Açık Oturum (503): Öcalan hangi darbe dinamiğinden söz ediyor?

Açık Oturumun bu bölümünde “Terörsüz Türkiye” kapsamında yürütülen süreç ile ilgili gerek Abdullah Öcalan’ın Cumhur İttifakı ve DEM temsilcilerine söylediği “süreç başarısız olursa darbe mekaniği devreye girer” sözlerini gerekse KDP lideri Mesut Barzani’nin Cizre ziyareti sırasında güvenlik mensupları eşliğinde verilen görüntü sonrası Devlet Bahçeli’nin sergilediği sert tutumu ele alındı. “Öcalan hangi darbe dinamiğinden söz ediyor?” başlıklı yayında Göksel Göksu’nun konukları Gürkan Çakıroğlu, İbrahim Uslu ve Yüksel Genç aynı zamanda Özgür Özel’in “Stockholm Sendromu” ile ilgili sözlerinin siyasetteki yankılarını değerlendirdi.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın süreç başarısız olursa darbe mekaniği devreye girer sözleri, Bese Hozat’ın “Af değil, demokratik siyaset ve özgürlük yasaları istiyoruz” açıklaması, Irak KDP lideri Mesut Barzani’nin Cizre ziyareti sırasındaki güvenlik görüntüsü ve Devlet Bahçeli’nin verdiği sert cevaplar üzerinden şekillenen tartışmaların ele alındığı programda yeni süreçte siyasi aktörlerin sergilediği tutum konuşuldu.

Öcalan’ın tarif ettiği darbe mekaniğinin ne olduğunu değerlendiren Gürkan Çakıroğlu, Türkiye tarihinden örnekler vererek darbe mekaniğinin Türkiye tarihinde bir gerçeklik olduğunu belirtti ve Öcalan’ın bu terminolojiyi daha önce de kullandığını ifade etti:

Açık Oturum (503): Öcalan hangi darbe dinamiğinden söz ediyor?

“Öcalan’ın kullandığı tabirin Türkiye’nin bir gerçeği, bir realitesi olduğu aşikar. Elbette bu realiteyi içeride kaşımak isteyenler olduğu gibi Türkiye’nin sınırları dışarısında da SDG üzerinde tutun veyahut da işte PKK üzerinden bunu devreye sokmak isteyenler olacaktır. SDG’nin ve PKK’nın buna karşı çok dikkatli olduğunu varsaymak zor değil. Ama bizim devlet yapısının da şerbetli bir yapısı var şu an için. Bunu Tayyip Erdoğan da aslında başka bir şekilde ifade etti. Süreç hızlandıkça ve gelişmeler olduğu sürece biliyoruz ki bize yönelik daha başka tazyikler, manipülasyonlar, komplikasyonlar olabilir, provokatörler devreye girebilir, biz de bunun bilincindeyiz. Temkinli ve tedbirli halimiz devam edecek minvalinde konuştu. Tabi herkesin terminolojisi farklı olabilir. Ama Devlet Bahçeli de ‘Buradan geri dönüş yok, gemileri yaktık’ diyerek istikametin net olarak çizildiğini bir kez daha söyledi.”

Yüksel Genç ise bu sözlerle klasik bir darbeden söz edilmediğini söyleyerek, darbe dinamiğini süreci ilerletmeye yönelik her adıma karşı, kırılgan ve tehlikeli bir ortam yaratma çabası olarak tarif etti. Genç “norm dışı güçler” tanımıyla da çözüm karşıtı ulusalcı çevreler, statükoyu korumak isteyen iktidar içindeki kesimlerin hedeflendiğini ifade etti.

“Tarafların birbiriyle konuşabileceği aktörler yaratımasında fayda var”

Süreç açısından kritik bir zaman dilimine girildiğini söyleyen Yüksel Genç, o zaman dilimini “dönüşümü mümkün kılacak, geri dönüşü çok zayıflatacak bir süreç” olarak tanımladı. Genç şunları söyledi:

“Böylesi bir sürece giriş sırasında sinirlerin çok hassas olması, her şeye fazla anlam yüklenmesi çok mümkün hale geliyor. O yüzden bu sürecin biraz riskli ve hassasiyeti yoğun bir süreç olma olasılığı olduğunu söylemek gerekiyor. Aslına bakarsanız, Bese Hozat’ın açıklamaları bulunduğu yerde sürece dahil olma ile ilgili bir girişim. Tam olarak bu noktada aslında bazı cümlelere takılmaksızın esasında şunu demeye getiriyor: Biz Türkiye’ye gelirsek yasal, siyasal hayata güvenceli bir biçimde katılabilmeliyiz. Sonuçta ideolojik ve politik olarak farklı yerde duranların bir uzlaşı alanını temsil eder bu içinde bulunduğumuz süreç. Ve uzlaşı alanının zaman içerisinde kurulması karşılıklı empatinin belki de güçlenmesi ya da birbirini tolere etme alanlarının çoğalmasıyla ilgili olarak gelişir. O yüzden bunun için daha çok tarafların birbiriyle konuşabileceği aktörlerin yaratılmasında fayda var.”

“Rekabet halindeki siyasi partilerin centilmenlik anlaşmasına ihtiyacı var”

İbrahim Uslu da rekabet halindeki siyasi partilerin fırsatını bulduğunda birbirlerine karşı çok insafsız ya da ölçüsüz ifadeler kullandığına dikkat çekerek, onları centilmenlik anlaşması yapmaya ihtiyaçlarının olduğunu söyledi; çerçevesini de şöyle çizdi:

“Konu, tartışma, terörsüz Türkiye süreci ise orada daha itidalli olması lazım. Yanlış anlaşılmaya müsait bir ifade kullanıldığında da bunu kamuoyu önünde değil, arka kapı diplomasiyle tartışacağımız bir başka diyalog mekaniği geliştirelim, bunu ayrı yönetelim. Şimdi biri diğerini not ediyor, tehdit ediyor. Öbürü ona Stockholm Sendromu olmuşsun diyor, celladına aşık oldun diyor. Beriki cellat sensin diyor. Sonra bugün oturup komisyonda Türkiye’nin önünü aydınlatacak o somut yol haritası konusunda ortak bir şeyler üretmesini ve sonra da bunları hayata geçirmesini bekliyoruz. Ama böyle bir diyalog kurduğunuz insanlarla sonra aynı masada nasıl oturup süreç yönetebilirsiniz? ‘Orada ağzımıza geleni söyleriz, sonra da oturur kardeş kardeş çalışırız’ demek insan doğasına aykırı bir şey. Hiç değilse bu süreç konusunda bir duyarlılık gelişmeli ve bir arka kapı diplomasisi bence çalışmalı.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.