Mümtaz’er Türköne yazdı: Sadece hukuk değil, akıl ve mantık da kayboluyor

Birine “ahlâksız” demek, yerleşik hukuk sistemimize göre suç değil. Bu konuda Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2020/1934 sayılı kararı bile var. Bu söz hakaret değil, nezaket dışı, kaba bir söz olarak kabul ediliyor. Birine, yani gerçek bir kişiye “ahlâksız” demek hakaret anlamına gelmiyorsa, bir siyasî görüşe ahlâksız demek nasıl suç olur? Aralarındaki fark, birinin doğrudan, diğerinin dolaylı yoldan kendine muhatap bulması. Hakaret niteliği taşımayan bir sözü, “halkı kin ve düşmanlığa sevk” suçuna çevirdiğiniz zaman ölçü bütünüyle zıvanadan çıkıyor. Hakaret niteliği taşımayan bir sıfatla bu işi nasıl yapacaksınız? Kamu yararı adına neyi koruyorsunuz?

Sağcılığı mı?

Sağcılık, yargı marifetiyle korunacak kadar zavallı mı?

Zıvanadan çıkan sadece hukuk ölçüsü değil, mantık kaybı da ürkütücü boyutta. Herhangi bir sözlüğe veya ansiklopediye bakarsanız, dinlerin ve felsefenin merkezinde yer alan “ahlâk” kavramı iyi-kötü, doğru-yanlış arasında tercihte bulunma yeteneği üzerine inşa edilir. Maksat ölçülü olmayı tanımlamaktır. Birine ahlâksız dediğiniz zaman kötüden veya yanlıştan yana tavır sergilediğini söylemiş olursunuz. Muhafazakâr-geleneksel dünya görüşünde ahlâk, dar bir çerçevede cinselliğe indirgenir. Hâlbuki cinselliğe indirgenen ahlâk, iffet dediğimiz ılımlı-ölçülü davranışla ifade edilir. Cinsel dürtülerle ölçüyü kaçıran davranışlarda bulunmak iffetsizliktir.

Birine ve bir ideolojiye, bir siyasî görüşe ahlâksız demek hukuka aykırı olmadığı gibi ahlâka da aykırı değildir. Zaten bir siyasî görüşe sahip iseniz, diğer bütün siyasî görüşleri yanlış ve kötü, yani ahlâk dışı görüyorsunuz demektir. Çıkar hesabı ile ikiyüzlü davranmanın dışında doğru ve iyi olduğunu düşündüğünüz bir siyasî görüşü veya ideolojiyi, hatta bir tutumu benimsemek, aynı zamanda ahlâkî bir tavır almaktır. Herhangi bir ideoloji ve siyasî görüş sahibi için diğer görüşlerin tamamı ahlâka aykırıdır. Siyasetin doğası böyle düşünmeyi ve davranmayı gerektirir.

Enver Aysever’in sağcılığı ahlâksızlık olarak nitelemesi, en esnek yorumla bile suça konu edilemez. En fazla sağcı biri çıkıp, “asıl solculuk ahlâksızlıktır” karşılığını verebilir. Sağcılığı ahlâksızlık olarak niteleyen birini soruşturmak ve tutuklamak, hukukî değil ancak ve ancak “sağcı” bir tutum ve yaklaşım olur. Üstelik böyle bir yaklaşım bütün sağcıları temsil etmez; çünkü sağcılığın da karşı fikirleri “ahlâksız” sıfatı gibi hakaret niteliği taşımadığı için hoşgörü ile karşılayan çok geniş bir yelpazesi bulunur.

Muhafazakârlığı alalım:

Aile bağları, Tanrı inancı, hiyerarşik ve disiplinli toplum gibi değerler üzerinde yükselen ve sağcılığın sadece bir kısmını temsil eden muhafazakârlık, bir hayat biçimi olarak sürdüğü sürece saygıya değerdir. Ama biri çıkıp kutsiyet atfedilen bu ortak değerleri inanmadığı hâlde siyasî çıkarı için istismar ederse, ortaya ahlâksız bir tutum çıkar. “Siyasî muhafazakârlık” tabiri bunun için kullanılır. Geceyi içki masasında geçirip sabah şeriat nutku atan adam ahlâksızdır. Aynı masadan kalkıp işçi haklarından dem vuran adam da aynı vasıflara sahiptir. İkiyüzlülük, ahlâksızlığın en berbat tezahürüdür.

Sadece hukuk değil, mantık da kayboluyor | Mümtaz'er Türköne
Sadece hukuk değil, mantık da kayboluyor | Mümtaz’er Türköne

Lekelenmeme hakkı

Kişilere odaklanmayın, ilkeleri takip edin. Yoksa çivisi çıkmış iktidar savaşlarının tozu dumanı arasında takip etmeniz gereken bütün ölçüler kaybolur.

Gazeteci Mehmet Akif Ersoy vakasında savcılık, doğrudan uygulaması gereken kuralı çiğnemiş veya çiğnenmesine göz yummuştur. Soruşturmanın gizli yürütülmesi, sadece delillerin sağlıklı bir şekilde toplanması için değil, aynı zamanda şüphelinin “lekelenmeme hakkı”nı korumak içindir.

Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi bu suçu, “Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle, suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin gizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi” şeklinde tanımlıyor. “Lekelenmeme hakkı”, masumiyet karinesinin en önemli cüzlerinden biridir.

Şu soruyu soralım: Bir gazetecinin, uzun kariyer yılları boyunca edindiği itibarı, soruşturmanın gizli kalması gereken detayları halkla ilişkiler çalışması yapar gibi kamuoyuna açıklanınca yerle bir edildi mi, edilmedi mi? Bu gazeteciye yönelik iddiaların fos olduğu yargılama sonucu kanıtlansa bile, bu itibarın iadesi mümkün mü değil mi?

Hukuku konu alan haber dünyamızın en yaygın saçmalıklarından biri, bir soruşturma hakkında “gizlilik kararı alındı” sözüdür. Bütün soruşturmalar kural olarak gizlidir; ayrıca bir karar almaya gerek olmaz. Bu gizliliğin kanuna ve evrensel hukuk normlarına göre iki amacı vardır: Birincisi, soruşturmanın gerçeğe ulaşma adına sağlıklı bir şekilde yürütülmesi; ikincisi de şüphelinin “lekelenmeme hakkı”nı kapsayan masumiyet karinesi başta olmak üzere temel haklarını korumaktır.

Sadece Mehmet Akif Ersoy soruşturmasında değil, ünlü isimlere yönelik uyuşturucu operasyonlarında ve en çok da CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarda bu hak seriye bağlanarak ihlal edilmiştir.

4600 gün sürecek bir dava

Davayı görecek mahkemenin açıkladığı 4600 günlük süre oldukça makul. Bu kadar kapsamlı bir dava ancak 12-13 yılda derdest edilir. Makul olmayan savcılığın bu yola gitme amacı, mahkemenin de iddianameyi kabul ederek yargılamaya geçmesi.

Hukuk imkânsız bir şey değil. Maddi gerçekler, en başta da zaman sınırı, bir davanın görülmesini imkânsız hâle getiriyorsa, tarih boyunca bulunmuş çözümler var. Çoğu da hukuktan önce pratik aklın eseri.

İBB davasının bu kadar hacimli ve sonuç olarak bu kadar uzun vadeli olmasının sebebi, bir örgütün varlığını ve Ekrem İmamoğlu’nun da bu örgütün lideri olduğunu iddia etmesi. Diğer sanıkların iddianamedeki rolü, sırf bu örgüt suçuna malzeme oluşturmak. İddianame bir suçun hakikatinin ortaya çıkarılması için değil, yargılanan kişiyi peşinen suçlu kabul ederek hazırlanmış. Yargılama iddianamede yapılıp bitirilmiş ve mahkeme iddianameyi kabul ettiği anda bu bitmiş dava kesinleşmiş oldu. Davanın muhtemel süresi tek başına bu durumu kanıtlamaya yeterli. Bu niyetin delili, İmamoğlu’na hiçbir şekilde bağlanamayacak çok sayıda iddianın bu dosyada kendine yer bulması. Hâlbuki yargılama ekonomisi (az maliyetli ve hızlı yargılama prensibi) açısından dosya çok sayıda dava dosyasına bölünebilir ve hakikate her dosya kapsamında çok hızlı bir şekilde ulaşılabilirdi.

Sadece hukuk değil, mantık da kayboluyor | Mümtaz'er Türköne
Sadece hukuk değil, mantık da kayboluyor | Mümtaz’er Türköne

Dosyanın hacmi ve tahmini yargılama süresi, halk nezdinde bu davanın siyasî amaç güttüğü kanaatini pekiştirdi. İşin ilginç tarafı, bu dava tek başına gözettiği siyasî amacın tam tersini gerçekleştiriyor; CHP’yi iktidara daha fazla yaklaştırıyor. Adaletin mizanı şaşınca, halkın maşerî vicdanı ayaklanıyor.

Enver Aysever’in “sağcılık ahlâksızlıktır” sözünün tutuklama sebebi sayılmasından, Mehmet Akif Ersoy’un lekelenmesine ve İBB iddianamesine kadar her şey, hukuktan önce mantığın reddedeceği işler. Sıkıntı, hukuk devletinin ortadan kalkmasının çok ötesinde, memlekette akıl ve mantığın sürülüp çıkarılmasına dayanıyor. Sadece hukukta değil, hayatın bütün alanlarında çöküyoruz.

İçten içe çürümenin getirdiği bir çöküş.

Elimizde kalan sadece ölçüsüzlük, kuralsızlık, belirsizlik, öngörülemezlik. Güç sahibi olanlar için yönetilemeyen bir ülke; yönetilenler için endişe içinde uyanacağınız sabahlar. Böyle belirsiz bir ortamda hangi sorunu çözebilirsiniz?

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.