Ruşen Çakır yorumladı: Demirtaş Öcalan yüzünden mi tahliye olamıyor?

Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş

Ruşen Çakır, Abdullah Öcalan’ın Selahattin Demirtaş’ın serbest kalmasına karşı olduğu iddialarını değerlendirdi. Çakır’a göre Demirtaş’ın tahliye edilmemesinin asıl nedeni siyasi iktidar ve AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tercihleri.

Ruşen Çakır, “Demirtaş Öcalan yüzünden mi tahliye olamıyor?” başlıklı yayında, Halk TV internet sitesinde yayımlanan ve Öcalan’ın Demirtaş’ın tahliyesine karşı olduğu iddiasını gündeme getiren yazıyı ele aldı.

Uğur Ergan’ın kaleme aldığı yazıda Öcalan’ın İmralı heyetine “Demirtaş’ın aktif olması benim için de, iktidar için de, projenin devamı için de iyi sonuç vermez” dediği öne sürülmüştü. DEM Parti bu iddiayı kesin bir dille yalanladı.

Demirtaş Öcalan yüzünden mi tahliye olamıyor?

Çakır, söz konusu iddianın yeni olmadığını, Demirtaş ile HDP, Kandil ve İmralı arasında gerilim yaşandığına dair spekülasyonların uzun süredir dolaşımda olduğunu hatırlattı. “Türkiye’yi yönetenler Selahattin Demirtaş hakkındaki kararlarını Öcalan’a bakarak mı verirler?” diye soran Çakır, bu konuda belirleyici olanın Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu vurguladı:

“Tabii ki Öcalan’ı ciddiye alırlar ama Demirtaş’ın tahliye olmamasında esas faktör Erdoğan. Onun nasıl bir hesabı olduğunu kestirmek zor değil.”

“Demirtaş’ın yöneteceği bir süreci tercih etmez”

Çakır’a göre Öcalan, Demirtaş’ın süreci yöneten bir figür olmasını istemiyor ancak onun içeride kalmasını dayatan bir pozisyonda da değil:

“Öcalan’ın Demirtaş içeride kalsın gibi bir dayatması olacağını sanmıyorum. Ancak Demirtaş’ın süreci yönetmesini de tercih etmiyor. Kendisinin yürütmesinin kamuoyu açısından makul olmadığını da görüyor.”

Ruşen Çakır, Kürt hareketi içinde süren tartışmanın esas olarak “merkezin kim olacağı” sorusu etrafında şekillendiğini söyledi:

“Silaha veda edecek bir örgüt ve onun lideriyle birlikte hareket yasal zemine kayıyor. O zaman liderlik kimde olacak? Bu sorunun cevabı henüz netleşmedi.”

Çakır, hem Öcalan hem Demirtaş’ın sürecin geleceği açısından önemini koruduğunu belirterek, Kürt siyasetinin bundan sonraki yönünün bu liderlik denklemine göre şekilleneceğini ifade etti.

Videonun birebir deşifresi:

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Dün halktv.com.tr’de yani Halk TV’nin internet sitesinde meslektaşımız Uğur Ergan bir köşe yazısında bir iddia dile getirdi. Dedi ki: ‘‘Öcalan, İmralı Heyeti’ne Demirtaş hakkında şöyle demiş: ‘Onun aktif bir şekilde sürece dahil olması benim için de iktidar için de projenin devamı için de iyi sonuç vermez.’ demiş. Şu aşamada serbest bırakılmasına Öcalan sıcak bakmıyor.’’ diye bir yazı yazdı ve ardından DEM Parti’den yazılı bir açıklamayla çok net bir şekilde bunun doğru olmadığı, Öcalan’ın hiçbir şekilde böyle bir şey söylemediği, tam aksine açıklamaları olduğu ve zaten Demirtaş ve arkadaşlarının tahliye edilmemesinin sorumlusunun siyasi iktidar olduğu söylendi. Ve tartışma kapandı gibi ama kapanacağa benzemiyor. Çünkü bu olay çok uzun zamandan beri dile getirilen bir olay. Uzun zamandan beri derken değişik aşamalarda, özellikle ilk Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının içeri girdiği andan itibaren, partilerin yani HDP ve devamı partilerin bu konuda çok da aktif birtakım tutumlar takınmamalarından hareketle bu tür teoriler geliştirildi. Birbiriyle iç içe şu görüşler, iddialar ortaya atıldı ya da spekülasyonlar:

‘‘Selahattin Demirtaş’la partinin arasında sorun var. Selahattin Demirtaş’la Kandil arasında yani PKK arasında sorun var ve Selahattin Demirtaş’la İmralı arasında sorun var.’’ Bunun en çok kendini gösterdiği olay 2019’da İstanbul seçimlerinin tekrarlanmasında Abdullah Öcalan’ın bir şekilde HDP seçmenini sandığa gitmeme, tarafsız olmaya çağırması, daha doğrusu çağırmaya çalışması. Çünkü tam kamuoyuna aktarılamadı bu. Buna karşılık Selahattin Demirtaş’ın Ekrem İmamoğlu’ndan, CHP’den yana tavır alması ve anlaşıldığı kadarıyla da o dönemki HDP seçmeninin önemli bir kısmının Demirtaş’ın çağrısına uyması, orada bir Demirtaş-Öcalan ikiliği, farklılığı gündeme gelmişti. Ve sonra Erdoğan’ın söylediği, mealen söylüyorum, şimdi tam cümle aklımda değil, “İmralı Edirne’den hesap soracak” açıklaması. Ardından Ekim’de, geçen seneki Ekim’de yani Bahçeli’nin “terörsüz Türkiye” diye adı verilen sonradan, o süreci ilk başlattığında İmralı ve Ankara’yı yani DEM Parti’yi bir yana, Kandil ile Edirne’yi bir başka yana koyması, yani tercihini Öcalan ve partiden yana yapıp bunun karşısında Demirtaş ve PKK’yı dışlayan yaklaşımı, buralarda da hep böyle bir algı iyice oluştu.

Peki bu gerçeği ne kadar yansıtıyor, ne kadar doğru? Ben bu konuda defalarca diyebilirim yayın yaptım ve bir yayının başlığı da aslında şöyle bir şeydi: “Öcalan Demirtaş’a, Demirtaş Öcalan’a muhtaç. Türkiye her ikisine de ihtiyaç duyuyor.” Şu anda baktığımız zaman sürecin kendisinin gidişatı için, ki gidişat, görüşmeler benim öğrendiğim kadarıyla olumlu seyrediyor ama sürecin kamuoyundaki algısı çok kötü bir durumda. İnsanlar çok ilgili değil, çok inanmıyor ve en önemlisi de Öcalan’ın adı geçtiği zaman bir tepki çıkıyor. Bunu şundan da biliyorum: Mesela başlığında Öcalan olan videoların izlenmesiyle Demirtaş olan videoların izlenmesi arasında Demirtaş lehine ciddi farklar var. İnsanlar genel olarak ortalama vatandaş Öcalan’ı pek duymak görmek istemiyor. Dolayısıyla bu sürecin Öcalan üzerinden pazarlanması, kamuoyuna anlatılması çok kolay değil, hiç kolay değil hatta. Ama Öcalansız olması da imkansız. Hep aynı şey oluyor. Demirtaş da bunu vurguluyor zaten. Demirtaş’ın yapabileceği bir şey değil örgüte silah bıraktırma. Hele şimdi en kritik konu olan Suriye’de SDG’nin durumu konusunda Selahattin Demirtaş ne yapabilir? Hiçbir şey yapamaz. Yani en fazla birtakım açıklamalar yapar. SDG yöneticileri de bunu ciddiye alır almaz, o ayrı bir şey.

Ancak Öcalan’ın durumu farklı. Burada işte ciddi bir sorun var ve bu sorunun nasıl aşılacağı… İdeali şu: Demirtaş serbest kalır, Öcalan’ın bilgisi dahilinde süreçte etkili olur, hatta öne çıkar. Ama anladığım kadarıyla Öcalan’ın böyle bir tercihi yok. Selahattin Demirtaş içeride kalsın gibi bir dayatması olacağını da sanmıyorum. Kaldı ki Öcalan böyle bir şey olsa da bunu kalkıp İmralı Heyeti’ne “Demirtaş çıkmasın, çıkarsa iyi olmaz” diyecek birisi, benim şu ana kadarki gördüğüm şeylerde bakıyorum, bir süredir görüşme notları sızmaz oldu ama şu ana kadar çıkanlara baktığımda böyle bir tutum takınacak birisine benzemiyor bana göre. Ama devletle, devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde bu konu gündeme gelmiş olabilir. Bunların notları falan yok elimizde tabii ki, olmayacak da. Ama o zaman da şöyle bir soru var: ‘‘Türkiye’yi yönetenler Selahattin Demirtaş hakkındaki kararlarını Öcalan’a bakarak mı verirler?’’ sorusu ortada. Tabii ki ciddiye alırlar ama ben Demirtaş’ın tahliye olmamasının, yine tahliye olmamasının esas faktörünün Erdoğan olduğunu düşünüyorum. Erdoğan’ın nasıl bir hesabı var? Bu konuda çeşitli şeyler söylenebilir.

Öte yandan şunu da vurgulamak lazım: Sadece Demirtaşlı bir platform ya da Kürt hareketinin yasal ayağının Demirtaş’la yürümesi Öcalan’ın çok tercih edeceği bir şey değildir. Duyduğum kadarıyla bu konuda birtakım çalışmalar yürüyor, birtakım görüşmeler yürüyor ve Öcalan’ın sürgündeki Kürt siyasetçilere yaptığı birtakım çağrılar var, dönmeleri çağrısı. Ama şunu da vurgulamak lazım: Bunun yasal zemini henüz oluşmadı. İşte Meclis komisyonu elini çabuk tutarsa ve o hukuki zemin hazırlanırsa, yurt dışında özellikle batıda yaşayan birtakım milletvekilleri, eski belediye başkanları Türkiye’ye dönerse, o zaman işte Demirtaş’ın da onlarla birlikte, onlardan önce ya da sonra o sürece dahil olması Öcalan için daha kabul edilebilir bir senaryo gibi geliyor. Şimdi karışık olduğunun farkındayım ama şunu tekrar kısaca söyleyecek olursam, Öcalan’ın Demirtaş’ın yürüteceği bir süreci tercih etmeyeceği açık. Kendisi yürütmek isteyecektir. Ama kendisinin yürütmesinin kamuoyu anlamında çok makul olmayacağını da herhalde görüyordur ve Selahattin Demirtaş’ın bu sürece dahil olmasının zemininin zamanla, işte bu yasal düzenlemelerle olmasını tercih ettiği kanısındayım.

Son olarak şöyle bir şeyi de vurgulamak istiyorum: Kandil göndermesi çok yapılıyor Demirtaş’la ilgili olarak, “PKK Demirtaş’ı istemiyor” falan diye; ama unutmayalım ki kardeşi Nurettin Demirtaş çok uzun zamandan beri Kandil’de ve örgütte herhalde üst düzeyde bir yerde duruyor. Daha önce bir dönem partinin genel başkanlığını yapmıştı ama sonra hapse girdi, çıktı, kaçtı vesaire. Sonuç olarak Kandil’in Demirtaş’a karşı çok keskin bir pozisyon aldığı kanısında değilim. Fakat Kürt hareketi içerisindeki temel sorun şu: Merkezde kim olacak? Merkezde silahlı hareket mi olacak yoksa yasal hareket mi olacak? Yıllardır bu tartışma sürdü. Şimdi işte neyi yaşıyoruz? Silahın ortadan kalkmakta olmasını yaşıyoruz. İşte bu anda onun krizi yaşanıyor. Silaha veda edecek olan bir örgüt ve onun lideri ve bütün hareket yasal zemin üzerinde yürüyecek. O zaman liderlik, taşıyıcılık kimde olacak? İşte tam soru da bu. Ve bu sorunun cevabını henüz bu hareket tam olarak verebilmiş değil. Öcalan’ın liderliğinde, onların tabiriyle önderliğinde herkes mutabık ama işin pratiğe nasıl yansıyacağı konusu henüz netleşmedi. Süreçle beraber netleşeceğe benziyor diyeyim, noktayı koyayım. Bu konuyu daha çok konuşacağımız da muhakkak.

Bugünün ithafı kime? Çok değeri bilinmemiş diyelim ya da az bilinmiş birisine ithaf etmek istiyorum: Neriman Köksal’a. Karakter oyuncusu denirdi. Türk filmlerinde çok sayıda filmde oynamış birisi Neriman Köksal. Bir ara başrolde de oynamış: Fosforlu Cevriye 1959. Böyle bir, yani nasıl denir, güçlü kuvvetli kadın, eski tabirle, hâlâ deniyor mu bilmiyorum, “erkek gibi kadın” denirdi bizim çocukluğumuzda ya da “hükümet gibi kadın” denirdi. Benim bildiğim Neriman Köksal genellikle karakter oyuncusuydu, siyah beyaz filmlerde. Kimi zaman kötü kadını oynadığı da olurdu ama genellikle daha iyi, sessiz, sakin, az konuşan ama konuşunca da durumlara müdahil olabilen bir kadın rolünde ve tabii ki başrol olmadığı için çok uzun sürelerde filmde gözüken birisi değildi ama hepimizin tanıdığı, bildiği birisiydi.

Benim ona olan sempatimin en büyük nedeni de itiraf etmek gerekirse bir Laz çocuğu olarak ve çocukluğu hep kadınlarla beraber, işte annem, halalarım, teyzelerim, yengelerim ve bilen bilir gerçekten Laz kadınları Neriman Köksal gibi hükümet gibi kadındırlar. Evleri çekip çeviren aslında genellikle kadınlardır. Bu memlekette de öyledir. Yani Hopa’da ve diğer Lazların yaşadığı yerlerde de öyledir. Çay toplamada, fındık toplamada, işleri çekip çevirmede de öyledir. Ve erkekler genellikle daha, ne denir, eyyamcı ve daha rahat olarak tabir edilir. Neriman Köksal kendisi Balkan göçmeniymiş ama benim gözümde hep o çevremde gördüğüm teyzelerimi, halalarımı, annemi çağrıştıran bir kadın oldu. Ve onun için tabii filmlerde her oynadığı rolde onu o çocuk yaşımızla ya da işte daha ergen çağlarımızla sevebilmek mümkün değildi ama hep böyle dikkatimizi çeken birisiydi. 1999 yılında hayatını kaybetmiş ama galiba herhalde onlarca belki de yüzlerce filmde oynamıştır. Çok saygıyı hak eden birisiydi. Kendisini saygı ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.