İSTANBUL (Medyascope) – Mehmet Öznur Alkan, Tarhan Erdem ile yaptığı söyleşilerden oluşan “Tarhan Erdem’le Türkiye ve Demokrasi Tarihimiz Üzerine Notlar” kitabını Ruşen Çakır’a anlattı. Alkan, Tarhan Erdem’in, demokrasiye katkılarını CHP’ye bakışını ve Kürt meselesine yaklaşımını değerlendirdi.
Video özeti
- Mehmet Öznur Alkan, Tarhan Erdem ile yaptığı söyleşilerden oluşan “Tarhan Erdem’le Türkiye ve Demokrasi Tarihimiz Üzerine Notlar” kitabını Ruşen Çakır’a anlattı.
- Alkan, Tarhan Erdem’in demokrasiye katkılarını, CHP’ye bakışını ve Kürt meselesine yaklaşımını değerlendirdi.
- Pandemi döneminde yapılan uzun telefon sohbetleri, zamanla bir söyleşiye dönüştü.
- Tarhan Erdem, CHP tarihinin 80’li yıllarda bittiğini düşünüyordu; yeni bir yapılanmanın gerekli olduğunu vurguladı.
- Erdem, Kürt meselesini Türkiye’nin birinci meselesi olarak görüyordu ve demokratik yollarla çözülmesi gerektiğine inanıyordu.
Bilmeniz gerekenler

Mehmet Öznur Alkan’ın Tarhan Erdem ile yaptığı söyleşilerden oluşan “Tarhan Erdem’le Türkiye ve Demokrasi Tarihimiz Üzerine Notlar” kitabı Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Ruşen Çakır, kitabı ve Erdem’in Türkiye siyasetindeki rolünü, demokrasiye katkılarını ve CHP’ye bakışını kitabın yazarı Mehmet Öznur Alkan ile konuştu.
Alkan, Tarhan Erdem ile ilişkisine ve bu kitabın ortaya çıkış sürecine dair, “Tarhan Bey benim çok sevdiğim bir dostumdu. Hâlâ da dostum. Telefonumda hâlâ ismi ve numarası kayıtlıdır. İnsan bir dostunu kaybedince onu hayatından çıkaramıyor. O yüreğinde kalıyor. 1988’de tanıştık, o zamandan beri dostluğumuz giderek arttı. Kendisinden çok şey öğrendim. Türkiye tarihine, demokrasiye, siyasal partiler rejimine bakışını her zaman ilgiyle takip ettim” dedi.
Kitabın ortaya çıkış sürecine dikkan çeken Alkan, pandemi döneminde yapılan uzun telefon sohbetlerinin zamanla bir söyleşiye dönüştüğünü anlattı:
“Pandemiyle beraber evlere kapanınca Tarhan Bey’le daha sık konuşmaya başladık. Haftada bazen her akşam, bazen üç dört akşam konuşuyorduk. Aynı dönemlerden, aynı isimlerden söz ettiğimiz için konuşmak kolaydı. O yaşamış, ben araştırmışım. Laf lafı açtı ve bu sohbetler keyifli bir söyleşiye dönüştü.”
Tarhan Erdem’in CHP yorumu
Kitapta, Tarhan Erdem’in CHP’ye bakışını ele alan Mehmet Öznur Alkan, Erdem’in CHP tarihine ilişkin değerlendirmesi şöyle aktardı:
“Tarhan Bey için 80’li yıllar, özellikle 12 Eylül darbesi, CHP tarihinin de bittiği bir dönem. Atatürk ve İnönü’nün yönettiği o kurucu ruhun Ecevit’le birlikte değiştiğini düşünüyor. Ecevit dönemiyle CHP adeta yeni bir partiye dönüşüyor onun gözünde. Ecevit’in genel başkanlığı ile birlikte CHP’nin kuruluş ve kurtuluş eksenindeki ideolojisinin değiştiğini düşünüyor. 12 Eylül’le birlikte de kendi kafasında CHP tarihi bitiyor. Hatta ‘iyi ki de bitiyor’ diye düşünüyor çünkü yeni bir yapılanma gerektiğine inanıyor.”
Kürt meselesi: “Türkiye’nin birinci meselesi”
Programda Kürt meselesine değinen Alkan, Tarhan Erdem’in bu konuya erken dönemde eğildiğini vurguladı:
“90’lı yıllarda Kürt kimliği üzerine ilk araştırmaları yapanlardan biri Tarhan Bey’di. O dönem bu konuları konuşmak bile riskliydi ama o kamuoyu araştırmalarıyla bu alana girdi. 70’li yıllarda CHP’nin Kürt meselesine dair belirgin bir politikası yoktu. ‘Kürtleri bilirdik ama bunu bir mesele olarak konuşmazdık’ diyordu Tarhan Bey.”
Alkan, Tarhan Erdem’in Kürt meselesinin çözüm konusundaki yaklaşımına dair şunları söyledi:
“Erdem, bir Kürdün nasıl bir hakkı olmalı sorusuna çok net cevap veriyordu: ‘Bir Türk’ün Hollanda’da hangi hakları varsa, aynı şekilde dilini kullanabilmeli, kendini ifade edebilmeli, kimliğiyle siyasette var olabilmeli.’ Erdem her zaman Kürt meselesi Türkiye’nin birinci meselesidir ve demokratik yollarla çözülmelidir diyordu.”
- Tarhan Erdem hayatını kaybetti
- Tarhan Erdem son yolculuğuna uğurlandı
- KONDA son anketini açıkladı: 1 Kasım’da tek başına iktidar yok
- Seçim 2023 | Ferit Aslan’ın Mardin izlenimleri: Eski AKP adayı bu kez AKP’ye kaybettirecek mi? Yeşil Sol Parti milletvekili sayısını artıracak mı?
- Gomaşinen (95): Tarhan (Erdem) Bey’in ardından
Video deşifresi
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Tarhan Erdem’i 8 Haziran 2022’de kaybettik ama birçok kişi için hâlâ Tarhan Erdem aramızda. Türkiye’ye çok katkıları olan bir aydındı. Ve şimdi ‘‘Tarhan Erdem’le Türkiye ve Demokrasi Tarihimiz Üzerine Notlar’’ adlı kitabı hazırlamış olan Profesör Mehmet Öznur Alkan’la birlikteyiz. Hocam merhaba.
Mehmet Öznur Alkan: Merhaba.
Ruşen Çakır: Şimdi Tarhan Bey’le ilgili konuşacak çok şey var ve kitapta da siz zaten onunla bayağı uzun bir söyleşi yapmışsınız. Tarhan Bey’in hayatından hareketle Türkiye’nin yakın tarihi. Öncelikle şunu sormak istiyorum. Niye böyle bir kitap yaptınız? Tarhan Bey’le herhalde bir yakınlığınız vardı ve böyle bir kitap yapmayı düşündünüz ve tam da onun hayatını kaybetmesine denk gelen zamanlarda oldu, değil mi?
Mehmet Öznur Alkan: Doğru. Tarhan Bey benim çok sevdiğim bir dostumdu. Hâlâ da dostum. Telefonumda hâlâ ismi ve telefon numarası kayıtlıdır. İnsan bir anda bir dostu vefat edince onu hemen kendi envanterinden çıkartmıyor. O hayatında, yüreğinde kalıyor. Tarhan Bey de benim 1988’de tanıştığım, o zamandan beri dostluğumuz günbegün, yılbeyıl artan bir insandı. Her zaman kendisinden çok şey öğrendim. Kendisinin Türkiye tarihine bakışını, Türkiye demokrasisine bakışını, Türkiye’deki siyasal partiler rejimine bakışını her zaman ilgiyle takip ettim. Birçok alanda da öncülük yaptı doğrusunu söylemek gerekirse. Bir de siz de tanıyorsunuz Tarhan Bey’in sessiz, sakin ama bilge bir yanı vardı; hiç abartmayan, mübalağa etmeyen, olabildiğince bütün gerçekliği sade bir şekilde, çıplak bir şekilde ifade eden çok özgün bir tarzı vardı. Dolayısıyla onun kendi içinden geçtiği dönemi analiz etmesi de benim için önemliydi. Ama hikâye biraz şöyle başladı. Ben daha önce İsmet Paşa’nın kızı Özden Hanım’la, Özden Toker’le bir söyleşi kitabı yapmıştım. O söyleşi kitabını yapmama Tarhan Bey tanık olmuştu. Çok hoşuna gitmişti. Çok da destekledi öyle bir işi. Ve tam işte pandemi geldiği dönemde de Tarhan Bey’le biz daha sık konuşmaya başladık. Eskiden de konuşurduk. Haftada bir muhakkak telefonlaşırdık. Fakat, kitabın başında da yazdım; pandemiyle beraber evlere kapanınca Tarhan Bey’le daha sık haberleşmeye başladık. Bazen haftanın her akşamı, bazen üç dört akşamı. Ben 1963 doğumluyum, Tarhan Bey’den çok sonra. Fakat Tarhan Bey’in içinden geçtiği dönemler benim uzmanlık alanım aynı zamanda siyasi tarih olarak, Türkiye siyasi tarihi olarak. Dolayısıyla onun anlattığı olaylar, zikrettiği isimler bana tanıdık gelen isimler. Dolayısıyla böyle bir örtüşme de olunca konuşmak kolay oluyor. Çünkü aynı isimlerden, aynı dönemden söz ediyorsunuz. Eski deyişle laf lafı açıyor. Çünkü karşılıklı bildiğiniz konulardan söz ediyorsunuz. Tarhan Bey yaşamış, ben okumuşum, araştırmışım. Dolayısıyla böyle bir karşılıklı keyifli söyleşilere dönüştü bizim pandemi döneminde, evlere kapanma dönemindeki sohbetlerimiz. Sonra da bunu biraz sistematik yapmaya karar verdik. Tematik yapmaya karar verdik. Ben kendisine tırnak içinde ödevler veriyordum. İşte ‘‘yarın veya önümüzdeki hafta Bülent Ecevit üzerine konuşalım, önümüzdeki hafta İsmet İnönü üzerine konuşalım, önümüzdeki hafta 27 Mayıs darbesi üzerine konuşalım’’ gibi. Öylecene de daha tematik gitmeye başladık. İşte biraz dağınık, biraz tematik. Çünkü biliyorsunuz bu laf lafı açınca bir anda İnönü üzerinde konuşurken kendinizi 1999 yılında buluyorsunuz; işte CHP’nin olağanüstü kongresinde vesaire. Böyle bir keyifle başladı. Bir pandemi dönemi ürünü olarak başladı. Sanıyorum Tarhan Bey de anlatmak istedi, yani aklındakileri. Kendi hayatını değil yalnız, buna çok dikkat etti.
Ruşen Çakır: Onu soracağım. Çünkü şunu merak ediyorum. Kitabın baskısını 2025 olarak gördüm. Yanılmıyorum herhalde.
Mehmet Öznur Alkan: Doğru.
Ruşen Çakır: Sizin Tarhan Bey’le kitabı yapma öykünüzün, serüveninizin noktalandığı tarih neydi?
Mehmet Öznur Alkan: Tarhan Bey vefat ettiği zaman biz bu deşifreleri yapmış, deşifreleri birleştirmiş, deşifrelerin tashihlerini, düzeltmelerini yapmış, bölüm bölüm üzerinden geçiyorduk. Yani bir tür karşılıklı olarak yayına hazırlıyorduk kitabı. Ve o da heyecanlanıyordu her seferinde. Çünkü mesela İsmet Paşa ile ilgili bir bölümü okuyoruz ya da bitirmişiz, ona birkaç ilave yapmak istiyordu aklına gelen bazı konuları. Derken o sırada vefat etti. Ben de doğrusu çok etkilendim Tarhan Bey’in vefatından. Çünkü dediğim gibi, derin bir dostluğumuz vardı Tarhan Bey’le bizim. Dolayısıyla bir müddet ele alamadım kitabı.
Ruşen Çakır: Anlıyorum. Tarhan Bey’i neredeyse aynı yıllarda tanımışız herhalde, ben biraz daha geç ve benim de çok sevdiğim ve hâlâ hep aklımda olan birisidir. Şunu sormak istiyorum. Kitapta şimdi Tarhan Bey hayatını anlatıyor ve Türkiye’yi anlatıyor. Şu dikkatimi çekti. Hayatıyla ilgili sanki hiçbir şey anlatmıyor. Yani ailesi, yakın çevresi vesaire. Yani bunu özel olarak mı böyle istedi yoksa zaten baştan böyle mi kararlaştırmıştınız?
Mehmet Öznur Alkan: Baştan kararlaştırmamıştık fakat konuşmalar devam ettikçe ben arada özel sorular da soruyordum.
Ruşen Çakır: Evet, fark ediyorum. Kitapta da var zaten öyle. Birtakım şeyler soruyorsunuz, ‘‘ona girmeyelim’’ mealinde cevaplar veriyor.
Mehmet Öznur Alkan: Evet. Yani işte eşi Gülsevil Hanım’la nasıl tanıştığı, nerede tanıştığı gibi, onları bana anlatıyor. Zaten bir kısmını biliyordum ben. Fakat ‘‘bu benim özel hayatımın kitabı olmasın’’ diye çok özen gösterdi. O yüzden de annesinden, babasından, doğduğu evden, aileden, sonra kurduğu aileden, çocuklarından mümkün olduğu kadar az söz ederek, onları ayırarak kendi adeta kamusal hayatıyla, siyaset hayatıyla Türkiye tarihinin kesiştiği noktalar üzerine konuşmaya başladık.
Ruşen Çakır: Evet. Burada şöyle bir husus var tabii. Günümüzde insanlar Tarhan Bey’i KONDA‘yla biliyorlar; işte kamuoyu araştırmaları, isabetli tahminler, isabetsiz tahminler ya da onun televizyonlarda yaptığı yorumlar ki genellikle onlar da siyasi meseleler, kamuoyu meselesi. Ama siz onu bize esas olarak siyasetçi yönüyle, hani şöyle söyleyeyim; hayatı siyaset olan birisinden bahsediyorsunuz. Partide aktif olduğu zaman da özel sektörde çalıştığı zaman da hayatı siyaset olan ve açıkçası CHP olan birisinden bahsediyorsunuz.
Mehmet Öznur Alkan: Evet. Ve zaten o nedenle de o özelliğini de bildiğim için CHP’yi de dolayısıyla anlattırmak istedim mümkün olduğunca. Yani kendi tanık olduğu dönemin, aktif rol oynadığı dönemin, pasif kaldığı dönem de dahil olmak üzere CHP üzerine, Türkiye üzerine konuşmalarımız oldu. Yani o heyecanlarını da anlattı, hayal kırıklıklarını da anlattı dolayısıyla. Tabii bir konuyu siz hemen anlayacaksınız. Tarhan Bey çok nazik bir insandı. Çok zarif bir insandı. Bir konuyu anlatırken o yüzden sözcüklerini de çok seçerek anlatırdı. Yani nerede derinleşecek, nerede üstünden geçecek, onu çok iyi ayarlayan bir insandı. O yüzden bazen okuyucularda bazı yerleri çok üstünkörü geçtiği gibi bir izlenim olabilir. O döneme veya kişiye dair nezaketi sebebiyle, zarafeti sebebiyle kendi tutumudur, onu belirtmek isterim.
Ruşen Çakır: Peki şimdi CHP var. Gencecik yaşta öğrenciliğinde başlayan bir CHP mücadelesi var. Zor dönemlerde CHP’lilik yapmış, CHP üyeliği yapmış, yöneticiliği de yapmış, seçilmiş, bakanlık da yapmış. Hep CHP’de olan birisi. Ama anladığım kadarıyla onun kafasında CHP belli bir tarihte bitmiş. Yanılıyor muyum?
Mehmet Öznur Alkan: Doğru. Yani bunu kendi konuşmalarımızda da sonra yayınladığı bu İstanbul İl Yönetimi üzerine kitabında da konuştuk. Tarhan Bey için 80’li yıllar veya 12 Eylül darbesi aslında CHP’nin de tarihinin bittiği bir dönem. Ben onu çok anlamaya çalıştım bu arada, onu ifade etmek isterim size. ‘‘Tarhan Bey neyi anlatmak istiyor, neden böyle bir yaklaşımı var?’’ diye. Şunu söyleyebilirim size, yani onun anlatımlarından da yola çıkarak; şimdi Halk Fırkası’nın, sonra Cumhuriyet Halk Fırkası, sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kurucu Genel Başkanı Mustafa Kemal Atatürk. Sonra ikinci genel başkanı İsmet İnönü ve 1973 yılına kadar da bu siyasetteki hayatı devam ediyor İsmet Paşa’nın. Her ne kadar o da Tarhan Bey gibi ömrünün son döneminde CHP’den de istifa edecek. Tarhan Bey için anladığım kadarıyla İsmet Paşa’nın muhalefet genel başkanlığı döneminde başlayan Cumhuriyet Halk Partisi üyeliği bir anlamda Atatürk ve İnönü’nün bu Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden gelen rüzgârla yönettikleri, o espriyle yönettikleri veya o ruhla yönettikleri Halk Partisi’nin Ecevit’le beraber bir ruh değiştirdiğini düşünüyor adeta. Dolayısıyla Ecevit’in genel başkanlığı yani son 7 yılı Cumhuriyet Halk Partisi’nin biraz o kuruluş ve kurtuluş ekseni dışında yeni bir parti gibi adeta geliyor Tarhan Bey’e. Böyle düşünüyor ve adeta Ecevit’in genel başkanlığında Deniz Baykal’ın da feyzinde zaten o dönemde en yüksek oyu almasına rağmen Cumhuriyet Halk Partisi 1977 seçimlerinde örneğin, CHP’nin kendi o kuruluş kurtuluş ideolojisinin de değiştiğini düşünüyor Tarhan Bey. Dolayısıyla 12 Eylül’le beraber aslında kendi kafasında CHP tarihi de bitiyor. Tırnak içinde şunu söyleyeyim: ‘‘İyi ki de bitiyor’’ diye düşünüyor. Çünkü yeni bir yapılanma, yenilenme gerekiyor CHP içinde diye düşünüyor. Bunu da kullanmak gerektiğini düşünüyor. Fakat önsözde de yazdım, içeride de belirttim ben onu; iki fırsatın da kaçırıldığını düşünüyor Tarhan Bey. Ben de aynı şeyi düşünüyorum bu arada, bunu belirtmek isterim size. Biri önce SODEP Sosyal Demokrat Parti, sonra Halkçı Parti ile birleşip SHP oldu, Sosyal Demokrat Halkçı Parti. Bu Türkiye’de solun, sosyal demokrasinin yenilenmesi için bence çok iyi bir fırsattı. Keşke bu fırsat kullanılabilseydi. Fakat 92’de Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurulmasıyla o eski kadro ve zihniyetin tekrardan CHP’ye hâkim olması, o fırsatın kaçırılması anlamına geldi. Erdal İnönü hakikaten hani bir bilim insanı fakat siyaseti de en azından bir geçiş dönemini çok iyi yönetti; fakat o kayboldu. İkinci fırsat, biliyorsunuz 99’da Cumhuriyet Halk Partisi parlamento dışında kaldı. Yani Cumhuriyetin kurucu partisi büyük bir ayıp yaşadı adeta ve barajın altında kalarak parlamento dışında kaldı. İşte o dönem Deniz Baykal istifa etti. Altan Bey’le – ki Altan Bey’le de çok konuştum ben bu mevzuları – Tarhan Bey işte kongrede hem genel başkanlığa sonra da parti meclisine üye oluyor Tarhan Bey. Biri genel başkan, biri genel sekreter olarak bir yeniden yapılanma süreci başlatmak istiyorlar. Fakat o ikinci fırsat da maalesef kaçırıldı. Olağanüstü bir kurultayla CHP tekrar istifa edip gitmiş olan Deniz Baykal’ın denetimine geçti.
Ruşen Çakır: Şimdi kitapta beni en çok şaşırtan husus… Kendisiyle bu konuları konuşmadığımı hatırlıyorum. Keşke konuşsaymışım. Kitapta okuyunca görüyorum. Çok ciddi bir İsmet İnönü bağlılığı ve çok sert bir Bülent Ecevit eleştirisi var. Ve Bülent Ecevit eleştirisini yaparken anlattığı bazı şeyler ki ben de CHP’li bir ailenin çocuğu olarak büyümüş ve tam da Ecevit’in o yükseldiği zamanlar biz ortaokulda falandık, öyle bir tarihti, adım adım izlemiş birisi olarak Bülent Ecevit’le ilgili bildiğim birtakım şeylerin doğru olmadığını Tarhan Bey’den gördüm. Yani Bülent Ecevit şunu getirdi, bunu getirdi. Mesela grevli toplu sözleşmeli sendikal haklar meselesinin Ecevit’le beraber olduğunu okurduk. Onu Tarhan Bey kitapta bayağı tekzip ediyor ve Ecevit’le ilgili söyledikleri… Açıkçası Tarhan Erdem gibi birisi, siz de bahsettiniz nezaketinden, sakinliğinden ama Ecevit’te bayağı bir şey olmuş. Yanılmıyorum değil mi?
Mehmet Öznur Alkan: Doğru haklısınız. Özellikle kendisinin de 50’li yıllar işte partiye üye olduğu, üniversiteyi bitirdiği yıllar. Fakat 60’lı yıllar artık aktif siyasetin içinde olduğu, Beyoğlu teşkilatında, İstanbul il teşkilatında yer almaya başladığı bir dönem ve aktif siyasete başladığı andan itibaren de parlamış bir isim Tarhan Bey. Çünkü önce biliyorsunuz 1963’teki belediye başkanlığı seçimini iptal ettiriyor. O acayip bir ses getiriyor. Hem Adalet Partisi büyük bir yenilgi almış oluyor hem Cumhuriyet Halk Partisi beklemediği bir belediye başkanlığı elde etmiş oluyor. Sonra da 68’de tekrardan bunu başardı biliyorsunuz, belediye meclis seçimlerini iptal ettirdi. Bu iki katkısı ve başka katkıları da var. Kendisine daha fazla partide yer açılmasını beklerken Ecevit’in genel sekreterliğiyle o yükselişinin önünün kesildiğini görüyoruz. Kendisi objektif olarak anlatıyor zaten bunu. Nasıl oldu? Kendi örneğin milletvekilliği adaylığı 69 seçimleri için nasıl 13. sıraya kadar geriledi ön seçimde 9. sırada olmasına rağmen ve yine Ecevit’le Ecevit’in genel sekreter olmasından sonra bu liste usulüyle çarşaf liste usulünün nasıl bir rekabete dönüştüğünü ve Ecevit’in ağırlığını koyarak liste usulünün geldiğini, çarşaf listenin daha demokratik olduğunu; yani bir anlamda Ecevit’in genel sekreter olmasından sonra kendi genel başkanlığı için hem kadroları hem tüzüğü, yönetmeliği değiştirmesi ve kimi isimleri engellemesi konusunda çok rahatsız olduğunu görüyoruz. Hatta hatırlayacaksınız o dönemde Hasan Pulur’un bir yazısı var Milliyet‘te; işte ‘‘iki tane belediye seçimini neredeyse iptal ettirmiş insana milletvekilliğini çok gördüler’’ türünden bir eleştiri yapıyor, böyle siyasi bir vicdan olarak. Ve sonra da bir yandan şunu takdir ediyor; Ecevit’in liderliğinde yükselen bir ortanın solu hareketi var. Fakat bunun Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel seçmen tabanına dayanılarak yapıldığını düşünüyor Tarhan Bey. Sizin hani söylediğiniz, ben de hatırlıyorum onu, 73 seçimleriydi özellikle ‘‘Karaoğlan’’ sıfatının, ‘‘kurtarıcı’’ sıfatının Ecevit’e atfedilmesi. Tabii Ecevit’in yükselmesinin önemli sebeplerinden biri 12 Mart’a karşı çıkması. Ama Tarhan Bey onu da eleştiriyor; ‘‘Çünkü o eleştiriyi zamanında yapmadı İsmet Paşa’ya’’ diyor. Biliyorsunuz aradaki tartışma şu: 12 Mart darbesi olduğunda partiler üstü hükümet kurulacak, CHP de oraya her ne kadar partiden istifa etseler de eleman veriyor ve ona Ecevit karşı çıkıyor. Ama Tarhan Bey’in söylediği, ‘‘Zamanında karşı çıkmadı, zamanında deklare etmedi bunu. Yani riski alan İsmet Paşa’ydı. Onu görmek lazım.’’ şeklinde bir ifadesi var. Bir de Ruşen Bey, siz bu konularda çok hakikaten ilgili bir insansınız. Sürekli kafa yorduğunuzu biliyorum ben. 50’li yıllarda CHP’ye üye oluyor Tarhan Bey ama 60’lı yıllarda özellikle 61-65 dönemi, 64 dönemi yani İsmet Paşa’nın bu koalisyon başbakanlıkları döneminde adeta İsmet Paşa’nın Türkiye’ye en önemli katkıları yaptığı dönem olarak da düşünüyor. Dolayısıyla 61 anayasasına dayanarak bu grev işçi hakları konusu ve sosyal haklar konusunda, sigorta konusunda o değişimleri Ecevit’in değil İsmet Paşa’nın planladığı ve kendi hükümeti döneminde de tabii ki Ecevit bakan olduğu için onun bakanlığından çıktığını ama fikrin ve altyapı hazırlığının tamamen İnönü tarafından yapıldığını anlatıyor. Ve o dönemde bu asker sivil ilişkileri açısından adeta Türkiye’nin, havalanmış Türkiye’nin, iki defa darbe girişimi daha oluyor biliyorsunuz, oralardan kurtarılması, asker sivil ilişkilerinin bir dengeyle yürütülerek 65 seçimlerine ulaşması, oradaki rolünü çok hayati görüyor Tarhan Bey. O yüzden de İsmet Paşa’nın son dönemini çok önemsiyor.
Ruşen Çakır: Şimdi kitapta KONDA‘dan çok bahsetmiyorsunuz. Bir kere KONDA‘yı bilmeyenler için KONDA‘nın aslında kamuoyu araştırma şirketi olmadığını da bir anlatırsanız. Özel olarak mı girmediniz buna?
Mehmet Öznur Alkan: Evet, bir bakıma özel olarak da girmedik. KONDA‘nın nasıl kurulduğunu anlattık. Ne amaçla kurulduğunu anlattık. Ama orada çok önemli bir sorun var. Tarhan Bey bir mühendis olduğu hâlde Türkiye’nin toplumsal değişimini çok erken teşhis etmiş bir insan. Yani bu 50’li yıllardaki iç göç ve bu iç göçle büyükşehirlerde, tabii ki İstanbul başta olmak üzere, konut sorununun ortaya çıkması ki biz gecekondu olarak önce görüyoruz bu konut sorununu. Bunun nasıl planlanması gerektiği, belediyelerin ve merkezi yönetimin nasıl bir işbirliğiyle yeni bir konut politikası yürütmesi gerektiği konusunda hakikaten o dönemin gazetelerine yazdığı çok değerli yazılar var. Ve bunların başında mesela, ‘‘İşçi konutlarını 60 metrekare olarak planlayalım ve şehrin nereye doğru gelişeceğine karar verelim; çevre açısından, su açısından, ulaşım açısından nereye doğru büyüyeceğine karar verelim. Dolayısıyla buna uygun bir konut planlaması yapalım’’ şeklinde bir fikri var. Onları yazmış durumda. Şimdi KONDA, çoğu kişi evet dediğiniz gibi kamuoyu araştırma şirketi zannediyor ama konut danışmanlık şirketi biliyorsunuz açılımı.
Ruşen Çakır: Evet.
Mehmet Öznur Alkan: Yani konutla ilgili danışmanlık esası. Bu tıpkı TÜYAP gibi. TÜYAP’ı da biliyorsunuz kitap fuarları veya fuarlar düzenleyen bir kurum olarak biliyoruz ama TÜYAP da aslında 70’li yılların sonunda Almanya’dan Türkiye’ye dönecek olan işçilere konut satmayı düşünen, planlayan bir şirket. ‘‘Tüm Yapı’’ diye açılımı var TÜYAP‘ın, ‘‘Tüm Yapı Pazarlama’’ gibi bir şeydi hatırladığım kadarıyla. KONDA da öyle, konut danışmanlığı olarak kuruluyor. Yani böyle bir amaçla kuruluyor. Fakat kısa sürede Tarhan Bey’in hep o kalbinde yatan bu kamuoyu araştırmalarının bir anda merkezi hâline geliyor.
Ruşen Çakır: Burada şimdi Tarhan Bey ile yaptığınız kitabın belli yerlerinde kısmen geçiyor. Mesela HDP’nin falan adı geçiyor. Çünkü tam da bahsettiğiniz SHP’nin öyküsünde Kürt hareketi ile ilişki çok kritik bir rol oynadı. Milletvekilleri vesaire. Tarhan Bey’in o konularda şunu hatırlıyorum: Az konuşup çok dinlediğini hatırlıyorum. Bana çok sorardı. Kürt meselesiyle ilgili, PKK ile ilgili ben ilgili olduğum için bana çok sorardı ama kendisinin perspektifini özetleyebilir misiniz? Nasıl bakıyordu? Yasal hareket, yasa dışı hareket, terör meselesi, sosyal demokrasiyle Kürtlerin ilişkisi ya da Kürtler sosyal demokrasinin içerisinde ne derece var? Benim bildiğim şöyle bir husus var, daha çok onu biliyorum. Bir zamanlar Ecevit’le beraber, ‘‘Umudumuz Ecevit’’le beraber Güneydoğu’da da çok geniş etki bulan bir hareket. Özellikle ilk dönem göçlerde büyükşehirlere yerleşmiş kesimlerde CHP’nin ve sonra günümüze kadar süren bir hareket. Ama belli bir tarihten itibaren bölgede etkisi, özellikle Güneydoğu’da, belki batıdaki Kürtlerde var ama bölgede etkisi iyice azalmış, %10’ları bile bulmakta zorlanan bir parti. Nasıl bakıyordu bu işe, bu konuya?
Mehmet Öznur Alkan: Şimdi biliyorsunuz Kürtlerle ilgili ilk araştırmaları da 90’lı yıllarda Kürt kimliği, Kürt algısı üzerine Tarhan Bey yaptı. Bunu da sık sık konuşurduk biz zaten: ‘‘Kim kendini Kürt hissediyor, Kürt hissetmek ne demek? Dolayısıyla nüfusun yüzde kaçı kendini Kürt hissediyor?’’ gibi, o dönem için kritik sorulardı biliyorsunuz. Şimdi ‘‘Kürt meselesi’’ demekle ‘‘80’li 90’lı yılların başında Kürt meselesi’’ demek arasında dağlar kadar fark var. 80’li yıllarda komünist olduğunuzda 7,5 yılla yargılıyorlardı sizi. Dolayısıyla 80’li yıllarda Kürt meselesi dediğinizde bölücülükle yargılıyorlardı sizi. Şimdi farklı bir konsept var Türkiye’de, farklı bir algı var. Dolayısıyla o riskli dönemde bu konuya kendi kamuoyu araştırması şirketiyle de kimlik meselesi olarak, bir Kürt kimliği meselesi olarak girmiş bir insan. Şimdi tabii SHP’nin bu konuda Erdal Bey’in de Erdal İnönü’nün de özellikle 91 seçimlerinde aldığı bence doğru ve çok önemli bir risk vardı. O da HEP’in parlamentoya taşınması. Yani Kürt hareketinin, Kürt siyasal hareketinin parlamentoda yer alarak siyasal bir çözüme kavuşması, meşru bir çözüme kavuşması konusunda bir inisiyatif alma söz konusuydu. Fakat biz o fırsatı çok çabuk kaybettik. Burada şimdi geçmişe dönük bir hesaplaşma yapmak yersiz olur ama değerli bir fırsattı. Fakat o değerli fırsatı biz o değeriyle kullanamadık. Şimdi ben de bunlar üzerinden bütün onların yapıldığı dönemde Tarhan Bey’le tanıştığım için bu söyleşide şunu sordum Tarhan Bey’e: ‘‘Siz 80’e kadar CHP’nin üst düzeylerinde de yer almış bir insan olarak, bakanlığını yapmış kısa dönem de olsa, genel sekreter yardımcılığını yapmış bir insan olarak Kürt meselesi konusunda Cumhuriyet Halk Partisi’nin bakışı nasıldı?’’ diye sordum. Yani ‘‘70’li yıllarda Kürt meselesi deyince Cumhuriyet Halk Partisi’nin perspektifi neydi?’’ diye sorduğumda ‘‘yoktu’’ dedi. ‘‘Çünkü biz Kürtleri bilirdik ama bunu bir mesele olarak konuşmazdık. Bunu böyle ele almazdık.’’ dedi. Hatta aynı şeyi ben Alevilikle ilgili sordum. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin üst yönetiminin veya yapısının Aleviliğe bakışı, bu konudaki politikası vesairesi; bunun da belirgin olmadığını, adeta yolda düzülen bir kervan gibi olduğunu ifade etti. Bu meselelerin daha çok 80’li yıllarda ele alınmaya başlandığını, 90’lı yıllarda da şekillenmeye başladığını söyledi. Şimdi biliyorsunuz Tarhan Bey bu akil insanlar projesinde de yer aldı. Bu çözüm süreci Türkiye için bence çok önemli bir parantezdi, 2011-2012 yıllarında. Maalesef biz onu da yerli yerinde kullanamadık veya onu bir sonuca ulaştıramadık ama Tarhan Bey o zaman da çok gayret etti. Onu biliyorum. Hep söylediği şu: Bir Kürdün nasıl bir hakkı olmalı? Tıpkı bir Türkün Hollanda’da ne hakkı varsa bir Türk olarak; aynı şekilde dilini kullanması, mahkemelerde kendini rahat ifade etmesi, ana dilini geliştirmesi, edebiyatını geliştirmesi, kendi kimliğiyle siyasette var olabilmesi gibi çok net; hiç öyle demagojik çıkmazlara sapmadan çok net ifadeleri vardı. Kısaca belki şöyle ifade edebilirim, benim için de öyle: Kürt meselesi hâlâ Türkiye’nin birinci meselesidir ve bunu demokratik ve barış içinde, demokratik yollarla ve barış içinde bir an önce hâlâ çözmemiz gerekiyor. Çok kritik bir konu, çok önemli bir konu. Tarhan Bey de bu konuya hem kamuoyu araştırma şirketi olarak hem de kişisel olarak çok kafa yormuş, emek vermiş bir insan.
Ruşen Çakır: Peki Mehmet Bey, nasıl bitirelim yayını? Çünkü 2022’de kaybettik. Neredeyse 4 yıl olacak. O kadar zaman da geçmiş ama biz oturup kendisi hakkında uzun uzun konuşuyoruz. Kitap ilgi gördü mü bilmiyorum ama çok değerli, özellikle Türkiye’yi dert edinen insanlar için. Nasıl bitirmek istersiniz?
Mehmet Öznur Alkan: Şimdi biz Tarhan Bey’le bu söyleşiyi yaparken, siz de fark etmişsinizdir, ben de yazdım; bir nehir söyleşi şeklinde yapmadık. Ben, fark etmişsinizdir, zaman zaman Tarhan Bey’ı çok sert eleştirdim, çok ithamlarda bulundum. Örneğin biz işte bu sohbetleri yaparken 2019’da biliyorsunuz Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul seçimlerini kazanmıştı, iptal edildi. Tekrardan bir seçim yapıldı. Ben ondan yola çıkarak mesela 63 ve 68’deki iptal edilen belediye seçimlerini sordum. Hani, ‘‘Şimdi iptal edilen seçimleri eleştiriyorsunuz ama o dönemde de siz belediye seçimlerini örneğin iptal ettirmiştiniz.’’ deyip bunları medeni bir şekilde konuşarak ifade ettik karşılıklı olarak. Çünkü 2019’un öncekilerden çok farklı olduğunu, onun tamamen hukuk dışı bir olay olduğunu, hâlbuki 63 ve 68’in tamamen hukuk içinde itirazlardan oluşan bir iptal olduğunu çok veciz bir şekilde anlatmıştı Tarhan Bey. Belki şöyle bitirebiliriz. Ben Tarhan Bey’i özlüyorum. Gerçekten özlüyorum. Çünkü onun Türkiye için, barış içinde bir Türkiye için, demokrasi içinde bir Türkiye için ve refah içinde, refahın paylaşıldığı, farklılıklarımızla barış ve demokrasi içerisinde bir arada yaşadığımız bir Türkiye için ne kadar kafa yorduğunu, bunun hayata geçmesi için ilerlemiş yaşına rağmen hâlâ riskler aldığını, bu konuda demeçler verdiğini, yazılar yazdığını siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Ve tabii ki onun akil insan, bir siyaset bilgesi konumu vardı benim için. O son derece sakin, sessiz ama analizleri son derece yerinde, mübalağasız ve çözüm üreten, çözüm öneren yaklaşımını doğrusu özlüyorum. Bir de tabii bizim özel de bir ilişkimiz vardı. Her ay buluşurduk biz. Koço’da beraber yemek yer, sohbet ederdik. Orada da bunları yüz yüze konuşma imkânımız olurdu. Yani Tarhan Bey’i, dostumu özlüyorum. Öyle bitireyim. Bence bu yaşında verebileceği çok daha fazla şey vardı Türkiye’ye. Ama her ölüm erken ölüm. Tarhan Bey de benim için erken ölmüş insanlardan biri, erken vefat etmiş insanlardan biri. Ve size de çok teşekkür ederim. Tarhan Bey sizin için çok değerli bir insan ama objektif olarak değer verdiğinizi biliyorum ben Tarhan Bey’e, onun görüşlerine. Sizin vesilenizle de o kitabı ve Tarhan Bey’i hatırlamış olduk ve size çok teşekkür ederim.
Ruşen Çakır: Ben teşekkür ediyorum. Çok sağ olun. Ben de kendisini hep sevgiyle hatırlıyorum. Tekrar Türkiye’ye katkıları için Tarhan Bey’e buradan minnetlerimizi belirterek yayını sonlandıralım. Çok sağ olun.
Mehmet Öznur Alkan: Ben teşekkür ederim.
Ruşen Çakır: Evet, Profesör Mehmet Öznur Alkan’la bir siyaset bilgesi olan Tarhan Erdem üzerine konuştuk; Mehmet Bey’in kendisiyle sohbet ederek gerçekleştirdiği kitaptan hareketle. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.






