binlerce anekdot hatırlıyor. Bir de hazine: O iki valiz, ayrıca nihayet paylaşmaya karar verdiği ufak bir siyah çanta. Kasım 2019’da IMEC’e (Çağdaş Yayıncılık Belleği Enstitüsü) teslim ettiği bavullar Ekim ayı sonunda Caen’de sergileniyor. Genet hayranlarını heyecanlandıracak bir olay bu. Eski bir komodinin dibinde bulunmuş birkaç müsveddeden söz etmiyoruz; on dört yılın yazı ürünleri bunlar. “Valizleri ilk açtığımda, biraz Ali Baba’nın mağarasını andıran o inanılmaz zenginlikteki dağınıklığa hayran oldum” diyerek hatırlıyor Albert Dichy, IMEC’in edebiyat yönetmeni ve Genet Fonu’nun sorumlusu.

Çok sayıda müsvedde, dosyalar, notlar, defterler, bildiriler, zarflar, afişler, aşı karneleri, darmadağınık elyazmaları, çok sayıda basılmamış metin: Sevdalı Tutsak’a bir devam taslağı, ayrıca Dawid Bowie’nin isteği üzerine yazılmış tuhaf bir senaryo. Bu bavulların varlığını, böyle bir şeye inanmakta güçlük çeken birkaç akademisyen bilmekteydi sadece. Bu valizleri açmak, göçebe bir yazarın atölyesine ilk kez girmek demek. Ve bu notlar ummanına dalarak, “son Genet”nin inanılmaz yaratıcılığını ölçmek.

Bu keşfin önemini anlamak için, 1960’lı yılların başına dönmek gerek. İlk ve tek filmi Un chant d’amour’un (“Bir Aşk Şarkısı”, 1950’de çekilen ve 1975’te çıkan) prodüktörüyle bozuşan Genet, Roland Dumas ile karşılaştığı zaman, 32 ile 36 yaşları arasında beş roman yazmış olan o aşırı üretken yazar değildir artık. 50 yaşını devirmiş, dişleri çürümüş ve ilhamı ona küsmüştür. Fransa, Yunanistan ve Fas arasında bir yaşam sürmektedir.

Yırtıcı kedileri andıran bir güzelliği olan, kendinden neredeyse otuz yaş ufak Faslı akrobat Abdallah Bentaga’yı seviyordur. Genet ona akıl hocalığı yapmakta, ip cambazlığı derslerini ödemekte ve onun için denge numaraları bile icat etmektedir. Le Funambule (“İp Cambazı”) metnini ona ithaf etmiştir; hazin bir biçimde uyarıcı şu öğütle: “Yine de eklemeliyim ki, nihâî bir fizikî ölüm riskini almalısın. Sirk dramatürjisi bunu gerektirir… Tehlikenin de aklı vardır: Kaslarını kusursuz bir doğruluğa ulaşmaya mecbur edecektir… bu doğruluk da dansının güzelliği olacaktır…”

Beklenmedik bir yakınlık

Dumas henüz François Mitterrand’ın “Talleyrand”ı olmamıştır, ama entelijensiya arasında rağbet gören bir avukattır. Psikanalist Jacques Lacan’ın ve Marc Chagall, Pablo Picasso gibi ressamların haklarını savunmaktadır: Picasso’nun şaheseri Guernica’nın İspanya’ya götürülmesini sağlamıştır. Genet, Roland Dumas’yı seçme nedeninin “Güneyli aksanı” ve “Parizyen meslektaşları gibi nutuk çekmemesi” olduğunu söyler. Ortak bir kadın arkadaşları da vardır: Antonin Artaud’nun yayıncısı Paule Thévenin.

Yerleşik düzenin prensi zampara ile nasipsizlerin ozanı büyük eşcinsel çapkın arasında beklenmedik bir yakınlık oluşur. İkisi de sanata, Arap dünyasına âşıktır ve yasakları ihlâl etmeye aynı tutkuyla meraklıdırlar. Genet o sırada Fransız sosyalistlerinin baş lâfını duymuştur muhakkak: “François Mitterrand’ın iki avukat dostu vardır. Hukuk için Robert Badinter, yamuk işler için Roland Dumas.”

Genet ilk romanından bir senaryo yazmayı denemiştir. Sipariş, Çiçeklerin Meryem Anası’ndaki travesti kahraman Divine’i oynamayı düşleyen David Bowie’den gelmiştir.

Dumas avukatlıktan sırdaşlığa terfi eder. Mart 1960’ta, Abdallah ipten düşer ve dizini kırar. Birkaç yıl sonra, 1964’te, akıl hocası tarafından yüzüstü bırakılma korkusuyla damarlarını doğrar. Genet umutsuzluğa gömülmüştür. Avukatın müvekkilini teselli etmeye çalıştığı ve eserlerini sürdürmeye teşvik ettiği, şömine başında bir akşamın anıları. Genet’nin cevabı : “Yok, Roland, artık hiçbir şey yapmak istemiyorum. Zaten bütün elyazmalarımı yırttım! Bir ölümün bir işe yaraması gerek.”

Abdallah’ın vefatının kefaretini ödemek ister gibi, ona devasa bir inceleme vakfeden Jean-Paul Sartre’ın taktığı adla “Aziz Genet”, sessizlik yemini eder. Artık bir kaleme dokunmak bile istemiyordur. Daha sonra Sevdalı Tutsak’ta zikredeceği gibi, “ağzını dikmiştir”. 1967 yılının bir Mayıs gecesi, İtalya sınırındaki Domodossola kentinde, bir hafta önce vasiyetini yazmış olan Genet, bir barbitürat olan Nembutal ilacından yüksek bir doz yutar. Komaya girer ve ölümden kıl payı kurtulur.

Jean Genet, Black Panther Party’nin (BBP) kurucularından Amerikalı yurttaş hakları militanı Elbert Howard, namıdiğer “Big Man”in yanında, 1 Mayıs 1970, New Haven, Connecticut (yukarıda). 1970’li yılların sonunda, yazarın BBP’nin haftalık dergisi için yazdığı metinlerin tamamını içeren bir broşür (ortada) yayımlanmıştır. Valizlerinden çıkan ilginç buluntular arasında, eski hayat yoldaşlarından biri olan Jacky Maglia’nın 1975’e doğru yaptığı Jean Genet portresi (aşağıda). Michael Quemener/IMEC ve David Fenton/Getty Images fotoğraflarından Camille Durand/M Le magazine du Monde tarafından yapılan kolaj. 

Dünyadaki çöküş, bazen Yahudi düşmanlığıyla flört etme pahasına, azar azar uyuşukluğundan çıkarır onu. Mayıs 68’den sonra, Genet, içindeki isyanın siyasal bir ayaklanmayla bağ kurabileceğini keşfeder. Sabit bir meskeni olmayan yazar, o topraksız halkın, Filistinliler’in davasını sahiplenir. Amerikalı Siyahlar’ın kavgasıyla da tutkulu biçimde ilgilenir“Bir gün, yanında 2 metrelik bir Siyah’la geldi evime” diye hatırlıyor Roland Dumas. “Bana: ‘Roland, bu beyefendiyi size teslim ediyorum,’ dedi.” Söz konusu kişi, iki polis memurunun öldürülmesiyle suçlanan ve sınırdışı edilme tehdidi altında olan Black Panther Party’nin sözcüsü Eldridge Cleaver’dan başkası değildir“Ona saklanacak bir yer buldum ve Meclis’te bir soru önergesi vermeyi kabul eden François Mitterrand’ı da bu işe bulaştırdım.”

Sahip olduğu tek şey edebiyat

Edebiyat, yazarın sohbetlerinden çıkmıştır, ama düşlerinden çıkmamıştır. Valizler buna tanıklık edecektir. Yazı, bir cümleden diğerine, geri dönecektir. Genet önce kesmeşeker ambalaj kâğıtlarına, otel faturalarına ya da bir bloknotun kapağına yazarak başlar. Ufak ufak, bu notlar, izini bavulların muhafaza edeceği, Filistinliler’e ithaf edilen büyük bir metin için bir araya gelirler.

Caz üzerine, Japonya üzerine ya da çocukluğu üzerine iki deneme arasında, Genet senaryolar da yazar. Özellikle de ilk romanı Çiçeklerin Meryem Anası’nın(1943; çev.: Yaşar Avunç, Ayrıntı Yay., 2000) uyarlamasını. Sipariş David Bowie’den gelmiştir. Star, “Our lady of flowers”ın fanıdır ve romanın travesti kahramanı Divine’i oynamayı düşlemektedir. Yazdığı Jean Genet biyografisinde, romancı Edmund White iki adamın şaşırtıcı tanışmasını anlatır. Bowie Genet’ye bir Londra lokantasında randevu verir. Yazar, masasında tek başına oturan güzel bir kadın görür ve ona: “Mr. Bowie, I presume” deyiverir. Görüldüğü gibi şarkıcı bu role hazırlanmıştır. Ama proje finansman bulunamadığından yüzüstü bırakılır.

“Genet sinema arzusunda hep hüsrana uğramıştır: Öyle zor şeyler istiyordu ki, senaryodan pratiğe geçirmekte başarısızlığa uğruyordu.” Marguerite Vappereau, sinema tarihçisi

Valizler açılana kadar, bu senaryonun gerçekten yazılmış olduğunu hiç kimse bilmemişti. “Genet’nin boğaz tokluğuna senaryolar yazdığı sık sık söylenmişti” diye açıklıyor, bavulların içinden çıkanlar üzerine çalışmış olan nadir kişilerden, sinema tarihçisi Marguerite Vappereau. “Aslında sinema arzusunda hep hüsrana uğramıştır daha ziyade; öyle zor şeyler istiyordu ki, senaryodan pratiğe geçirmekte başarısızlığa uğruyordu.”

Genet bu valizleri yanından hiç ayırmaz. Hep yanındadırlar; salaş gar otellerinden Beyrut’a, Şatila Filistinli mülteci kampına kadar, ABD’deki siyah gettolarından Fas’taki Laraş’ta son aşkı için inşa ettirdiği mavi kepenkli ufak eve kadar. Dünyanın dört bir yanında oynanan piyesleri onu zengin etmiştir. Ama parasını hayatına giren erkeklere dağıtmayı tercih eder. Onun sadece valizleri, Rimbaud’nun Illuminations’unun (çev.: Can Alkor, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2014) bir nüshası, bir montu ve liseli gibi boynuna sarıp uçuşturduğu eşarpı vardır.

“Son Genet efsanesi

1970’li yılların sonunda, Genet gırtlak kanseri olduğunu öğrenir. Onu radyoterapi seansları için hastaneye dostu Alexandre Romanès götürür. Bekleme salonunda bile sararmış parmaklarıyla Gitanes sigarasından nefes çekerken görüyor onu hâlâ. “Eczaneye onun Nembutal kutularını almaya gidiyordum, Alexandre Nerval ya da Alexandre Baudelaire adına sahte reçeteler yazıyordu ve bu onu çok eğlendiriyordu”, diye anlatıyor Çigan Romanès Sirki’nin kurucularından Alexandre. 1980’li yılların başında hastalığı ciddileşir. Artık yaşayacak fazla ömrü kalmadığını anlar ve ara vermeksizin Sevdalı Tutsak üzerinde çalışır.

1986’nın Nisan ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece Paris’te Place d’Italie yakınındaki otel odasının banyosunda yere düşer. Sabahleyin, eski hayat yoldaşlarından, bir kaza sonrası tasarımcılığa geçmiş eski yarış pilotu Jacky Maglia onu cansız bir halde bulur. Morgda Jean Genet’yi teşhis için Roland Dumas da onun yanına gelir. Cesedin etrafında dönüp duran ve habire, “Şüphe yok, onun ayakları bunlar!” diye tekrarlayan Maglia’nın hâli gözünün önünden gitmiyordur.

Dışişleri Bakanlığı’ndan kısa süre önce ayrılmış olan Dumas, naaşının Fas’a transferini sağlar. “Kral, askerî bando ve Faslı entelektüellerle muazzam bir tören düzenlemek istediğini bildirdi bana. ‘Lütfen hiçbir şey düzenlemeyin, her şeyi kolaylaştırın sadece’ diye cevapladım.” Cenaze töreni sonunda birkaç yakınıyla Laraş Mezarlığı’nda yapılmıştır. Yazarın ölüm sonrası yaşamı başlayabilecektir artık.

Ölümünden bir yıl sonra, yatağının başucunda düzeltilmiş son hâli bulunan Sevdalı Tutsak Gallimard tarafından yayımlanır. Mirası, Jean Genet’nin eski hayat yoldaşları olan üç mirasçı arasında paylaştırılır: Bunların biri, vasisi Jacky Maglia’dır. Dumas’ya bıraktığı valizler uzun bir uykuya dalar. Genet uzmanı Albert Dichy 1990’lı yılların sonunda, yazar üzerine bir belgesele çalışırken bu valizlerin varlığından haberdar olur. 2000 yılı başında Roland Dumas tarafından valizleri açmak için davet edildiğinde, Albert Dichy bir şeyden çok etkilenir: “Valizler sessiz bir ‘son Genet’ efsanesini gözden geçirmemizi zorunlu kılıyor; bu efsaneyi bizzat kendisi de bilerek diri tutmuştu. Bu valizlerin içindekiler, artık yazmak istemeyen bir yazar ile, ondan taşan yazı arasındaki mücadeleyi anlatıyor.”

Valizlerde bulunan çok sayıda belgenin arasında, Jean Genet’nin 1976’da onu ilk yayıncısına bağlayan sözleşmeyi ihbar etmek için bir yargıca yazdığı mektubun müsveddesi (sağda) ve 1977’de Madrid’in büyük bir otelinin zarfı üzerine yazılmış, devrim üzerine bir not (solda). Michael Quemener/IMEC’in fotoğraflarından Camille Durand/M Le magazine du Monde kolajı. 

Bir gazete parçasının üzerine şöyle yazar Genet: “Daima kuvvetliden yanayım.” Ve bir mektup bloku kapağının üzerine: “Bundan başka erkeklik yoktur: Beyaz ulusun üzerindeki siyah leke.” Bu metinlerle, Genet siyasal bağlanmalarını kendi sabıkalı ve serseri güzergâhıyla ilintilendirerek anlamayı denemektedir. “Sevdalı Tutsak’ın devamı olacak gibi görünen çalışması için, Genet, Talmud’unkine yakın tipografik düzenlemeli bir kitap yazma fikrindeydi ve bunun için grafiker Robert Massin’den denemeler yapmasını istemişti” diyor Albert Dichy. “Bu tamamlanmamış edebiyat düşünün izleri valizlerde bulunuyor.”

Tılsımın gücü

Albert Dichy, daha ilk karşılaşmalarında Roland Dumas’ya valizleri ilk Genet Fonu’na evsahipliği eden IMEC’te tutmayı teklif eder. Fakat Dumas surat ekşitir. Bu metinleri kendisinin yayımlayabileceğini düşünmektedir. Seneler geçer. Anayasa Konseyi’ne başkanlık ettikten sonra tekrar avukatlığa dönünce, Dumas kendini Elf Davası’na batmış bir halde bulur ve 2003’te aklanarak rahata erer. Bu valizlerden ayrılmaya razı olması için 2019’u beklemek gerekecektir.

90 yaşını geçtikten sonra, heykeltraş Alberto Giacometti’nin miras davasında güven suiistimalinde suç ortaklığından mahkûm edilen avukat, kendine bir sanat koruyucusu imajı parlatmaktadır. İnceleyebildiğimiz beş sayfalık bir belgede, “Avukat Roland Dumas’nın IMEC’e bağışı” kaydı düşülmüştür. Valizlerin içindekiler, “Ortadoğu seyahatinden önceki aşı sertifikası”ndan (Ekim 1970), “Beyrut’taki New Hamra Oteli’nin antetli kâğıtları”na kadar, aşırı ayrıntılı biçimde kaydedilmiştir. “Her şeyi usûlünce yaptık”, diye derhal belirtiyor Roland Dumas, her türlü kuşkuyu dağıtmak için.

Neden bu kadar uzun süre beklediği sorulduğunda, avukat saf ayaklarına yatıyor: Yayıncılık konusunda uzman olmadığını, “en emin ve en ilginç” çözümü bulmak için çok kişiye danıştığını söylüyor. Yazarın arşivleri bazen tılsımlı bir güç yaymaktadır. Elyazmalarının ölümsüzlüğü bunları elinde bulundurana da geçermiş gibi. Roland Dumas uzun uzun soluklanıyor. “Bazen, akşamları evde yalnızken, elyazmalarını okuyordum; Jean’ı düşündürüyordu bu bana”, diye soluklanıyor, sesinde bir melankoli gölgesiyle.

Asla plan yok, sadece tekrar yazımlar

Valizlerin içindekilerin nasıl kullanılacağı bugün Jacky Maglia’ya bağlı; geçmişte daima buna gönülsüz davranmıştı. Sebepsiz de değildir bu: Genet sağken eserlerinin tekrar basımlarına hep burun kıvırmıştır. IMEC sergisinin dışında, valizdeki metinlerin bazılarını bir araya getiren bir Cahier de l’Herne sayısı 2021 ilkbaharında çıkacak. İki senaryosu, Divine ve La Nuit venue ise, Maglia razı olursa yakında yayımlanabilir. Elyazmalarının geri kalanı ise araştırmacıları uzun süre meşgul edecek. Genet’nin yaratma sürecini daha iyi anlamayı mümkün kılıyor bu yazmalar — asla plan yok, sadece aynı metnin tamamının tekrar yazımları.

“Valizler, Genet’nin, yazdıkları aracılığıyla bir ölüm-sonrası yaşamdan vazgeçmediğini de gösteriyor.” Eric Marty, edebiyat profesörü

Bir sır hâlâ bâki. Hiçbir zaman bir edebiyat insanı gibi davranmayan ve arşivlerinin hiçbirini muhafaza etmeyen Genet neden valizlerini birine bırakmak istemiştir? Dostu Roland Dumas’yı sevindirmek mi istemiştir ? Kanseri iyileşirse müsveddelerini tekrar ele almayı mı ummaktadır ? Yoksa son çalışmalarının en nihayetinde yayımlanmasını mı istemekteydi sadece?

“Valizler Genet hakkında iki çelişik şey söylüyor: Yuvasız ve sınırsız bir insanın mutlak özgürlüğünü simgeliyorlar; ama aynı zamanda, bu göçebeliğin ardında, yazı aracılığıyla bir ölüm-sonrası yaşamdan vazgeçmemiş olduğunu da gösteriyorlar” diye değerlendiriyor, Paris-VII Üniversitesi’nde çağdaş Fransız edebiyatı profesörü Eric Marty. Avare şair efsanesini yerleştirmenin de bir yolu sanki. Valizlerde bulunan ilginçlikler arasında: Jacky Maglia’nın karakalem çizimleri. Bunların birinde, Genet yatağına uzanmıştır, hastalığının yorgunluğunu atar gibi. Aslında bilhassa bu pozisyonda yazma alışkanlığı vardır.

Artık akşamları Genet’nin elyazmalarını okuması mümkün olmasa da, Roland Dumas, yazarı temsil eden bir başka desenle teselli bulabilir: Giacometti imzalı bir karakalem portresi. Genet heykeltıraş dostu için uzun süre poz vermiştir. Şu günlerde, bu eser bir müzeye ödünç verilmiş durumda, ama asıl yeri avukat Dumas’nın bürosunun üzeri. Sanki “dostu Jean” Saint-Louis Adası’ndaki asma katı hiç terk etmemiş gibi.

« Les valises de Jean Genet », IMEC Sergisi, abbaye d’Ardenne, Saint-Germain-la-Blanche-Herbe (Calvados). 30 Ekim 2020’den 31 Ocak 2021’e kadar.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus