İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, yeni çözüm sürecini “oy hesabıyla başlayan kirli pazarlık” olarak niteledi. Dervişoğlu, PKK’nın silah bırakma iradesinin olmadığını belirterek sürecin demokratikleşme, güvenlik ya da barış getirmediğini savundu. Belediye başkanlarının tutuksuz yargılanması gerektiğini söyleyen Dervişoğlu, “Özgürlüklerin susturulduğu yerde mahkemeler karar vermez, talimatları okur” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında yeni çözüm sürecini eleştirdi. Dervişoğlu, sürecin demokratikleşme, güvenlik ya da barış getirmediğini öne sürerek masanın merkezinde Öcalan’ın statüsü ve Erdoğan’ın ömür boyu başkanlık hayalinin durduğunu söyledi. Dervişoğlu, “Ortada basit bir oy hesabıyla başlayan, gerekirse Öcalan ile bile müzakere etmeyi sindirebilecek bir mideyle yürütülen, bu ülkenin hiçbir vatandaşına zerre faydası olmayacak kirli bir pazarlık var” dedi.
İYİ Parti lideri, 2000’li yılların başından beri benzer süreçlerin yaşandığını hatırlatarak bunun yeni bir durum olmadığının altını çizdi. Dervişoğlu, “Adına önce Büyük Ortadoğu Projesi dediler. İsmi değişse de hedefi tek ve aynıdır; ulus ve üniter yapılı Cumhuriyet Türkiye’sini hem madden hem manen zayıflatmaktır” diyerek sürecin asıl amacının cumhuriyet yapısını hedef aldığını iddia etti.
“Demokratikleşme vaadi verildi ancak seçilmiş belediye başkanları tutuklandı”
Dervişoğlu, çözüm süreci için öne sürülen üç gerekçeyi tek tek ele alarak bunların gerçekleşmediğini savundu. İlk gerekçe olan demokratikleşme vaadinin gerçekleşmediğini belirten Dervişoğlu, “Yıllarca Türkiye demokratikleşecek dediler. O günden bugüne ne oldu? Seçilmiş belediye başkanları tutuklandı, kayyum rejimi kalıcı hale geldi” diyerek iktidara yüklendi. Dervişoğlu, basın kuruluşlarına kayyum atandığını, gazetecilerin cezaevlerine doldurulduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının açıkça yok sayıldığını söyledi.
İYİ Parti lideri, Erdoğan’ın hukuka ve demokrasiye taviz vermediğini iddia ederek “Erdoğan ile masaya oturanların derdi de sözde demokrasiydi. Kurdukları her masanın, her ittifakın, her koalisyonun ortak paydası ve milletten gizlenen ajandası ulus devlet ve cumhuriyet düşmanlıklarıydı” dedi.
“Erdoğan ABD ile ilişkilerini yeniden ısıtmak için her kapıyı çalıyor”
İkinci gerekçe olarak jeopolitik zorunluluk gösterildiğini hatırlatan Dervişoğlu, bu argümanı da çürütmeye çalıştı. Dervişoğlu, “Amerika’yı, İsrail’i gösterdiler. ‘Tehdit o kadar büyük ki ancak PKK ile barışırsak ayakta kalabiliriz’ dediler. Bu söz en iyi ihtimalle istifa, en makul ihtimalle yüce divan konusudur” dedi. İYİ Parti lideri, bu açıklamanın Türkiye’nin çeyrek asır boyunca öyle yanlışlar yapıldığını ve ülkenin ipoteke edildiğini itiraf etmek anlamına geldiğini söyledi.
Dervişoğlu, jeopolitik gerekçenin de boşa çıktığını belirterek “Erdoğan, Amerika ile ilişkilerini yeniden ısıtmak için her kapıyı çalıyor. Gazze’de ateşkes sağlanır sağlanmaz İsrail ile ilişkileri normalleştirmenin yollarını arıyor” dedi.
Dervişoğlu, Suriye’de Şam yönetimi ile SDG arasındaki entegrasyon trafiğinin barıştan çok yeni çatışmaların habercisi olduğunu iddia etti.

“PKK silah bırakmakta direniyor, sürecin ne anlamı var?”
Üçüncü gerekçe olan “silahlar susacak, barış gelecek” vaadinin de gerçekleşmediğini savunan Dervişoğlu, PKK’nın silah bırakma iradesinin olmadığını öne sürdü. Dervişoğlu, “Bugün görüyoruz ki terörist teröristliğini, katil katilliğini bile kabul etmiyor. Çünkü bu cüreti onlara verenler bebek katilini kurucu önderlikle taltif ediyor” dedi.
İYİ Parti lideri, üç gerekçenin de geçersiz olduğunu belirterek şu soruyu sordu:
“Madem demokratikleşmiyoruz, madem jeopolitik denklem bizi bu yola zorlamıyor, madem PKK silah bırakmakta direniyor, bu sözde çözüm sürecinin ne anlamı kalmıştır?”
Dervişoğlu, bir tarafın sadece Öcalan’ın serbest bırakılmasını beklediğini, diğer tarafın ise Öcalan’ın liderlik egosunu okşayarak netice almaya çalıştığını söyledi.
“Kürtleri Barzani ya da Öcalan’a mahkum etmek istiyorlar”
Dervişoğlu, sürecin hiçbir yerinde demokrasi, güvenlik, refah ya da gerçek barış olmadığını iddia etti. İYİ Parti lideri, “Bu ülkede bir kısım sivri akıllı aldıkları emirler çerçevesinde Kürtleri Barzani’ye, bir diğer kısmı da Öcalan canisinin himayesine mahkum etmek istiyor” dedi.
Dervişoğlu, iktidara ve Öcalan’a yüklenerek “İktidar ve Öcalan’ın ortak korkuları insanımızın insanca bir yaşam sürmesidir. Gençlerin kendilerine hür, müreffeh bir hayat kurmalarıdır” dedi.
“Erdoğan’ın hangisi karar veriyor: MGK Başkanı mı, Cumhurbaşkanı mı”
Dervişoğlu, Erdoğan’ın Milli Güvenlik Kurulu Başkanı, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı sıfatlarıyla çelişkili tutum sergilediğini öne sürdü. Dervişoğlu, “Erdoğan’ın başkanı olduğu MGK toplanıyor, PKK’yı terör örgütü olarak tanıdığını ilan ediyor. Ama Erdoğan Cumhurbaşkanı olarak susuyor, AK Parti Genel Başkanı olarak İmralı’ya gidişe destek veriyor” dedi.
İYİ Parti lideri, bu belirsizliğin Türkiye’yi hem içeride hem dışarıda savunmasız bırakan asıl zaafın adı olduğunu belirterek “Bu sistem değişmeden Türkiye’de hiç ama hiç kimse, sistemin banileri dahi gün yüzü görmeyecektir” dedi.
“Başta İmamoğlu olmak üzere belediye başkanları tutuksuz yargılanmalı”
Dervişoğlu, hukuk ve adalet konusuna da değinerek Türkiye’nin mahkeme salonlarında artık hukuku değil iktidarın hıncını tartıştığını savundu. Dervişoğlu, “Türkiye haksız gerekçeler ve siyasi saiklerle yapılan soruşturmalar ve yargılamaların gölgesinde yaşıyor. Belediye başkanları, gazeteciler, gençler ve daha niceleri tedbir boyutunu aşan ve cezalandırmaya varan tutukluluk süreçleriyle karşı karşıya” dedi.
İYİ Parti lideri, suç varsa elbette cezasız kalmaması gerektiğini ancak tutuksuz yargılamaların mümkün olduğunu belirtti. Dervişoğlu, “Tutuksuz yargılamalar mümkünken ve benzer suçlarla alakalı böyle uygulamalar yapılmışken başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere belediye başkanlarının tutuksuz yargılanmalarının önü açılmalıdır” diyerek CHP’li belediye başkanlarının durumuna dikkat çekti.
Dervişoğlu konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Özgürlüklerin susturulduğu yerde mahkemeler karar vermez, talimatları okur. Yargı adalet dağıtmaz, sadakat ölçer. Biz özgürlükleri savunurken bir kişiyi değil, cumhuriyetin özünü savunuyoruz. O öz ise hürriyettir, adaletle korunan bir hürriyet.”








