Türkiye 1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor – Cumhurbaşkanlığı’ndan sözleşmeden çekilme savunması: “TBMM, antlaşmaların imzalanması ve onaylanmasında yetki sahibi değildir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye, 19 Mart’ta kamuoyunda “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye ilişkin Avrupa Sözleşmesi”nden Cumhurbaşkanlığı kararı ile çekildi. Sözleşmenin Türkiye için 1 Temmuz 2021’de sona ereceğine ilişkin karar ise 30 Nisan’da Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu durum karşısında birçok kadın, kadın örgütü, barolar ve siyasi partiler Danıştay’a, kararın iptali için dava açtı. Danıştay 10. Dairesi kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan davada 11 Mayıs Salı günü savunma istedi. Cumhurbaşkanlığı, yaklaşık bir ay sonra Danıştay 10. Dairesi’ne savunma dilekçesi verdi. Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen savunmada, “Açılan davalar haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olup reddi gerekmektedir” denildi.

Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan savunma dilekçesinde şu ifadeler yer aldı:

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) yetkisi, onaylamayı veya katılmayı uygun bulmakla sınırlıdır. TBMM, antlaşmaların imzalanması, hatta TBMM’ye sunulması ve onaylanması aşamasında yetki sahibi değildir. Antlaşmaları nihai olarak yürürlüğe koyma (ve feshetme) yetkisi yürütme organında bulunmaktadır. Dava konusu Cumhurbaşkanı kararı, Sözleşme’nin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine ilişkin olup, kararın parti tüzel kişiliğini ilgilendiren meşru ve güncel bir menfaat ilişkisi bulunmadığı gibi parti tüzel kişiliği üzerinde sonuç doğurması da mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, temel hak ve özgürlüklere ilişkin tarafı olduğumuz diğer milletlerarası antlaşmalar, kanunlarımız ve ilgili diğer mevzuatın, kadınlara yönelik şiddetle mücadele ve şiddeti önleme konusunda, uluslararası kural ve standartlara da uygun, gerekli düzenlemeleri içerdiği, ülkemizin bahse konu Sözleşme’den çekilmesinin, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi hususunda hukukî olarak veya uygulama bakımından bir eksikliğe yol açmayacaktır.

“Davanın reddi gerekmektedir.”

Düzenlemenin mahiyeti gereği ya da Cumhurbaşkanı’nın devletin başı sıfatıyla yaptığı ve devletin yüksek menfaatini ilgilendiren işlemlerine karşı yargı yolunun kapalı olduğuna kuşku bulunmamaktadır. Bu kapsamda, yürütme organının başka devletlerle veya uluslararası kuruluşlarla olan ilişkileri çerçevesinde yaptığı işlemler de yargı denetimi dışındadır. Bir uluslararası anlaşmanın feshedilmesi işlemi, bu kapsamda dava konusu işlemde yürütme organının uluslararası ilişkiler çerçevesinde yaptığı bir işlem olup, yargı denetimine tabi değildir. Dava konusu Cumhurbaşkanı kararı, kategorik olarak dış ilişkiler çerçevesinde tesis edilen ve münhasıran cumhurbaşkanının yetkisine tabi bir işlem olup, yargı denetimi kapsamında görülmesi mümkün bulunmamaktadır. Mezkûr Sözleşme, içeriği itibarıyla iç hukukta doğrudan uygulanabilen bir niteliğe sahip olmayıp Sözleşme’de yer alan ilkeler, taraf ülkelerin iç hukukunda yaptığı düzenlemeler ile hayata geçirilen niteliğe sahiptir. Bu durumda dava konusu Cumhurbaşkanı kararının, davacı siyasi partinin tüzel kişiliğine ait menfaatlerine bir tesiri bulunduğu söylenemez. Belirtilen sebeplerle, davanın öncelikle ehliyet yönünden reddi gerekmektedir.”

“Yasama ve yasa yapma görevi asıl olarak TBMM’de”

Eşitlik için Kadın Platformu (EŞİK), Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan savunmaya ilişkin açıklamada bulundu. EŞİK’in açıklamasında, Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen savunmanın Anayasa’nın 90. maddesi “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır” dahil birçok anayasa maddesinin, temel hak ve özgürlüklere ilişkin tüm sözleşmelerin Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılabileceği anlamına geldiğini belirtti. Açıklamada, yasama ve yasa yapma görevinin asıl olarak TBMM’de olduğu vurgulandı.

“Kadın cinayetleri, kadınkırımı boyutlarına ulaşmıştır”

EŞİK’in açıklamasında, Türkiye’de kadın ve erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik uluslararası ve ulusal yasal düzenlemelerin uygulanmadığını belirtilerek, “Devletin en üst makamı da dahil olmak üzere her kademesinde, sürekli olarak kadınlarla erkeklerin eşit olmadığı propagandası yapılmaktadır. Bu propaganda nedeniyle her gün en az üç kadın öldürülmektedir. Kadın cinayetleri artık cinskırım – kadınkırımı boyutlarına ulaşmıştır” denildi.

“Yürütmeyi durdurma kararı verilmesinin önünde engel kalmamıştır”

Danıştay’ın İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin yürütme kararını durdurması veya iptal etmesi önünde hiçbir engel kalmadığı belirtilen açıklamada şöyle devam edildi:

1 Temmuz’a sayılı günler kaldığı için derhal yürütmeyi durdurma kararı verilmelidir. İstanbul Sözleşmesi, kadınların ve LGBTİ+’ların can güvenliği ve şiddetsiz bir hayat hakkı için kritik önemde bir hukuki belgedir. Danıştay, 1 Temmuz’dan önce yürütmeyi durdurma kararı vermediği takdirde, sonra vereceği kararın bir anlamı olmayacaktır. İstanbul Sözleşmesi’nden bu hukuk dışı çıkış girişimi, sadece kadınlar ya da Türkiye açısından değil insan hakları evrensel hukukunu altüst eden bir girişim olduğu için de dünya hukuk ve siyaset tarihine geçecektir. İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olma sıfatının 01.07.2021 tarihinde sona ereceği dikkate alındığında, Cumhurbaşkanı’nın söz konusu kararlarının uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğacaktır. Bu kararlar açıkça hukuka aykırı olduğu için ivedilikle yürütmeyi durdurma kararı verilmesi zorunludur.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus