Müge İplikçi yazdı – Güllü’nün ölümünün düşündürdükleri: Özel bir “miras”

Bu yazımın temel amacı, genel olarak yazılıp çizilenlerin aksine, bir kızın annesine yönelik şiddet eylemini basit bir “suç” veya “kötülük” olarak yargılamak değil; bu trajik sonucun arka planındaki karmaşık psikolojik, sosyolojik ve nesiller arası dinamikleri, ünlü bir anne ve kızı özelinde somutlaştırarak anlamaya çalışmaktır. İfade etmem gerekir ki niyetim olayı mazur görmek ya da göstermek değil, bir anne-kız ilişkisinin nasıl patolojik bir hale dönüşebileceğini, kuşaktan kuşağa aktarılan travmaların rolünü ve fail olduğu iddia edilenin aynı zamanda bir mağduriyet çizgisi içinde nasıl konumlandığını irdelemek… Bu sayede belki benzer trajedilerin önlenmesi için bir anlama çerçevesi sunma çabası da denebilir buna.

Müge İplikçi yazdı: Özel bir "miras"
Müge İplikçi yazdı: Özel bir “miras”

Anne ile kız çocuğu arasındaki ilişki, bireyin gelecekteki yaşam rotasını belirleyen temel bir yapıdır, biliriz bunu. Ancak iş bununla bitmez! Özellikle toplumumuz gibi bu ilişkinin haddinden fazla romantize edildiği bağlamlarda, ilişkinin gerçek dinamikleri gözden kaçar. Bu “idealize edilmiş imaj”, ilişkinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesini engelleyerek, zaman zaman tehdit ve rekabet içeren bir zemine dönüşebilir.

Bu gerilimin kökeninde, annenin kızını – bilinçli veya bilinçdışı – kendi varlığına dair bir rakip, kendi geçmişinin veya kontrol edemediği arzularının bir yansıması olarak algılama ihtimali yatar. Esasen kız çocuklarının sıklıkla annenin etkisi altında kalarak, onun rotasını izlemesi beklenir. Ki bu süreç, kızın varlığının annesi tarafından bir kez daha onaylanması anlamına gelir. Dahası da var! Anne-kız ilişkisi yalnızca iki bireyi değil, bir nesiller zincirini de içerir. Annenin kendi annesinden devraldığı psikolojik mirası (belki duygusal yoksunluklar vb.) kızına aktarması, gelenekselleşen bir zincirin yeni halkasını oluşturmuş olabilir. Psikiyatrik yaklaşımların da işaret ettiği gibi, mevcut bir sorunu anlamak için çoğu zaman anneanneden başlayan bir aktarım sürecini (de) izlemek gerekir.

Sistem, birey ve kırılma noktası

Kanımca bu çerçeve, anne-kız ilişkisindeki patolojik dinamikleri anlamak için kritik öneme sahip. Ancak, bu sistemsel analiz tek başına yeterli değil. “Cinayet” iddiası gibi uç bir eylem, bu zehirli dinamiklerin, bireyin kendi psikolojik yapısındaki bir kırılmayla (örneğin, şiddetli bir kişilik bozukluğu, dayanılmaz bir çaresizlik ve öfke hissi vb.) birleşmesi sonucu ortaya çıkar. Fail, aynı zamanda derin bir mağduriyetin de ürünüdür.

Bu denli iç içe geçmiş bir ilişkinin geliştiği aile sistemlerinde, baba figürünün yokluğu, pasifliği veya aile dışındaki varlığı, kız çocuğunun kendini tamamen annenin gölgesinde hissetmesine neden olmuş olabilir. Kaçacak, sığınacak sağlıklı bir limanın olmaması, çaresizlik ve öfkeyi katmerlendirebilir. Bu noktada iş biraz daha karışacaktır. Özellikle kimi sanatçı ailelerinde çocuğun, annenin kamusal imajı ile özeldeki tutumu arasındaki uçurumu anlamlandırması daha da zorlaşabilir.

Bu durum somut bir tetikleyiciyle (miras veya maddi konular, evlilik/ilişki üzerine bir çatışma, annenin kızın özerkliğini tehdit eden bir ya da birçok müdahalesi, onur kırıcı bir hakaret) patlayabilir. Bu tetikleyici, sadece bardağı taşıran son damla anlamına gelebilir; asıl patlamaya hazır bomba ise, yıllardır biriken dinamiklerdir. Kız çocuğu için anne, artık sadece bir insan değil, kendi benliğini boğan, onu yok eden bir sistemin somutlaşmış hali demek olabilir. Tam da bu noktada iddia edilen cinayet, bu sembolik varlığı fiziksel dünyadan silme, dolayısıyla zihnindeki zulmü bitirme çabasının trajik ve kabul edilemez bir dışavurumu olarak okunabilir.

Müge İplikçi yazdı: Özel bir "miras"
Müge İplikçi yazdı: Özel bir “miras”

Hukuk, anlayış ve önleme arasında

Hukuk sisteminin görevi, cezai sorumluluğu değerlendirirken bu derin psikolojik arka planı ve failin maruz kaldığı uzun süreli psikolojik şiddeti, baş edilemez tahrik veya akıl hastalığı unsurları çerçevesinde dikkate alabilmesidir. Ancak nihai hedef, suçu mazur görmek değil, köklerini kavrayarak toplumsal farkındalığı artırmaktır. Bu tür vakalar, ünlü kişilerin ailelerinde bile bu dinamiklerin işleyebileceğini, “mükemmel aile” imajının altında ciddi çatlaklar olabileceğini göstermiştir. Sağlıksız aile dinamiklerine erken müdahale edebilecek psiko-sosyal destek mekanizmalarının (aile danışmanlığı, bireysel terapi olanakları, kriz hatları) geliştirilmesi ve özellikle duygusal istismarın ciddiyetinin kavranması, benzer trajedilerin önüne geçmek için elzemdir.

Unutulmamalıdır ki her anne, romantize edildiği biçimde “iyi” değildir ve her annenin kendi annesinden miras aldığı yaraları vardır. Bu noktada, bir genç kadının kaderini belirleyen temel faktör ise, bu geleneksel zinciri kırma potansiyelidir. Bunu kıramazsa, iş daha da çetrefil hale gelecektir. En iyimser yaklaşımla bir sonraki kuşağa aktarılacaktır-tüm yaralar.

Sonuç olarak, bir kızın annesine yönelik şiddet eğilimi, asla tek taraflı ve basit bir olgu değildir; patolojik bir ilişki ağının, nesiller arası aktarımın, bireysel psikolojik kırılganlığın ve çoğu zaman eksik bir aile sisteminin bir araya geldiği karmaşık bir insani trajedinin uç noktada seyreden bir dışavurumudur. Bu soyut dinamiklerin ne kadar somut ve yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin acı kanıtları maalesef mevcuttur. Buradan hareketle, sembolik düzeyde, her kız çocuğunun büyümek ve “kendi olmak” için annesiyle kurduğu göbek bağını kesmesi, yani idealize edilmiş anne imgesini “öldürmesi” gerekebilir. Bu soyut ölüm, sağlıklı bir bireyselleşme ve “kuşaklar arası  zincirin” kırılması için gerekli bir psikolojik adımdır. Ne yazık ki, bazı durumlarda bu sembolik ölüm, fiziksel bir yok oluşla karışır ve her iki taraf için de geri dönülemez bir trajediye dönüşür.

***

Bu yazıyı elbette Güllü’nün ölümünden yola çıkarak yazdım. Henüz gerçeğin aydınlanmadığı bu tür vakalar, toplum olarak ilişkilerimizin perde arkasına bakma, duygusal miraslarımızın farkına varma ve yardım istemenin bir zayıflık değil güç olduğunu anlama konusunda hepimize acı bir ders niteliğinde…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.