Judith Butler: “İnsanlar için yaşanılabilir bir dünya yaratmak, bireyselliğin katı biçimlerini parçalamaktır”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Filozof Judith Butler, “Yine de insanlar için yaşanabilir bir dünya, merkezinde insan bulunmayan, gelişip serpilen bir dünyaya bağlıdır” diyor. Butler’ın Time‘da çıkan yazısını Sofi Farazande ve Güney Işık Tombak çevirdi.

Judith Butler

Her ne kadar pandemi üzerimizde farklı izlenimler bıraksa da onu küresel bir olay olarak algılıyoruz, bu paylaşılan bir dünya içinde yaşadığımızı görmemizi sağlıyor. Yaşayan insanların birbirini etkileme gücü ölüm kalım meselesi olabilir. Çoğu kaynağın adilane paylaşılmaması ve çoğu insana bunlardan var-yok arası bir pay düşmesiyle yüzleşmediğimiz müddetçe pandeminin küresel boyutunu tanıyamayız.

Bazıları ortaklaşılan düzen için çalışır, onun süregitmesini sağlar fakat yine bu sebepten onun bir parçası olamazlar: Mal mülk sahibi olmayanlar, ırkçılık duygularıyla kenara itilmiş veya atık olarak görülmüş dahi olanlar… Bunlar genellikle yoksul, beyaz-olmayan, aydınlık bir gelecek umudunu karartan ödenemeyecek borçları olan insanlardır.

Paylaşılan dünya eşitçe paylaşılmamaktadır. Fransız filozof Jacques Rancière “payı olmayanların payı”na işaret eder, müştereklere katılmalarının, şimdi, şimdiye kadar mümkün olamadığı ve bundan sonra da mümkün olamayacağı kişilerin payına. Çünkü pay sahibi olunması gereken sadece kaynaklar ve şirketler değil, aynı zamanda bir ortaklık duygusu, dünyaya adilce ait olma duygusu, dünyanın herkesin gelişmesini desteklemek için örgütlendiğine dair güvendir de.

Pandemi, ırksal ve ekonomik eşitsizliklere ışık tutup onları yoğunlaştırırken aynı zamanda birbirimize ve dünyaya olan yükümlülüklerimizin küresel farkındalığını da artırdı. Ölümlülük ve karşılıklı bağımlılığın yeni bir algılanışına dayalı, küreselliğe dönük bir hareket var. Sonluluk deneyimi sert bir eşitsizlik duygusuyla birliktedir: Kim neden erken ölür ve kim yaşamın devamlılığı için gerekli olan altyapısal veya sosyal vaatlerden mahrumdur?

Ortak immünolojik çıkmazla pekiştirilen dünyanın bu karşılıklı bağımlılık duygusu, belirlenmiş sınırlarla kuşatılmış, ayrık bedenlere kapatılan varoluş algımıza meydan okur. Bir beden olmanın aynı zamanda diğer canlılarla, yüzeylerle, aynı anda hiç kimseye ve herkese ait olan hava dahil bütün ögelerle bağlı olmak olduğunu kim yadsıyabilir ki?

Bu dünyadan eşit pay alması gerekenler için sağlık hizmetleri, barınma imkânı ve yeterince temiz su var mı?

Bu pandemi sürecinde hava, su, barınma, giyim ve sağlık hizmetlerine erişim, bireysel ve toplumsal kaygının ana kaynaklarıdır. Ama bütün bunlar zaten iklim değişikliğinin tehdidi altındaydı. Birinin yaşanabilir bir yaşamı olup olmaması sadece kişiye dair varoluşsal bir soru değil, toplumsal eşitsizliğin ölüm kalım sonuçlarının körüklediği acil bir ekonomik sorudur: Bu dünyadan eşit pay alması gerekenler için sağlık hizmetleri, barınma imkânı ve yeterince temiz su var mı? Bu soru, pandemi sırasında artan ekonomik güvencesizlik koşullarıyla daha acil hale getirilir ve aynı soru devam eden iklim felaketinin, şu anki haliyle yaşanabilir yaşama tehdit olduğunu da ortaya çıkarır.

Pandeminin kelime kökeni “pandemos”tur ve bütün insanlar ya da daha net olarak ifade etmek gerekirse, her yerdeki insanlar, veya insanlar üzerinden yayılan şey demektir. “Demos” kendilerini ayırmaya çalışan yasal engellere rağmen bütün insanlar anlamına gelir. Buna göre pandemi, insanları hastalanma ve iyileşme, ıstırap ve umut, bağışıklık ve ölüm ihtimalleri üzerinden birleştirir. İnsanlar seyahat ettiği müddetçe hiçbir sınır virüsün yayılışını durdurmaz ve hiçbir toplumsal zümre mutlak bağışıklığa sahip değildir.

“Günümüzde politik olan, ortaklaşılan dünyanın yeniden inşasının zorunluluğundan yola çıkmalıdır” der Kamerunlu filozof Achille Mbembe. Kurumsal kâr, özelleştirme ve sömürgeleştirme amacıyla yeryüzünün kaynaklarının yağmalanmasını küresel bir proje veya girişim olarak düşünürsek, bu uğurda bizi egolarımıza ve kimliklerimize, kendi kesikli hayatlarımıza geri döndürmeyen bir hareket tasarlamak işe yarar.

Mbembe için böyle bir hareket, “öyle bir sömürgesizleştirme ki tanım gereği küresel bir girişim, hem dünyanın olan hem de dünyaya radikal bir açıklık ve yalıtımın aksine dünya için derin bir nefes”tir. Kökenlere ve sistemik ırkçılığa karşı küresel muhalefet, bu durumda bizi dünyaya döndürmeli ya da dünyanın, sanki ilk defa, şimdi hepimizin bildiği bir arzu olan “derin nefes almak” için paylaşılan bir yer haline gelmesini sağlamalıdır.

Yine de insanlar için yaşanabilir bir dünya, merkezinde insan bulunmayan, gelişip serpilen bir dünyaya bağlıdır. Çevresel toksinlere, sadece biz insanların zehirlenme korkusu olmadan yaşayıp nefes alabilmesi için değil, aynı zamanda suyun ve havanın bizim merkezinde olmadığımız yaşamlar barındırması gerektiği için de karşıyız.

Bireyselliğin katı biçimlerini parçaladığımız şu birbirine bağlılık zamanlarında, yeniden doğuşuna bağlı olduğumuz bu gezegende beşerî dünyaların oynaması gereken daha küçük rolü tasavvur edebiliriz. İşte bu tasavvur, her birimizin daha küçük ve daha bilinçli rolüne bağlıdır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus