Ruşen Çakır yorumladı: Ekrem İmamoğlu’na erişimi engellemek mümkün mü?

Ekrem İmamoğlu

Tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabına erişim engeli kararı verildi. Çakır, “Ekrem İmamoğlu’na erişimi engellemek mümkün mü?” diye sordu, “Hangi çağda yaşıyoruz? Sosyal medyada Türkiye’nin en popüler siyasetçilerinden birisini engelliyorsunuz. Engelledikçe ne gösteriyorsunuz?” diyerek tepki gösterdi.

Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin X hesabına erişim engeli getirilmesini değerlendiren Ruşen Çakır, bu kararların siyasi etkisine dikkat çekti. Çakır, “Bu çağda bunu yapamazsınız, engelledikçe onun görünürlüğünü artırıyorsunuz” dedi.

Ekrem İmamoğlu’na erişimi engellemek mümkün mü?

Ruşen Çakır, yayında İmamoğlu’nun 333 bin takipçili aday ofisi hesabına getirilen son erişim engelini hatırlatarak, bunun daha önce kapatılan diğer hesaplarla birlikte “art arda gelen yasakların yeni halkası” olduğunu söyledi. Kararın “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle alınmasını hatırlatan Çakır, bu süreçle ilgili değerlendirmesinde şu ifadeyi kullandı:

“Hangi çağda yaşıyoruz? Sosyal medyada Türkiye’nin en popüler siyasetçilerinden birisini engelliyorsunuz. Engelledikçe bu kişiden rahatsız olduğunuzu gösteriyorsunuz.”

Çakır, yapılan müdahalelerin İmamoğlu’nun görünürlüğünü azaltmak bir yana, “profil fotoğraflarını onunkine çeviren binlerce kullanıcı” üzerinden tam tersine daha geniş bir dolaşıma soktuğunu vurguladı.

“19 Mart sonrası siyaset tamamen değişti”

Çakır, 19 Mart sürecinin İmamoğlu’nun siyasi konumunu radikal biçimde güçlendirdiğini belirterek, CHP tabanında bile bir dönem mesafeli duran kesimlerin bugün daha farklı bir yaklaşım içinde olduğunu söyledi:

“Bu kadar popülaritesi yoktu Ekrem İmamoğlu’nun, emin olun yoktu. 19 Mart olmasaydı tek adaylı bir seçime kaç kişi ilgi duyardı? Ama dayanışma sandığıyla 15 milyon kişi oy attı.”

Çakır, hem tutukluluk süreci hem de engellemelerle birlikte İmamoğlu’nun siyaset sahnesindeki görünürlüğünün azalmadığını, aksine daha da arttığını söyledi.

“Erişimi engelleyemiyorsunuz, mümkün değil”

Çakır, teknolojik koşulların siyasette kontrol mekanizmalarını sınırladığını, İmamoğlu’nun mesajlarının mitinglerde, örgüt kanallarında ve ziyaretlerde zaten sürekli dolaşıma girdiğini belirtti:

“Bu teknoloji çağında bunu nasıl yapacaksınız? Böyle bir devir artık yok. Yasaklamanın hiçbir âlemi yok. Erişimi engelleyemiyorsunuz.”

Çakır, İmamoğlu’nun adının yasaklarla gölgelenmesinin mümkün olmadığını, geçmişte Selahattin Demirtaş örneğinde olduğu gibi erişim engellerinin siyasetin akışını değiştirmediğini ifade etti.

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Ne zamandır çözüm süreci konuşamıyorum. Daha da konuşabileceğe benzemiyorum. Gözünüz aydın diyeyim, en azından bazı izleyiciler için. Bugün yine Ekrem İmamoğlu’ndan bahsetmek zorunda hissettim kendimi çünkü dün biliyorsunuz Ekrem İmamoğlu’na bir yasak daha geldi. O da Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin X hesabına erişim engeli, 333 bin takipçili. Henüz Türkiye’de kapanmadı ama yakında kapanacaktır. Daha önce de Ekrem İmamoğlu’nun bir ana hesabı 8 Mayıs’ta, yani 19 Mart sürecinden bir süre sonra engellenmişti. Bir diğer hesabı ‘‘İmamoğlu International’’ hesabı, yani uluslararası yabancı dilde yaptığı hesap da bir gün sonra engellenmişti ve o tarihte biliyorsunuz birçok kişi X‘te profillerini Ekrem İmamoğlu olarak yaptılar. Hâlâ bunların büyük bir kısmı sürüyor. Bunların ardından Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi olarak bir hesap açıldı ve bu hesap da dün “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” adına engellendi. Buralardan dezenformasyon yapılıyormuş; gerekçe buymuş.

Şimdi daha önce hakkımızda, bir grup gazeteci hakkında yapılan suçlamalardan bahsederken orada şöyle bir tabir vardı, hiç unutmayacağım onu: “Güzelleme.” Suç örgütüne güzelleme yaptığı iddiası gazetecilerin, ben dâhil. PR yapıyormuşuz, güzelleme yapıyormuşuz. Şimdi bundan âlâ güzelleme olur mu? Hangi çağda yaşıyoruz? Hangi çağda yaşıyoruz? Sosyal medyada Türkiye’nin en popüler siyasetçilerinden birisini, belki birincisini, engelliyorsunuz. Engelledikçe ne gösteriyorsunuz? Bu kişiden rahatsız olduğunuzu gösteriyorsunuz. Bu kişinin bir anlamda reklamını yapıyorsunuz. İnsanlar kendi profil resimlerini onunkiyle değiştiriyorlar, daha fazla ondan bahsediyorlar. Nereye kadar? Yani şimdi güzellemeyi kim yapıyor?

Normal hâlinde bıraksa, kendi hâline bıraksa, ki genellikle böyle olur, yasaklar genellikle yasaklananın önünü açar. Yasak, hele adı üstünde, zaten böyle olumsuz bir anlamı var ama yasak bir de hakkaniyetli görülmüyorsa, şu anda Türkiye’de üst üste iki kere İstanbul’da belediye başkanı seçilmiş, farklı bir şekilde kazanmış birisinden bahsediyoruz ve bu kişi daha sonra 15 milyon kişinin oy verdiği bir sistemde Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenmiş, kamuoyu araştırmalarında sürekli önde çıkıyor, bayağı bir oy alıyor. Cumhurbaşkanlığı kamuoyu yoklamalarında diyelim ki birinci değil, ikinci ama belli bir popülaritesi olan bir isimden bahsediyoruz ve bu kişiye binlerce yıl ceza istenen bir soruşturma ki ceza da daha yeni açıklandı, talep edilen ceza. Tutuklu yargılanıyor ama sonuçta mahkeme daha başlamadı, suçlu değil. Suçlu olduğu kanıtlanmış değil. Hele bu dava kolay kolay bitecek bir dava değil ve siz bu kişiyi engellemeye çalışıyorsunuz. Konuşmasını engellemeye çalışıyorsunuz. Sosyal medyadan hitap etmesini engellemeye çalışıyorsunuz. Mahkemelerde duruşma salonunda fotoğrafının alınmasını, sesinin kaydedilmesini engellemeye çalışıyorsunuz. Yani bunları yapmaya çalışırken aslında o kişiye çalışıyorsunuz.

Birincisi, nafile bir şey bu, bu çok açık. Yani bu hesap kapatıldı, belki yeni bir hesap açılacak. Açılmasa da en azından biliyoruz ki her çarşamba günü İstanbul’un bir ilçesinde ve hafta sonları da bir ilde Cumhuriyet Halk Partisi miting yapacak ve İstanbul’daki ilçelerde İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, diğer yerlerde de o illerin il başkanları her kimse onlar Ekrem İmamoğlu’nun mesajlarını okuyacaklar. Uzun uzun mesajlar. Ben bayağı bir miting izledim ve oralarda hepsinde, zaten evde de izleyebiliyorsunuz, televizyondan ya da sosyal medyadan mitingleri canlı izleyebiliyorsunuz, her yerde Ekrem İmamoğlu’nun mesajları okunuyor, resimleri var. Yani şimdi 19 Mart’tan bu yana yapılan, zaten 19 Mart’ın kendisi başlı başına bir şeyin önünü açtı, yani yıkmak istediği bir şeyi ona saldıranlar güçlendirdi. Bu kadar popülaritesi yoktu Ekrem İmamoğlu’nun, emin olun yoktu. Birçok insan İmamoğlu’na şu ya da bu nedenle CHP’li de olsa bir şekilde mesafeli duruyordu. Hele bir Karadeniz gezisi vardı biliyorsunuz, bazı isimleri çağırdığı, o anda mesela CHP tabanından da çok büyük bir tepki almıştı. Birtakım açıklamalarından dolayı tepkiler alıyordu ama birdenbire Ekrem İmamoğlu’nun önü alabildiğine açıldı. Tekrar tekrar söylüyorum ama çok anlamlı: Eğer 19 Mart olmasaydı Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek adaylı, Ekrem İmamoğlu, cumhurbaşkanlığı aday adayları seçimine kaç CHP üyesi katılırdı? Kaç? Diyelim ki 500 bin ya da 1 milyon. Bir de üstelik CHP üyesi olmayan insanlar merak eder miydi? Etmezdi. Niye? Zaten tek aday var, kimin kazanacağı belli. Ama 19 Mart oldu. Ardından dayanışma sandığı kuruldu ve 15 milyon kişi Ekrem İmamoğlu için oy attı.

Bunu kim yaptı? Kim becerdi? Yani güzelleme yapan gazeteciler mi? Güzelleme, PR yapan… Yani bundan âlâ PR olmaz. Bunları söylüyorum, şunu söylemiyorum tabii ki: ‘‘Yasaklayın, bu Ekrem İmamoğlu’nun işine yarar.’’ Yasaklamayın. Niye yasaklıyorsunuz? Yani o şu anda Türkiye’nin önemli bir siyasetçisi. Tutuklu olabilir, suçlanıyor olabilir ama hâlâ masumiyet karinesi icabı suçsuzdur. Herkes, bütün tutuklular, hepsi suçsuzdur. Hatta mahkûm olanlar da Yargıtay vesaire aşamaları olduğu için temkinli olmakta yarar var. Ve tabii ki bu teknoloji çağında bunu nasıl yapacaksınız? Avukatları sürekli olarak görüşüyorlar. Ziyaretçileri var. Milletvekilleri gidiyor. Özgür Özel zaten haftada en az bir kere ziyaret ediyor ve her seferinde ziyaretin ardından canlı yayınlanan basın toplantıları yapılıyor vesaire. Böyle bir devir artık yok. Yani böyle bir Türkiye, ne kadar baskı ortamı kurulmak istenirse istensin, belli bir yere kadar yapabiliyorsunuz bunu. Dolayısıyla yasaklamanın hiçbir âlemi yok. Erişimi engelleyemiyorsunuz. Engelleyemiyorsunuz. Kimse engelleyemiyor. Mümkün değil.

Mesela hatırlayın, Selahattin Demirtaş kendisi frene basmasaydı Selahattin Demirtaş neredeyse günde iki üç kere attığı tweetlerle, yazdığı yazılarla, yazdığı romanlarla, öykü kitaplarıyla, şununla bununla sürekli hayatımızın içindeydi. Tabii ki dışarıda olsa daha farklı olurdu ama hep siyasetin içindeydi. Ekrem İmamoğlu da böyle ve açıkçası 19 Mart’tan sonra belli bir yerde Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu artık alışılmışken arada sırada böyle ‘‘Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması’’ adına kararlar alarak onu tekrar insanların gündemine sokuyorlar. Yani şöyle bir şey, Ekrem İmamoğlu’na peş peşe yasaklar geliyor, dolayısıyla insanlar korkacak ve onun adını anmayacak; böyle bir şey olmadı. Bundan sonra da olacağa benzemiyor. Gerçekten akıl alır gibi değil. Yani yasaklayarak, kendi tabirleriyle Ekrem İmamoğlu’nun böyle bir PR’ını, yani public relation, yani halkla ilişkiler faaliyeti yürütmelerini benim aklım almıyor. Ama vardır bir bildikleri diyelim, noktayı koyalım.

Ve bugünün ithafı… Geçen Sait Faik’ten bahsederken adını andım, Sabahattin Ali. Evet, benim için Sait Faik ve Sabahattin Ali, Bilgi Yayınları‘ydı, öyle olması lazım. Onların kitapları, öyküleri, Sabahattin Ali’nin de öyküleri vardır, hepsini okudum. Şimdi adlarını tekrar gördüm: ‘‘Değirmen’’, ‘‘Kağnı’’, ‘‘Ses’’, ‘‘Yeni Dünya’’, ‘‘Sırça Köşk’’, hepsini okudum. Hatta bazılarını birkaç kez okudum. Çok iyi hatırlıyorum, çok etkileyiciydi. Tabii romanları, sonra bazıları sinemaya da uyarlandı: ‘‘Kuyucaklı Yusuf’’, ‘‘İçimizdeki Şeytan’’, ‘‘Kürk Mantolu Madonna.’’ Sabahattin Ali çok ilginç bir kişi. Hayatı maalesef çok kısa, 41 yıl. Öldürüldü, katledildi. Yani Türkiye’de ilk Cumhuriyet tarihinin belirgin derin devlet cinayetlerinden birisi. Türkiye’de siyasi nedenlerle başına çok iş geldiği için Bulgaristan’a kaçmak istiyor ve yanındaki kişi, hesapta onu kaçıracak olan kişi tarafından 1948’de katledildi, öldürüldü Sabahattin Ali. O tarihte 41 yaşında, genç, çok parlak, kendini çok yetiştirmiş, işini ciddiyetle yapan birisi.

Almanya’da okumuş, belli bir aşamada devlet tarafından gönderilmiş, Almanca çeviriler de yapan, aslen öğretmenlik yapan ama bir zamanlar gençliğin ilk yıllarında daha Turancı, milliyetçi bir çizgideyken daha sonra sol bir şeye, toplumsal gerçekçi çizgiye giriyor ve komünizm damgasıyla, komünist damgasıyla başına gelmedik kalmıyor ve sonunda öldürülüyor. Sabahattin Ali Türkiye’de Cumhuriyet tarihinin en önde gelen keşke yaşasaydı, daha çok, daha uzun yaşasaydı ve daha çok üretseydi, yazsaydı, romanları, öyküleriyle gündemimizde olsaydı. Ama hâlâ onun mesela ‘‘Kürk Mantolu Madonna’’ romanı bildiğim kadarıyla dünya çapında bilinen bir roman oldu. Öykülerinin hepsini özellikle gençlere hararetle tavsiye ederim. 1930’lu 1940’lı yıllarda yazılmış bu kitaplar hâlâ günümüzde kesin eminim her genci bir yerinden yakalayacaktır. Sabahattin Ali’yi saygıyla ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.