Taha Kılınç, son aylarda Doğu Türkistan’la ilgili söyledikleriyle öne çıktı. O bir Kartal İmam-Hatip mezunu ve bunu gururla biyografisinde taşıyor. Orta Doğu yazıları ve gezi organizasyonlarıyla tanınmıştı. Ancak üstlendiği birtakım misyonlarla ününü artırdı. Şimdilerde İslamcı mahallenin naif abisi rolünü üstlendi.
Kılınç’ın elbette öne çıkan tarafı gazeteciliği ve yazarlığı. Asıl önemli olan ise anlattıkları değil, anlatmadıklarıdır. Bütün söylemlerinin analiz edilmesi gerekiyor ama bu yazıda Doğu Türkistan konusuna odaklanılacak. Kılınç, Doğu Türkistan hakkında ne anlatıyor, neyi anlatmıyor ve neden anlatmıyor?

Naif imajın stratejiyle pazarlanması
Kılınç’ın biyografik bilgilerini tekrarlamaya gerek yok. Ancak onun aklıselim, sağduyulu, soğukkanlı, naif gibi özelliklerle öne çıktığının altı çizilmeli. Bu özelliklerin bir stratejiye dönüştürülüp pazarlanması da dikkat çekici. Kılınç’ın kitap isimlerine bakmak, onun kendini nasıl konumlandırdığını anlamak açısından fikir verebilir: “Kırmadan İncitmeden”.
Kılınç, zaman içerisinde İslamcı gençlerin abi rolü atfettiği bir tür kanaat önderine dönüştü. Kültürel hegemonya kurmakta zorlanan muhafazakârlar, Kılınç’a orantısız bir entelektüel rol biçti. Kılınç’la ilgili aşırı güzellemeler yapıldı, gençlerin örnek alması gereken ahlaklı, çalışkan bir figür olarak kodlandı.
Kılınç, ulaştığı mertebenin gereği olsa gerek, sosyal medyadan elini ayağını çekti. Çünkü kanaat önderleri kitlelerle çok da içli dışlı olmaz. Bu bilinçli oluşturulan bir tür ulaşılmazlık hâli. Hayranları şimdilik Kılınç’ın bilgisi dahilinde adına açtıkları bir hesaptan onunla ilgili paylaşımları sürdürüyor.
Ortadoğu’dan Doğu Türkistan’a hesaplı rotasyon
Kılınç’ın takip ettiği konular Suriye ve Filistin gibi popüler Ortadoğu meseleleriydi. Bunlarla ilgili Türk-İslamcı tarzda hamasi çalışmalar yaptı. Fakat muhtemelen sık sık, “Neden zulüm gören Türklerle ilgili bir şey yapmıyorsun?” sorusuyla karşılaştı. Akıllı bir stratejiyle rotayı Doğu Türkistan’a kırdı.
Kılınç, Doğu Türkistan kitabını yazmak için 8 günlük bir seyahat planladığını belirtiyor. Naif bir yorumla, gezisinin Çin güvenlik güçlerinin gözünden kaçtığını ve tüm hedeflediği yerleri ziyaret ettiğini söylüyor. Ancak ne hikmetse kitabın basımını engellemek için Çin Ankara Büyükelçiliği’nin sonradan doğrudan devreye girdiğini iddia ediyor.
Kahraman ve mağdur dava adamı imajı
Kılınç, Çin’e giriş yaptıktan sonra defalarca sorgudan geçtiklerini, oteldeyken odalarına polis baskını olduğunu, çantasındaki bir kitap yüzünden ayrıca sorguya alındığını anlatıyor. Çin güvenlik güçleri tarafından Doğu Türkistanlılarla sıcak temas kurmamaları yönünde uyarıldıklarını ama buna rağmen çeşitli temaslar kurduklarını paylaşıyor.
Kılınç, büyük bir mağduriyet ve kutsal bir mücadele anlatısı inşa ediyor. Halk böyle mağduriyet hikâyelerini severler. İslamcılar daha çok sever, örnek aldıkları şahsiyetlerin tamamı şehit edilmiş ya da zulüm görmüştür. Kılınç edindiği bu yeni konumla mevcut görevlerini en az beş yıl daha garantilemiş görünüyor.
Çin üzerinden dindar travmalara oynamak
Kılınç, Doğu Türkistan’daki toplama kamplarını, keyfi tutuklamaları, işkenceleri, cinsel istismarları, zorla fabrikalarda çalıştırmaları, çocukların ailelerinden koparılmalarını, kadınların kısırlaştırılmalarını, doğum yasaklarını, diasporadakilerin aileleri üzerinden tehdit edilmelerini anlatmıyor.
Kılınç’tan Doğu Türkistan’la ilgili dinlediğimiz şeyler; camilerin kapatılması, Arapça levhaların kaldırılması, hutbelerde siyasi propaganda yapılması, başörtüsünün yasaklanması. Kılınç, anlattığı konularda Türk siyasetindeki temel paradigmaları kaşıyor. Muhafazakâr zihinlerdeki laiklik fobisini ve komünizm canavarını hortlatan hikâyelere başvuruyor.
Dindar kitleler, geçmişte yaşadıkları din merkezli yaşam tarzı travmalarının Çin’de yaşandığını ve Türkiye’de tekrar edebileceğine ikna ediliyor. Kılınç, Doğu Türkistan’da cımbızla seçtiği problemleri Türkiye’deki ideolojik kutuplaşmalara eklemliyor. İlginçtir, sanki Çin’de CHP iktidarda ve muhafazakârlar zulme uğruyormuş izlenimi veriliyor.

Doğu Türkistanlılar Türkiye’de özgür değil
Türkiye kamuoyu, Doğu Türkistan’da yaşananları Kılınç’tan dinlemek zorunda bırakılıyor. Halbuki normal şartlarda Doğu Türkistan diasporası aydınlarının konuşması gerekir. Doğu Türkistanlıların kendi siyasetlerini ve aktivizmlerini üretmelerine müsaade edilmiyor. İktidar tarafından baskı altında tutulup, varlıklarını sürdürmenin ötesine geçmeleri engelleniyor.
İNSAMER raporunda, Doğu Türkistanlıların Türkiye’de bağımsızlık ideallerini savunamadıkları için Avrupa ve Amerika’da faaliyet göstermeye başladığı ifade ediliyor. İHH raporunda ise Doğu Türkistanlıların geri gönderilme riskiyle karşı karşıya olduğu belirtiliyor. ETHR paylaşımlarında Türkiye’deki gözaltıları isim isim görmek mümkün.
Türkiye’de Doğu Türkistanlılar tehdit ediliyor
Avrupa merkezli insan hakları kuruluşunun araştırmasına göre, Türkiye’deki Doğu Türkistanlıların yüzde 45’i Çin istihbaratının baskısı altında. Akademik bir saha çalışmasında ise Çinli yetkililer tarafından tehdit edilen Doğu Türkistanlıların oranı yüzde 85’e ulaşıyor. Doğu Türkistanlıların Türkiye’de hiçbir güvencesi yok.
Diğer raporlar ve haberlere göre, Çin’e karşı protestolara katılan, siyasi bir aktivizm içerisinde bulunan Doğu Türkistanlılar hukuksuz yöntemlerle Geri Gönderilme Merkezleri’ne hapsedildi. Bazılarına ajanlık yapmaları, aksi hâlde Çin’e teslim edilecekleri söylendi. Doğu Türkistanlılar üçüncü ülkelere gitmeye zorlandı, gidenler oradan direkt Çin’e teslim edildi.
Devlet ile ümmet arasında kalmak
Türkiye-Çin mücadelesinde Doğu Türkistanlılar masadaki kartlardan biri. Resmi yetkililer Çin’le pazarlık yapmak için Doğu Türkistan meselesini kullanıyor. İşte tam olarak burada Kılınç ve onun gibi İslamcılar, devletten farklı bir refleks geliştirip kalemlerinin gücünü kullanabilirlerdi. Yapmadılar, çünkü yapan örneklerin sonu korkutucu.
Taha Kılınç’ın öncülü denilebilecek Adem Özköse üzerinden durumu açmak mümkün. Özköse de gezi yazılarıyla öne çıkmıştı, Doğu Türkistan’la ilgili kitabı var. Özköse zamanla iktidara karşı eleştirel bir tutum takındı, anında görünürlüğünü azalttılar, onu adeta yok ettiler. Ekim 2024’te Filistin için gerçekleştirdiği bir protestoda ağzı kapatılıp gözaltına bile alındı.

Türkiye’yi kapsam dışı bırakan İslamcılık
En nihayetinde Kılınç, ümmeti merkeze aldığını iddia ediyor, devleti değil. Peki şu an Kılınç’ın devletten, hükümetten farklı düşündüğü konu var mı? Yok. İslamcı çevrelerin yaşadığı bir kriz var; alternatif düşünme melekelerini yitirdiler. Bu yazıda Kılınç üzerinden gazeteci örneğini açmak mümkün oldu. Bunun vakıf ve yayıncılık versiyonları da var.
Özetlemek gerekirse, Kılınç’ın ümmetçilik yapmak için Çin’e kadar gitmesine gerek yok. Doğu Türkistanlılar sadece Çin’de değil, Türkiye’de de zulüm görüyor. Şu an Türkiye’de yaklaşık 75 bin Doğu Türkistanlı var. Bu insanların problemleri ortada. Ne var ki Kılınç’ın naif ümmetçilik vizyonu Türkiye’yi kapsamadığı için bu sorunlara hiç değinilmiyor.














