Étienne Balibar: “Barış yanlılığı bir seçenek değil”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Mathieu Dejean’ın Mediapart’ta yayınlanan Étienne Balibar ile yaptığı röportajı Haldun Bayrı çevirdi.

Bir “Avrupa savaşı” olarak tanımladığı durum karşısında filozof Balibar, Putin’i neyin geriletebileceği üzerine kafa yoruyor: Ukrayna halkının direnişine ama aynı zamanda muhalif Rus halkına da yardım – “Tekrar bloklar teşekkül etmesi”nden kaçınmanın tek yolu.

Paris’teki bürosunun mekanını tıka basa dolduran kitapların ortasında Karl Marx’ın bir büstü gözlerini ufka dikmiş. Cezayir Savaşı sırasındaki parti tavrını eleştirdiği için Fransız Komünist Partisi’nden atılan 79 yaşındaki filozof, Ukrayna’da süren savaşı ve bunun sonuçlarını anlamasını sağlayacak “bir pusula aramak için” büste bakıyor.

İtalyan komünist Altiero Spinelli’nin “Ventotene Manifestosu”nda tanımlamış olduğu haliyle bir Avrupa federalizminden yana olan Balibar, Avrupa’nın bugün kaçınılmaz görünen bir askerileşme eğilimine gireceğini öngörmemiş. Irak’ın ABD tarafından 2003’teki istilası sırasında, “Avrupa, Amerika, Savaş: Avrupa Arabuluculuğu Üzerine Düşünceler”de yaptığı gibi burada da Étienne Balibar savaşın ötesini düşünmek için perspektifler öneriyor.

“Tekrar blokların teşekkül etmesi” fikrine karşı olan ve ciltler tutan yazıları (“Bitmek Bilmeyen Tarih”/Histoire interminable, “Kavram Tutkuları”/Passions du concept ve yakında Cosmopolitique) La Découverte tarafından yayımlanan filozof, Ukrayna halkının direnişine ama aynı zamanda muhalif Rus halkına da destek vermekten geçen bir enternasyonalizmi savunuyor. Zira bir “Avrupa savaşı” söz konusu. Bu bakımdan da “onlarla bizim aramıza ahlâkî bir demirperde dikmekten” her ne pahasına kaçınmak gerekiyor. 

Étienne Balibar, 3 Mart 2022’de Paris’te evinde. © Photo Sébastien Calvet / Mediapart

Rusya’nın Ukrayna’yı istilası, bu duruma hakikaten uygun olup olmadığını bilmediğimiz geçmişin sözcüklerini tekrar ortaya döküverdi: Soğuk savaş, dünya savaşı, emperyalist savaş… Sizce bu başlayan savaş nedir?

Étienne Balibar: Kolay bir soru değil, zira hiçbir şekilde askeri ya da jeostratejik uzmanlığım yok ama kendi kuşağımdan, hatta daha yakın kuşaklardan pek çok kimse gibi Avrupa’da ve dünyada vuku bulan ve savaş ile barış, demokrasi ile diktatörlük kadar hayati sorunları karıştıran bütün siyasi hadiseleri kaçınılmaz telakki ediyorum.

Bir Avrupa yurttaşı olduğunuz ve içinde yaşanan dünya üzerine düşünme mesleğiyle iştigal ettiğiniz zaman uzman olmamanızın arkasına saklanamazsınız.

Dolayısıyla cevabım, bunun bir Avrupa savaşı olduğudur. Sadece Avrupa’ya ait ya da onun sınırında olduğu kabul edilen topraklarda vuku bulmasından değil bu Avrupa diye adlandırdığımız bir tarihsel, kültürel ve siyasi bütünün içinde vuku bulan bir savaş olmasından ve bu bütün Rusya’yı da içine alır.

Avrupa ile tanım itibariyle onun dışında bir güç arasındaki bir savaş değil bu. Avrupa mekanımızın içinde vuku bulan bir savaş

Bir nevi otokratik “petro-oligarşi” olup geçmişe özlem duyan, aşırı askerileşmiş ve git gide daha çok polise dayanan günümüzdeki Rus rejiminin şu andaki düşman olmadığı anlamına gelmez bu. Ukraynalıların düşmanıdırlar ve bu yüzden, benim gibi onları direnişlerinde desteklemenin öncelikli olduğunu düşünen herkesin düşmanıdırlar.

Ama muayyen derecede bir barizliğe karşı bunun “ufak Avrupa”ya indirgenmiş bir Avrupa ile tanım itibariyle dışsal bir güç arasındaki bir savaş olmadığını göz önüne almak gerekmektedir, yani “biz” ile “onlar” arasında. Avrupa mekanımızın içinde vuku bulan bir savaş bu fakat genişleyebilir, bariz bir risktir bu.

Bu Avrupa mekanını nasıl tanımlarsınız? Bunun sınırları nedir?

Avrupa mekanına geniş bir tanım getirmeyi gerektirir bu. Gorbaçov’un “ortak ev” diye adlandırdığını düşünüyorum. Aklımda aynı zamanda Keynes’in Birinci Dünya Savaşı ertesinde yayımlanan ünlü kitabı Barışın Ekonomik Sonuçları (1919) da var.

O kitapta, Keynes’in bariz görünen gerçekliklerin aksine giden temaları vardır: Mesela, Almanları ezmeye uğraşılırsa, başımıza iş alınacağı. Okurlarına öz itibariyle şunu diyordu: “Bir İngiliz’in Avrupa’yla bu kadar ilgilendiğini söylemesi sizi şaşırtacaktır, ama kendimi Avrupalı hissediyorum.” Avrupa’ya, tarihine uygun biçimde açık bir tanım gerekmektedir.

Bu yüzden Rusya’nın Avrupa’nın bir parçası olduğunu söylüyorum, İngiltere ya da Türkiye gibi. Tarihsel Avrupa bazen şiddetli biçimde iç sınırlarla bölünmüştür ama tam anlamıyla dış sınırları yoktur – ne güneye doğru, ne batıya doğru, ne doğuya doğru, başka uygarlıklarla temas mıntıkaları vardır sadece.

Rusya’yı Avrupa’ya katıyorsunuz fakat Vladimir Putin, 21 Şubat 2022’de saldırıya geçtiğini açıkladığı konuşmasında, Ukrayna’nın varlığını bile reddetti. Onun saldırgan emperyalizmi bu Avrupa anlayışını frenlemiyor mu?

Putin saplantılı bir şekilde beni ancak hayrete düşüren bir şeye dönüşüyor zira benim hafızamda, bütün bir komünizm tarihi de var. Sovyetler Birliği’nin kuruluş anında, iç savaştan çıkılan 1922’de “Ukrayna” adı verilen bir ulusal varlığın SSCB içinde özerk bir cumhuriyet oluşturmasını kabul ederek onarılmaz bir yanlış yapan Lenin’in bunun sorumlusu olduğu fikri.

Putin, Lenin’in Ukrayna milliyetçiliğine feci bir taviz vermiş olduğunu, bu yapılmamış olsa, Sovyetler Birliği’nin çöküş anında Ukrayna’nın bağımsızlığının söz konusu olmayacağını çünkü Ukrayna topraklarının bizzat sakinleri tarafından Rusya’nın bir parçası olarak görüleceğini söylüyor. Lenin’e karşı Stalin’le birlikte tavır almak anlamına geliyor bu.

Acil zorunluluk, Ukraynalıların direnmelerine yardım etmektir. Tekrar “müdahalesizlik” oyununu oynamayalım

Elbette Lenin’in meşhur “uluslar meselesi”nde haklı olduğunu düşünüyorum. “Büyük Rus şovenizmi” diye adlandırdığı şeyi kafaya takmıştı. Ama akabinde ispatlandı ki milliyetçiliğin büyüğünün de küçüğünün de beklentisi savaşlardan, krizlerden ve soykırımlardan yararlanarak ortaya çıkmaktır. 

Rus İmparatorluğu’nun ve diğer Avrupa imparatorluklarının tarihinde daha eski kökler var ama bugün olup bitenin esaslı bir kısmının Birinci Dünya Savaşı sonundaki ve Rus Devrimi’nden sonraki büyük bölünmeden geldiğine inanıyorum, akabindeki Nazizm ve Soğuk Savaş’la şüphesiz.

Bundan çıkardığım sonuç perspektifler önermek için Rusların, Ukraynalıların ve bizim çıkarımıza olarak Avrupa’nın yeniden aslına dönmesi hedeflenmelidir, uluslar ve milliyetler sorunu tepeden tırnağa yeniden düşünülmelidir.

Étienne Balibar, 3 Mart 2022’de Paris’te evinde. © Photo Sébastien Calvet / Mediapart

1920’ye dönmek gerektiğini söylemiyorum. Ama ortak geleceğini düşünmeyi denemek için Avrupa’nın iç bölünmelerinin o uzun güzergâhını izlemek gerekir. Bu da şu anda yapmamız gerekeni ve bunu nasıl yapmamız gerektiğini kısmen buyurmaktadır.

Avrupa Birliği’nin bu savaşa hâlihazırdaki cevabı sizce olayın düzeyinin karşılığı mı? Askeri tırmanıştan çekiniyor musunuz?

Nükleer de dahil olmak üzere askeri tırmanıştan müthiş korkuyorum. Dehşet verici, göründüğü kadarıyla da olmayacak şey değil. Fakat barış yanlılığı bir seçenek değil. Acil zorunluluk Ukraynalıların direnmelerine yardım etmektir. Tekrar “müdahalesizlik” oyununu oynamayalım. Avrupa Birliği zaten savaşa karışmış durumda. Birlik göndermese bile, silah gönderiyor ve bunu yapmakta haklı olduğunu düşünüyorum. Bir müdahale biçimi bu.

İkinci olarak, Avrupa orduları alarm halinde, sınıra müfrezeler gönderiyorlar. Oraya Rus ordusu da gelirse ne olacağını bilemeyiz. Üçüncü olarak ise Batı çerçevesinde AB, etkili olmaları istenirse savaşmanın “melez” bir biçimini oluşturan ekonomik “yaptırım” kararları alıyor, bu da Ruslar tarafından misillemelere yol açabilir.

En büyük bilinmeyen, Çinlilerin ne yapacağıdır ama Rusların Batı dünyasında kargaşa çıkarmasında muayyen avantajlar görseler bile Rusların her yaptığına “eyvallah” demeye de yatkın olmadıklarını gösterir gibi her şey. Çinliler “cephe” terimleriyle akıl yürütmezler. Putin’i aklını başına almaya zorlama olanakları var mı? Orası kesin değil.

Sorunuza dönersem, şu günlerde Noam Chomsky, Ukraynalıları desteklemek ama Putin’e de bir çıkış kapısı bırakmak gerektiğini, ekonomik yaptırımların Rusların aşırı tepkilerine yol açmaması gerektiğini söyledi. Ona duyduğum tüm saygıyla birlikte yanıldığını zannediyorum.

Putin’i çekilmeye zorlamak isteniyorsa, vurulan darbelerin kuvvetli olması gerekir. Fakat ekonomik yaptırımların iki ucu pis bir değnek olduğu ve gaz, petrol ve buğday tedariki bakımından Avrupalıların sorunlar yaşayacakları da tamamen doğrudur. Enflasyon dört nala kalkacaktır. Hatta küresel finans işlemleri için bir “sistemik risk” de vardır belki.

Putin kendini ya hep ya hiç konumuna koydu. Asıl korkutan da budur

Genel olarak, uzun süreliğine risk altında olacak bir döneme girdik. Hem Putin’in açtığı savaşa muhtelif biçimlerde müdahale edip hem de bunun hiçbir bedelinin olmayacağı ya da hiçbir risk içermediği zannedilemez.

Tekrarlayayım: Zorunluluk, önce Ukraynalıları desteklemektir. Dolayısıyla Putin’e bir çıkış kapısı açmak istemiyorum. Kendisi de istemiyor bunu zaten. Kendini ya hep ya hiç konumuna koydu. Asıl korkutan da budur.

Putin savaşını haklı göstermek için NATO tehdidini ileri sürdü, bu savaş ABD ile emperyalistler arası rekabetlerin ürünüymüş gibi. Putin’in beslediği ve bu savaş vesilesiyle her şeye rağmen yeniden teşekkül ettiğini gördüğümüz “cepheleşme”den nasıl çıkılabilir?

NATO’nun Soğuk Savaş sonunda Varşova Paktı’yla beraber ortadan kalkmış olması gerektiğini düşünenlerdenim. O dönemde Batı, “sistemler” arasındaki savaşı kazanmış olduğunu ve zaferinin meyvelerini ekonomik, ideolojik, askeri olarak bütün sahalarda istiflemesi gerektiğini düşündü. Muhafaza ettiği şeyler arasında dışarıda işlevleri olan ama aynı zamanda belki de bilhassa Batı cephesini, evcilleştirme demesek de disiplinli tutma işlevi gören NATO var.

Bütün bunlar elbette bir emperyalizme bağlıdır: NATO, geniş anlamda Avrupa’nın Amerikan imparatorluğu nazarında hakiki bir jeopolitik özerkliği bulunmamasını garanti eden araçlardan biridir. Soğuk Savaş’ın ötesinde NATO’nun ayakta tutulmasının nedenlerinden biridir bu. Bunun ise tüm dünya için felakete yol açan sonuçları olmuştur.

NATO, nüfuz alanındaki diktatörlükleri sağlamlaştırmış, bazıları korkunç bir şekilde ölümcül olan ve insanlığa karşı suç oluşturan her türden savaşları sahiplenmiş ya da hoş görmüştür. Şu anda olup bitenler ise bu noktadaki görüşümü değiştirmiyor.

Bununla birlikte, Rus saldırganlığı düpedüz gerçek ve mesela Baltık ülkelerinin yurttaşları için göründüğü kadarıyla tek koruma NATO’da. Bu ülkelerin yurttaşlarının yüzde 39-40’ı Rusça konuşuyor. Rus imparatorluğu her zaman kuzeyde ve güneyde denize erişimi istemiştir ve Riga, Kırım’ın akıbetine uğramaktan korkmakta tamamen haklı. Polonya ise belki de şimdiden, Alman-Sovyet paktının travmasıyla aynı zamanda kalıtsal bir milliyetçiliğin büyük ölçüde işe karıştığı başka bir sorundur.

En iyisi Avrupa’nın kendi topraklarını korumak için yeterince kuvvetli olması ve etkili bir uluslararası güvenlik sistemine sahip olmasıdır. Yani demokratik biçimde yenilenmiş ve daimî üyelerinin veto hakkından kurtulmuş bir Birleşmiş Milletler.

Oysa NATO güvenlik sistemi olarak yükseldikçe, Birleşmiş Milletler de aşağı düşmektedir. Kosova’da, Libya’da ve bilhassa 2003’te Irak’ta ABD’nin ve NATO’nun hedefi Birleşmiş Milletler’in arabuluculuk, öneri getirme ve uluslararası adalet sağlama kapasitelerinin tümünü dağıtmak olmuştur.

Étienne Balibar, 3 Mart 2022’de Paris’te evinde. © Photo Sébastien Calvet / Mediapart

Halklara saldırılar karşısında verilebilecek garantileri sorguladığımızda, bazı durumlarda NATO onların yaslanabileceği son dayanaktır. Ama hiç de ideal değildir. Zira, NATO’nun koruma altına almasıyla birlikte dünya emperyalizmleri arasındaki stratejik çatışmaya katılınır.

Soruya dönersek, bunun Putin açısından bir bahâne olduğunu düşünüyorum. Putin’i savaşa iten bir NATO saldırısı değil. Fakat 1991’den beri Rusya etrafındaki mevzileri sistemli biçimde kemirme politikası olmuştur, bunun doğruluğunu anlamak için haritaya bakmak yeterli.

Savaşın başından beri sadece Ukraynalılar direnmiyor, aynı zamanda Ruslar da büyük risklere girip protestolar düzenleyerek Ukraynalılarla dayanışmalarını gösteriyorlar. Rus halkı Putin’in geriletilmesine katkıda bulunabilir mi?

Evet ve bu fikre çok önem veriyorum. Bu soru, “Putin’i ne durdurabilir?” diye sorulursa ilk cevap: Yardım edilmesi kaydıyla Ukrayna halkıdır. Ama ikinci cevap da: Maruz kaldığı baskıcı aygıtın şiddetine rağmen Rus halkıdır.

Rus halkının çoğunluğunun hâlihazırdaki sistemleri yerine demokrasiyi tercih ettikleri söylenebilir mi bilmiyorum ama bu yönde unsurlar var. Kaldı ki Putin’in, Rusya’yla mümkün olan tüm şekillerde iç içe geçmiş bir kültürel ve siyasi alan olan ve aynı yolsuzluk sorunlarından mustarip Ukrayna’da demokratik anlayışın alan kazanmasından çekindiğini düşünüyorum.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus