Bir hastane odasında çekilmiş fotoğrafını sosyal medyada gördüğümde onu tanıyamadım. Yataktan aşağı ayaklarını sarkıtmış, kalın çorapları, boyasız saçları ve hastane önlüğüyle bitkin bir biçimde başı öne eğik bu kadının fotoğrafını emin olmak için iyice büyüttüm. Evet oydu.
CNN’in efsanevi televizyon yüzü, uluslararası gazetecilik şöhreti: Christiane Amanpour. Dört yıl önce teşhisi konulan yumurtalık kanseri üçüncü kez ve bu kez agresif bir şekilde bedenine geri dönmüştü. Kırk yılı aşkın bir süredir dünyanın pek çok savaştan yıkılmış kentinden, politik ayaklanmaların ve küresel krizlerin merkezinden yayın yapan Christiane Amanpour belli ki bu kez çok kişisel bir mücadelenin tam orta yerindeydi. Bedenindeki bu savaşı saydam bir biçimde dünya kamuoyunda paylaşırken şöhretin getirdiği gücünü bu hastalıktan mustarip tüm kadınlar için kullanıyordu:
“Dünyanın en iyi sağlık hizmeti sunuluyor bana. Üstelik kamuoyuna seslenme ayrıcalığına sahibim. Benim bu savaşım sesi asla duyulmayacak kadınlar için.”
Kimseden sempati dilenmeyen, müdanasız ve sözünü sakınmayan bu kadın kafamdaki Amanpour’a çok daha yakın.
Onunla yollarımız 2013 yılında Marakeş’te kesişti. Her yıl düzenlenen uluslararası dev haber yayıncılığı zirvesi News Xchange’in açılış konuşmacısıydı Amanpour. Biz de bir grup öğrencimizle, onların yaptıkları belgeseli göstermek için üç medya akademisyeni olarak Fas’ın yolunu tutmuştuk. Bir yanda çöl gecelerinde bedevi çadırlarının arasında dev meşaleler altında verilen davetler, bir yanda Yves Saint-Laurent izleri taşıyan Majorelle Bahçesi, saraylar, medrese gezileri, diğer yanda görkemli uluslararası organizasyon belleğimize silinmeyecek bir çentik attı. Yoksul ve büyülü bu coğrafyada tarifsiz zamanlar geçirdik.
Konferansın ilk günü lüks etkinlik oteli dünyanın her tarafından gelen haber kuruluşlarının temsilcileriyle hınca hınç doluydu. Christiane Amanpour’ın açılış performansı için her şey inceden inceye planlanmıştı. Biz Amerika’dan gelen diğer öğrenci grubuyla birlikte konuşma sonrası kulise gidecek, özel olarak kendisiyle tanışacak ve ona soru sorabilecektik. Amanpour’un menajeri sürekli Amanpour’un dakika dakika planlanmış programını kulağıma fısıldıyor, öğrencilerden kaç soru alacağına, nerede fotoğraf çekebileceğimize dair sayısız detayın direktiflerini veriyordu.
Fazla vakti yoktu şöhretli habercinin, programı pürüzsüz biçimde ilerlemeliydi. Etkinlik koridorlarında ve kaldığımız otel lobisinde onun ne kadar zor bir insan olduğu, kafası atarsa bir anda çekip gidebileceği ve iniş çıkışlı ruh hali konuşuluyordu. Bu dedikodu bulutu içinde öğrencilerin ürküp sinmemesi için ekstra çaba sarf ediyorduk. Zaten çok heyecanlıydılar. Amanpour performatif yanı güçlü olan son derece etkileyici bir konuşma yaptı. Dinleyicileri duygulandırdı, gençlere esin kaynağı olan şeyler söyledi. Hakikaten ekran personası olarak dev sahnede de herkesi büyülemişti. Sonra sıra geldi bizim grup olarak kulisteki tanışma faslına. Apar topar sahnenin arka tarafına alındık ve beklemeye koyulduk.
Hayatımızda ne bir şarkıcıyı ne de bir film yıldızını böyle beklemediğimizi söyleyip gülüştüğümüzü hatırlıyorum. Velhasıl Amanpour rüzgâr gibi içeri girdi. Öğrencilerden biri titrek sesiyle ama kararlı biçimde sokaklardaki protestoların bizim CNNTürk’e nasıl haber olmadığını ve CNN’in neden bu işe ses çıkarmadığını soruverdi. İşte o an olan oldu. Amanpour “You must be kidding me!” (Benimle şaka yapıyorsun herhalde!) diyerek sert biçimde sesini yükseltti. Öğrenciler dahil biz de şoka uğramıştık. Biraz önce sahnede herkesi büyüleyen Amanpour bir anda en ufak eleştiriyi kaldıramayan cadaloz bir kadına dönüşüvermişti. Bu andan geriye birkaç suya sabuna dokunmayan soru ve zoraki içine girilen bir fotoğraf karesi kaldı. Yaptığı gereksiz çıkışın ardından birebir yaptığımız ayak üstü sohbet bile silinmiş hafızamdan. O derece bir hayal kırıklığıydı anlayacağınız.
Yıllar içinde onu hep CNN ekranında takip ettim. İlginç konuklarla yaptığı röportajlarını, tavsiye ettiği kitapları ve çektiği belgeselleri izledim. Küresel gazeteciliğin ikonlarından biriydi ne de olsa; hiçbir şeyin kendisine işlemeyeceğine inandıran sarsılmaz bir görünümü vardı daima. Hastane odasında ayaklarını yataktan sarkıtmış bitkin kadının fotoğrafına baktım tekrar. İçim acıdı.














