Yıl artık 2030. Köprülerin altından çok sular aktı.
Ayasofya, artık sadece bir ibadethane veya müze değil; aynı zamanda “Tarihle İç İçe Ağır Vasıta Parkuru” olarak da anılıyor. Restorasyon çalışmaları o kadar ileri bir boyuta ulaştı ki, gelen ziyaretçiler, “Ayasofya’nın zeminindeki kamyon izlerini kim daha derin görecek?” oyunu oynuyor. Tur rehberleri, “İşte bu çatlak, 2025’teki kirloş sarı Volvo’nun fren izidir” diye anlatıyor ve turistler heyecanla fotoğraf çekiyor, çektiriyor. Hele şu Japonlar yok mu! Volvo’ya İsveç markası diye bozuk atıyorlar ama olacak o kadar… Macera onları bekliyor…
Bu iş o kadar yankı buldu ki Kültür ve Turizm Bakanlığı dayanamadı, restorasyonun ardından yeni bir proje başlattı: “Ayasofya’da Tarihi Yolculuk: Kamyonla Zaman Makinesi Deneyimi”. Katılımcılar, özel olarak tasarlanmış cam kamyonlarla binanın içinde tur atıyor, İmparator Kapısı’ndan girip, üstünde “Dikkat! Tarihi Vinç!” yazılı cilalı vinçlerin altından geçiyor. Rehberlerin o sırada yaptığı anons da dikkate değer: “Şu an çok önemli bir hamle yapıyoruz… Lütfen kemerlerinizi kontrol edin. MS 532 yılına gidiyoruz… Nika İsyanı’nın etkilerini sol tarafınızda görebilirsiniz. Şu derin tekerlek izinin hemen arkasındaki sütuna dikkatle bakın hele. O isyandan sonra Ayasofya yeniden yapıldı ama etkilerini bulmak pek mümkün!”

Tekerlek faslı
Tekerlek faslı enteresan tabii… Başka vakalara da tanıklık etmiş. Dönemin müezzini, ezandan önce defalarca anons yapmak zorunda kalmış: “Kıymetli cemaat, lütfen secde ederken kamyon lastiği izlerine dikkat ediniz. O izler, bizim titiz restorasyon çalışmalarımızın bir nişanıdır.”
Hatırlayanlar olacaktır o dönem sosyal medyada #AyasofyaKamyonYolu etiketi trend olmuştu. Gençler, zemindeki tekerlek izlerinin yanında çekilmiş fotoğrafları “Tarih ve modernite buluşması” diye paylaşıp duruyordu. Kimisi “Bu izler, Osmanlı’nın top arabalarından kalmıştır” diye espri yapıyor, kimisi de “Yok artık, o izler 2025’in damperlisi!” diye cevap veriyordu. Ne günlerdi ama!
Uluslararası arenada ise durum daha da ilginçti: UNESCO, Ayasofya’yı “Dünya Mirası” listesinden çıkarmak yerine, yeni bir kategori eklemişti: “Aktif Şantiye Alanı Olan Tarihi Eserler”. Rakipleri, “Bizim katedrallerimizde de restorasyon var ama kamyonla içeri girilmez” dediği için yapamıyoruz, çok aciziz” diye basın bültenleri yayımlıyor, “her restorasyon alanına damperli özgürlük” diye veryansın edip duruyorlardı. Ayasofya ise onlara “bizde restorasyon da başka, kamyon da!” diye rest çekiyordu tabii… Haklı olarak. Hatta kimileri çok daha cesur davranıp duruşlarını sergilemekten çekinmiyorlardı: “Nazar etme n’olur çalış senin de olur.”

Cevaplar… cevaplar…
Dahası da vardı. Bakanlık, zamanla, yaşanan eleştirilere cevap vermeye başlamıştı. Ancak bu cevap başka parantezler açmaya gebeydi! “Evet, kamyonları soktuk.” diye başlıyordu bu resmi tavır. Sonrası mı? Hatırlayalım: “Çünkü Ayasofya’nın zemin testi için 1500 yıllık veriye ihtiyacımız vardı. Şimdi elimizde çok değerli bir data var…” Neymiş o diye soranlara da tarihi bir cevap daha geliyordu: “Bizans dönemi mermerleri, kaç tonluk yüke dayanır? Bunu keşfettik… Görevimiz bunu gelecek nesillere aktarmaktır.” İşte herkesi susturacak, sustururken herkesin gururla gözlerinin dolmasına sebep olacak, cümle aleme kapak olacak tavırdı bu.

O günden bugünlere
Gerçekten de 2025’te Ayasofya’nın altındaki tünellerde yeni bir keşif yapıldı: “Kamyon Geçişine Uygun Tarihi Tünel”. Hemen oraya bir gişe konuldu. Geçiş ücreti: Euro üzerindendi tabii ki… Sonra burası Türkiye yok öyle gibisinden itirazlar oldu. Turistik bir mekandı, herkesi korumak adına yapılmıştı falan derken iş İstanbul kartlarına kadar gevşedi. Hatta resmi araçlar bedava geçmeye yeltendi. Bir ikisi yakalandı, diğerlerinin ne olduğu anlaşılamadı. Neyse… İstanbul trafiğinden kaçanlar, zamanla bu büyük hizmetten yararlandı ve Ayasofya tünelini kullanmaya başladı. Elbette: “Tarihin içinden geçen bir yolculuk” sloganıyla…
Sonuç ne oldu? Ayasofya, artık sadece bir cami veya müze değil; aynı zamanda bir “tarihi macera parkı”. Restorasyon ekibi, “2025’te oraya kamyon sokmakla kalmadık, 2027’de tüneli de trafiğe açtık” diye gururla anlatıyor. Kimi tutucu tarihçiler ise hâlâ “Peki, neden?” diye sorup duruyor. Cevapsa belli: “Çünkü Ayasofya, her şeye dayanır! Depreme, zamana, imparatorlara ve hatta kamyonlara…” Derler ya: “Budur.”














