Ruşen Çakır, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın sözleri üzerinden Türkiye-ABD ilişkilerinde “meşruiyet” tartışmasını değerlendirdi. “Trump’ın bahşettiği meşruiyetle nereye kadar gidilebilir?” diye soran Çakır, “Bir yönetimin meşruiyeti Trump’tan değil, halktan gelir” dedi.
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, New York’taki Concordio Zirvesi’nde Türkiye-ABD ilişkileri üzerine konuştu. Barrack, ABD Başkanı Donald Trump’ın “Türkiye’ye ihtiyaç duyduğu şeyi, yani “meşruiyet” verelim” dediğini söyledi.
Çakır, Barrack’ın bu sözlerinin çok çarpıcı olduğunu belirterek, “Trump, Erdoğan’a meşruiyet sunuyor. Meşruiyet karşılığında da ilişkiler geliştiriyor” yorumunu yaptı.
ABD’nin dış politikada “meşruiyet dağıtma” gücü
Çakır, Barrack’ın örnek olarak Suriye lideri Ahmed eş-Şara’nın Birleşmiş Milletler’de konuşturulmasını ve yaptırımların kaldırılmasını gösterdiğini hatırlattı ve “Trump, Şara yönetimini tanıdı ve meşru bir aktör olarak kabul etti. Buna karşılık Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a vize vermeyerek onu gayrimeşru kıldı” dedi.
Bu tutumun ABD’nin çıkarlarına göre meşruiyet bahşetme ya da geri çekme mantığıyla işlediğini vurguladı.
Trump’ın bahşettiği meşruiyetle nereye kadar gidilebilir?
Ruşen Çakır, Barrack’ın sözlerini sert bir dille eleştirerek, “Bir ülkenin yönetiminin meşruiyetinin kaynağı millettir. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Sandıktan çıkan bir yönetimin meşruiyeti vardır. Ama Trump diyor ki, bizim için önemli olan ilişkilerdir, onların meşruiyetini sorgulamayız. Bu Türkiye’nin ulusal egemenliği açısından ciddi bir sorun” dedi.
Çakır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Meşru bir cumhurbaşkanımız, meşru bir parlamentomuz var. Bir sonraki seçimde ne olacağına karar verecek olan Türk halkıdır, Trump değil. Bir yönetimin meşruiyeti Trump’ın değil, bizim sorunumuzdur.”








