Ruşen Çakır, CHP kurultay davasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu arasında dolaylı bir ittifak bulunduğunu savundu. Çakır’a göre bu ittifakın temel hedefi Ekrem İmamoğlu’nun siyaseten tasfiye edilmesi.
Ruşen Çakır, CHP’nin kurultay davasını değerlendirirken Türkiye’de mahkemelerin bağımsızlığına dair kuşkularını dile getirdi. Çakır, “Bugünün Türkiye’sinde bir mahkemenin ana muhalefet partisi hakkında dava açması siyasi iktidarın istediği için oldu” dedi.
Türkiye’de hukuk devleti olmadığına inandığını belirten Çakır, davanın sonucunun Erdoğan’ın istediği yönde çıkacağını öne sürdü. Çakır, “Çıkacak olan karar da büyük ihtimalle Erdoğan’ın istediği karar olacak” dedi.
“Erdoğan İmamoğlu’na dört kez yenildi”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ekrem İmamoğlu’nu saf dışı bırakmak istediğini savunan Çakır, bunun nedenini şöyle açıkladı: “Dört kez yenildi Ekrem İmamoğlu’na karşı ve şimdi karşısına güçlü bir cumhurbaşkanı adayı olarak çıkıyor.”
2023 seçimlerinde İmamoğlu’nun aday olabileceğini ancak Kılıçdaroğlu’nun izin vermediğini hatırlatan Çakır, şimdi İmamoğlu’nun çok daha güçlü bir şekilde çıktığını vurguladı, “Milyonlarca oy Kılıçdaroğlu’na ve Ekrem İmamoğlu’na verildi” diye konuştu.
“Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’na bakışı değişti”
Çakır, 2019 Yerel Seçimleri’nde İstanbul’a İmamoğlu’nu aday yapan kişinin Kılıçdaroğlu olduğunu hatırlatarak, durumun değiştiğini anlattı, “İmamoğlu başarısı varsa, mucizesi varsa 2019’da, sonra 2024’te bunun aslan payı Kemal Kılıçdaroğlu’nda” dedi.
Ancak 2023 seçim yenilgisinden sonra İmamoğlu’nun değişim dediğini ve partiyi Özgür Özel Genel Başkanlığında yeni bir yere taşıdığını belirten Çakır, “Esas projenin sahibinin Ekrem İmamoğlu olduğu muhakkak” değerlendirmesinde bulundu.
İktidar medyası “açık destek” verdi
Çakır, iktidar medyasının Kılıçdaroğlu’na açık destek verdiğini savundu. “Normal şartlarda Erdoğan’ın ‘CHP’liler yine birbirlerine girdi, ben kendi işime bakıyorum’ demesi beklenirdi” diye konuşan Çakır, bunun yerine açık bir şekilde Kılıçdaroğlu’ndan yana tavır alındığını öne sürdü.
“İktidar medyası ekranlarında sürekli Kemal Kılıçdaroğlu propagandası yapıldı” diyen Çakır, “Bay Kemal geliyor” manşetleri atıldığını söyledi.

“İki güçsüz lider birbirine sarılıyor”
Çakır, hem Erdoğan’ın hem de Kılıçdaroğlu’nun güçsüz durumda olduğunu savundu, “Kılıçdaroğlu çare olarak Erdoğan’a, Erdoğan çare olarak Kılıçdaroğlu’na başvuruyor” diye konuştu.
Bu durumun başarılı olma ihtimallerinin düşüklüğünün işareti olduğunu belirten Çakır, “Düşenler birbirlerine sarılarak yukarı çıkmak istiyorlar” değerlendirmesini yaptı.
İstanbul operasyonu ile karşılaştırma
Kılıçdaroğlu’nun İzmir benzetmesi yaptığını hatırlatan Çakır, bu karşılaştırmanın doğru olmadığını savundu, “O tarihteki yolsuzluk soruşturması ile bugünkü yolsuzluk soruşturması arasında dağlar gibi fark var” dedi.
Bugünkü soruşturmanın “esas olarak siyasi operasyon, darbe” olduğunu öne süren Çakır, halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarına karşı darbe yapıldığını iddia etti.
19 Mart deneyimi hatırlatması
Çakır, 19 Mart’ta başarılı olabilecek operasyonun toplumsal muhalefet nedeniyle olmadığını hatırlattı. Eğer mahkeme kararı alınırsa benzer bir direnişin örgütlenebileceğini ancak bu sefer hem siyasi iktidara hem de Kılıçdaroğlu’na karşı mücadele etmek zorunda kalınacağını belirtti.
Çakır, “Kim Türkiye’deki insanların değişim talebine cevap veriyor, kim veremiyor?” sorusunun önemli olduğunu vurguladı, 2023 seçim yenilgisinin ardından Kılıçdaroğlu’nun “herhangi bir siyasi çıkış yaptığına tanık olmadığını” söyledi.
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Erdoğan-Kılıçdaroğlu ittifakı İmamoğlu’nu siyaset dışı bırakabilecek mi? | Ruşen Çakır yorumluyor
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Siyasetle ilgililer, özellikle CHP’liler ama aynı zamanda da iktidar yanlıları yarını bekliyor. Yarın CHP kurultay davasında sonuç çıkabilir ve parti yönetimi görevden alınabilir, daha doğrusu eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu tekrar partinin başına yargı eliyle atanabilir.
Böyle bir eşikteyiz. Neden böyle oldu, bundan sonra ne olur? Bu konuda çok kişi konuştu, etti, ben de öyle ve konuşmaya devam edeceğiz; ama anladığım kadarıyla bu yaşananların bir Erdoğan-Kılıçdaroğlu ittifakı olduğunu bu açıklıkla söyleyen pek kişi olmadı. Ben, bugünkü yazımı okuduysanız, yazımın sonunda bundan bahsettim. Bir ittifak var, bu ittifak doğrudan olmayabilir, dolaylı olabilir, yüz yüze görüşmeler sonucunda oluşmamış olabilir fakat burada bir ittifak olduğu kesin. İttifakın bir yanında Erdoğan, bir yanında Kılıçdaroğlu var.
Şöyle bakalım; Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nun önünü açması için birçok nedeni var. Öncelikle CHP, Özgür Özel genel başkanlığındaki ama cumhurbaşkanı adayı da Ekrem İmamoğlu olan bir CHP ile siyaseten baş edemiyor ve bunun için de yargıyı kullanıyor. Yargının da yetmediğini gördü ve şimdi klasik “parçala, böl, yönet” taktiğine gidiyor ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yatırım yapıyor. Kemal Kılıçdaroğlu niye böyle bir şeye razı oluyor?
Şimdi burada kişisel birtakım şeyler söylenebilir, şu olur, bu olur ama şunu özellikle vurgulamak lazım: Bugünün Türkiye’sinde bir mahkemenin ana muhalefet partisi hakkında dava açması, bu davanın belli bir safhaya gelmesi ve bu davanın sonunda da alınacak ve partinin kaderini birinci derecede etkileyecek kararın alınmasında mahkemenin bağımsız ve tarafsızlığı mı etkili olacak, ki böyle bir şey yok, yoksa siyasi irade mi? Eğer bu dava açılabildiyse, bu noktaya gelebildiyse siyasi iktidar istediği için oldu, yani Erdoğan istediği için oldu.
Çıkacak olan karar da büyük bir ihtimalle Erdoğan’ın istediği karar olacak. Çıkacak sonucu kimileri hukuki olarak tartışabilir ama ben ne hukukçuyum ne de Türkiye’de hukuk devleti olduğuna inanan birisiyim. Bence bu olayı siyasi açıdan değerlendirmek gerekecek. Dava ertelenirse ‘‘Neden böyle istedi Erdoğan?’’ diye sormamız gerekecek. Davadan şu ya da bu sonuç çıkarsa ‘‘Erdoğan niye böyle istedi?’’ diye bakmamız gerekecek, bana göre böyle. Dolayısıyla bunu en iyi bilen, Türkiye’de yargı diye bir şey kalmadığını en iyi bilen isimlerden birisi olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘‘Olay yargının kararıdır, bağımsız yargıdır’’ diyerek bunun bir siyasi bir operasyon olduğunu reddetmesi mümkün değil. Burada Erdoğan’ın istediği bir şey var ve Kılıçdaroğlu da başka bir şeyler istiyor belli ki ama burada istekler bir yerde birleşiyor ve bir ittifak oluşuyor. Burada hedef ne? Hedef, başlığa çıkardığım gibi aslında esas olarak öncelikle İmamoğlu’nun siyaseten tasfiye edilmesi. Erdoğan’ın bunu neden istediğini anlayabiliyoruz.
Neden istiyor? Çünkü dört kez yenildi Ekrem İmamoğlu’na karşı ve şimdi karşısına güçlü bir cumhurbaşkanı adayı olarak çıkıyor. 2023’te de çıkabilirdi, Kılıçdaroğlu izin vermediği için olmadı. Şimdi çıkıyor, çok daha güçlü bir şekilde çıkıyor. O dayanışma sandıklarında atılan oyları düşünün, milyonlarca oy Ekrem İmamoğlu’na verildi.
Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’nu saf dışı bırakmak istiyor. Bu sadece Erdoğan’ın isteği mi, yoksa devletin başka kanatları içerisinde de benzer bir şeyler var mı? Muhtemelen vardır ama esas taşıyıcının burada Erdoğan olduğu muhakkak. Peki Kılıçdaroğlu niye bunu istiyor? Normal şartlarda 2019 yerel seçimleri öncesi Ekrem İmamoğlu’nu Beylikdüzü’nden alıp İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne aday yapan kişi Kılıçdaroğlu’ydu ve aslında bir İmamoğlu başarısı varsa, mucizesi varsa 2019’da özellikle, sonra 2024’te, bunun aslan payı Kemal Kılıçdaroğlu’nda ve Kılıçdaroğlu burada Ekrem İmamoğlu’nun başarısını kendi başarısı olarak sunma şansına sahipti. Bir ara yapar gibi de oldu ama 2023’te mesela Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ya da Mansur Yavaş’ın aday olma ihtimallerinin önünü kesti ve onları kendisine, biraz da, biraz değil, esas olarak Meral Akşener’in baskısı sonucu cumhurbaşkanı yardımcılığı payesi verdi son anda. Ve hatırlayın seçim gecesi Kılıçdaroğlu ortaya çıkmadı, bunun yerine Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş kamuoyuna seslendiler. Orada da Kılıçdaroğlu’nun önünde kalkan oldular.
Fakat ne oldu? Seçim yenilgisinin ardından hemen ertesi gün Ekrem İmamoğlu ‘‘değişim’’ dedi, parti içinde düğmeye bastı ve partiyi Özgür Özel genel başkanlığında yepyeni bir yere taşıdı. Hep birlikte yaptılar ama projenin esas sahibinin Ekrem İmamoğlu olduğu muhakkak. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu, şu anda tartışmalı olan, mahkemelik olan kurultay başkanlığına önerecek kadar önemsediği Ekrem İmamoğlu’nun artık siyaseten yok olmasını istiyor, etkisiz olmasını istiyor. Yaptığı açıklamalara baktığınız zaman ne diyor?
Bir İzmir benzetmesi yapıyor; zamanında İzmir’de böyle olmuş, yargıyla belediye başkanı arasında kalmış, burada da böyle olması gerektiğini söylüyor; ama o tarihte İzmir belediye başkanı hapse falan girmedi, tutuklanmadı. Sadece o değil, o kadar çok ilçe belediye başkanı ve belediye çalışanı gözaltına dahi alınmadı, tutuklanmadılar. Yani bunlar birbirleriyle kıyaslanacak şeyler değil. O tarihteki yolsuzluk soruşturmasıyla bugünkü yolsuzluk soruşturması arasında dağlar gibi fark var ve bugünkü soruşturma esas olarak, esas olarak bir siyasi operasyon, bir darbe. Yani orada halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarına karşı bir darbe.
Ki bu belediye başkanlarının bazıları yakın zamana kadar pekala Kılıçdaroğlu’na yakın isimler olarak da biliniyorlardı. Dolayısıyla burada ortaklaşa bir Ekrem İmamoğlu’nu siyaseten tasfiye girişimi var. Ama unutmayalım, Ekrem İmamoğlu’nun siyaseten tasfiye girişimi, tamam; ama şu anda sadece Ekrem İmamoğlu değil o kadar çok insan var ki ve bu insanlar ve aileleri sürekli baskı altında, ‘‘Etkin pişmanlıktan yararlanın, şu olun, bu olun’’ diye sürekli kendilerine bir mobbing uygulanıyor. İstanbul dışında uzak yerlere sürülüyorlar, çok kötü koşullarda yaşayan birtakım tutuklular var, kadın tutuklular var mesela.
Bütün bunların hepsi bir arada. Dolayısıyla siz bugün Ekrem İmamoğlu’nun üzerine çarpı attığınız zaman bütün bu insanların üzerine de çarpı atmış oluyorsunuz ve Kılıçdaroğlu da bu olayın bir yerinde yer alıyor. Peki bu başarılı olur mu? Normal şartlarda pekala olabilir ama nasıl olabilir? 19 Mart’ta başarılı olabilirdi ama olmadı; çünkü orada bir direnç çıktı, bir toplumsal muhalefet çıktı. Bu daha farklı bir olay olacak eğer yaşanırsa, mahkeme bu kararı alırsa. Nasıl gelişecek bilmiyoruz ama burada da pekala yeni bir direnişi örgütleyebilir Cumhuriyet Halk Partisi, başka toplumsal muhalefet unsurlarını da yanına çekerek.
Ama burada bir sorun var tabii ki, sadece Erdoğan’a karşı ya da siyasi iktidara karşı değil, bu sefer onunla iş birliği yapan Kılıçdaroğlu ve onunla hareket eden kişileri de karşısına almak zorunda kalacak. Bu işi daha zorlaştırıyor, fakat imkansızlaştırmıyor. Burada önemli olan husus şu: Kim Türkiye’deki insanların değişim talebine cevap veriyor, kim veremiyor? 2023 seçim yenilgisinin ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun herhangi bir siyasi çıkış yaptığına ben tanık olmadım, herhangi bir konuda ciddi, üzerinde tartışabileceğimiz bir perspektif geliştirdiğine ben tanık olmadım. Bir şekilde o açtığı ofisle, oraya gelenlerle CHP’yi yeniden kazanmanın hesabını yapmış anlaşıldığı kadarıyla. Yani CHP’nin Türkiye’yi kazanması değil, Kılıçdaroğlu ve ekibinin CHP’yi kazanması için çalışmış. Bu onu dar bir alana hapsediyor. Erdoğan da aynı şekilde olayı tamamen yargıya ve bu olayda da gördüğümüz gibi Kılıçdaroğlu’na havale etmiş durumda. Bakın, bu sadece CHP’liler içerisindeki bir tartışma değil. Normal şartlarda Erdoğan’ın şunu demesi beklenirdi: “CHP’liler yine birbirlerine girdi, ben kendi işime bakıyorum.” Hayır, açık bir şekilde Kılıçdaroğlu’ndan yana tavır aldı. Ya da iktidar medyası aynı şekilde “CHP’liler birbirlerine girdiler” deyip bunun üzerinden bir şeyler yapabilirdi. Hayır, açık bir şekilde “Bay Kemal geliyor” diye yayınlar yaptılar, manşetler attılar ve desteklediler. Ekranlarda, iktidar medyası ekranlarında sürekli Kemal Kılıçdaroğlu propagandası yapıldı. Yani açık bir ittifak var.
Ve ama buradaki sorun şu: İki taraf da, iki taraf da güçsüz, iki taraf da birbirinden medet umuyor. Bugünkü yazımın başlığı tam da buydu. Yani şöyle bir şey düşünün: Kılıçdaroğlu çare olarak Erdoğan’a, Erdoğan çare olarak Kılıçdaroğlu’na başvuruyor. Bu onların baştan başarılı olamayacaklarının, başarılı olma ihtimallerinin düşüklüğünün diyeyim hadi, bir işareti. Dolayısıyla eğer çok büyük hatalar yapmazlarsa, yeni birtakım yaratıcı fikirler geliştirirlerse CHP yönetimi ve Ekrem İmamoğlu bu operasyon da 19 Mart gibi boşa çıkıp Ekrem İmamoğlu’nun değil tasfiye edilmek daha güçlü bir siyasi figür haline gelmesine yol açabilir. Ama 19 Mart’tan daha farklı ve daha zorlu bir süreç olduğu muhakkak. Birisi yükselen, birisi düşen iki güç arasında bir mücadele var. Düşenler birbirlerine sarılarak yukarı çıkmak istiyorlar. Becerebilecekler mi? Ben sanmıyorum, ama burası Türkiye diyelim ve noktayı koyalım.
Bu yayını kime ithaf ediyorum? Teyzem Pervin Karalı’ya ithaf ediyorum. Teyzem rahmetli annemin ikiziydi ama biraz erken doğduğu için annem hep ona abla derdi. Yani aralarında saat farkı herhalde var, en fazla saat farkı. Pervin teyzemle hep beraberdik, yani çok yakındılar annemle. İstanbul’da Üsküdar Çiçekçi’de yaşadı hep. Çok nüktedan birisiydi, hepimizi çok güldürürdü, sevgi dolu birisiydi ve o da ailemin büyük bir çoğunluğu gibi CHP’liydi. Kendisini 5 yıl önce kaybettik. Ekrem İmamoğlu’na oy verdiğini biliyorum 2019’da. Herhalde şimdi de olsaydı onun yanında olurdu diye düşünüyorum. Tabii ölümü bizi çok üzdü ama kendisinden çok erken yaşta ölen anneme çok üzülmüştü, hep onu konuşuyordu ve orada buluştuklarını düşünüyorum. Bu da bana bir ölçüde rahatlık veriyor. Tekrar teyzeme Allah’tan rahmet diliyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







