Ruşen Çakır, Yalova’da üç polisin şehit olduğu ve altı IŞİD üyesinin öldürüldüğü operasyonu tüm boyutlarıyla değerlendirdi. “Yalova’da yaşananlara şaşıranlara var mı?” başlıklı yayında Çakır, Türkiye’de selefi cihatçı yapılanmaların geçmişten bugüne nasıl güç kazandığını anlattı, devletin ve toplumun bu tehditle neden yüzleşmek istemediğini sorguladı.
Yalova’da IŞİD’e yönelik düzenlenen operasyon sırasında çatışma çıktı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, gece 02:00’de İsmetpaşa Mahallesi, Seher Sokak’ta bulunan bir eve operasyon düzenlendiğini ve çıkan çatışmada üç polisin şehit olduğunu, sekiz polis ve bir bekçinin de yaralandığını açıkladı. Yerlikaya, 6 IŞİD’linin de öldürüldüğünü duyurdu.
“Türkiye’de IŞİD ve benzeri yapılanmalar yıllardır çok güçlü bir şekilde örgütlü”
“Yalova’da yaşananlara şaşıran var mı?” başlıklı yayında Ruşen Çakır, bu yaşananlara şaşırmadığını belirterek nedenlerini anlattı, “Son günlerde çıkan IŞİD’in yılbaşı öncesi ve yılbaşı sırasında saldıracağı istihbaratı bilgisi. Bu zaten IŞİD ile ilgili bir şeyler olabileceğini bize söylüyordu. Operasyonlar yapılıyor, gözaltına alınanlar, tutuklananlar oluyor. Bunları da biliyoruz. Ama beni esas şaşırtmayan husus şu: Türkiye’de IŞİD ve benzeri yapılanmalar yıllardır çok güçlü bir şekilde örgütlüler. Eylem de yapıyorlar, saldırı da yapıyorlar. Değişik dönemlerde yaptılar bunu. Darbe de yiyorlar ama varlıklarını sürdürüyorlar. Varlıklarını sürdürmelerinin bir nedeni Türkiye’de bu tür selefi cihatçı yapılanmalara elverişli bir tabanın olması” dedi.
Türkiye’nin, Suriye’ye savaşmaya gidenler için bir geçiş noktası olduğunu ve buna göz yumulduğunu belirten Çakır, 11 Eylül saldırılarını hatırlattı, “2001’deki El-Kaide saldırılarının ardından dünyanın dört bir tarafında El-Kaide’nin Batı’da terör eylemlerine, intihar eylemlerine tanık olduk. Türkiye bundan kendini muaf tutuyordu, böyle sanıyordu. Ama 15 Kasım ve 20 Kasım 2003’te Türkiye’de dört büyük intihar eylemine tanık olduk” dedi ve El-Kaide tarafından gerçekleştirilen sinagoglar, banka ve İngiltere Başkonsolosluğu saldırıları gibi önceki terör eylemlerini örnek gösterdi.

“Bu çatışma bize IŞİD’in potansiyelini gösterme anlamında çok önemli oldu”
Devletin ve toplumun bu zorlu sorunla yüzleşmek istemediğini, konunun üzerine gidilmediğini ve Yalova olayı gibi vakaların bir süre sonra unutulduğunu ifade eden Çakır, şöyle şunları söyledi:
“Türkiye bir 50 yıllık bir PKK defterini belki kapatırken, şimdi bunun yerini almaya aday. Zaten var olan bu ama siyasi şiddet alanını kuşatmaya talip yapılar var. Ve de şunu unutmayalım: Bu yapılar kendileri bilerek ya da bilmeyerek -genellikle bilmeyerek- pekâla birileri tarafından kullanılabilecek yapılar. Önümüzdeki dönemde Türkiye PKK meselesini halletmeye çalışırken başına bu tür belalar daha güçlü bir şekilde aşılabilir. Bunun için bu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor.
Bu çatışma bize IŞİD’in potansiyelini gösterme anlamında çok önemli oldu. Ama şunu da unutmayalım: Bir süredir bazı gazeteci arkadaşlarımız, siyasetçiler özellikle Marmara’da, Adapazarı, Yalova çevresinde, Kocaeli çevresinde çok güçlü selefi cihatçı yapılanmalar olduğunu söylüyorlardı zaten. İşte bu gerçekle böyle yüzleştik. Umarım Türkiye bu sorunu bir şekilde en hızlı ve en kolay bir şekilde çözer ama önümüzde çok ciddi bir potansiyel tehlike var.”
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Yalova’da yaşananlar çok acı. Üç polis memuru şehit oldu. Saldırganlardan IŞİD üyesi oldukları söylenen 6 kişi de güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. Evde çocukların da olduğu biliniyor. Bu olay tabii ki Türkiye’nin en azından terör anlamında sakin bir dönem geçirdiği bir ana denk geldi. Fakat ben şaşırmadım. Şaşıranlar varsa da onlara şaşarım. Bir kere şaşırmamamın bir nedeni zaten son günlerde çıkan IŞİD’in yılbaşı öncesi ve yılbaşı sırasında saldıracağı istihbaratı bilgisi. Bu zaten IŞİD’le ilgili bir şeyler olabileceğini bize söylüyordu. Operasyonlar yapılıyor. Gözaltına alınanlar, tutuklananlar oluyor. Bunları da biliyoruz. Ama beni esas şaşırtmayan husus şu: Türkiye’de IŞİD ve benzeri yapılanmalar yıllardır çok güçlü bir şekilde örgütlüler. Eylem de yapıyorlar, saldırı da yapıyorlar. Değişik dönemlerde yaptılar bunu. Darbe de yiyorlar ama varlıklarını sürdürüyorlar. Varlıklarını sürdürmelerinin bir nedeni Türkiye’de bu tür Selefi cihatçı yapılanmalara elverişli bir tabanın olması. Ama bir diğer husus da özellikle Suriye iç savaşı sırasında Türkiye’nin Suriye’ye savaşmaya gidenler için, dünyanın dört bir tarafından gidenler için bir tür geçiş noktası olması, bunlara göz yumulması ve onun dışında da tabii ki çok sayıda başka ülkeden Suriye başta olmak üzere ama Irak da dahil insanların Türkiye’de sığınmacı olarak yerleşmesi ve bunların içinde Selefi cihatçı örgütlenmelerin çok ciddi bir şekilde başından itibaren var olması.
Ama bunun evveliyatı daha eskiye gidiyor. Mesela 11 Eylül terör saldırılarının ardından, 2001’deki El-Kaide saldırıları ardından dünyanın dört bir tarafında El-Kaide’nin Batı’da terör eylemlerine, intihar eylemlerine tanık olduk ve Türkiye bundan kendini muaf tutuyordu. Böyle sanıyordu. Bunun birçok nedeni var. Türkiye bir kere halkın çoğunluğu Müslüman bir ülke ve ülkede de zaten dindarlar yönetiyor deniyordu. Ama 15 Kasım ve 20 Kasım 2003’te Türkiye’de dört büyük intihar eylemine tanık olduk; önce sinagoglara, ardından bir yabancı bankaya ve İngiltere Başkonsolosluğuna. Bunlar El-Kaide tarafından yapıldı ve bu Türkiye topraklarındaki ilk El-Kaide, IŞİDvari yapılanmaların ilk olsa bile, ilk ciddi olsa bile sonuncu saldırıları olmadı. Çok sayıda katliama tanık olduk. En son mesela bir eğlence yerine, restorana yapılan saldırı. Şimdi Türkiye bu olayla yüzleşmek istemiyor. Devlet istemiyor, toplum istemiyor. Bu çünkü zor bir iş. Yani bunu anlamaya çalışmak zor bir iş. Anlatmaya çalışmak da zor bir iş. Ben defalarca bu konuda bir şeyler söylemeye, yazıp çizmeye çalıştım ama genellikle, ki bu yayın da öyle olacaktır muhtemelen, bir ilgisizlikle karşılandı. İlgisizlik değil aslında; ürküntü var. Bu olayın tehlikeli bir olay olduğu düşüncesiyle insanlar dokunmak istemiyorlar. Olsun bitsin… Tamam, oldu. Yalova olayında da böyle olacak. Bir müddet konuşacağız sonra tekrar unutacağız.
Şimdi IŞİD niye var? IŞİD niye Türkiye’de var? IŞİD niye Türkiye’de saldırı yapıyor ya da saldırıya hazırlanıyor? IŞİD’liler Yalova örneğinde olduğu gibi neden sonuna kadar çatışıyorlar? Yani pekâlâ teslim olabilirlerdi; hayır, çatıştılar ve öldürüldüler. Bunların hepsi ayrı anlamı olan şeyler. IŞİD bir dönem Irak’ta ve Suriye’de devlet ilan etmişti. Ondan sonra hem Irak’ta hem Suriye’de bu devletler elinden gitti, çok büyük darbeler yedi ama Irak’ta ve Suriye’de eskisi kadar güçlü olmasa bile varlığını sürdürüyor. Ama onun ötesinde Orta Asya’da çok güçlü bir IŞİD yapılanması var. Ve diğer bir husus da Afrika’da IŞİD, El-Kaide gibi örgütler çok ciddi bir şekilde güçleniyorlar. Batıdaki saldırılar, intihar eylemleri biraz azalmış gibi olabilir ama en son Avustralya’da yaşadığımız olayı biliyorsunuz. Baba oğul, ki IŞİD’le bir şekilde irtibatlı oldukları ortaya çıktı, çok ciddi bir katliama imza attılar. Bunu da daha yeni gördük ama uzakta olduğu için dedik ki ‘‘tamam, bizden uzakta olsun.’’ Ama IŞİD, El-Kaide bunlar varlar. Eskisi kadar örgütlü, merkezi bir yapısı olmasa bile bu fikriyat var ve bu hareketlerin en büyük özelliği herkese kendi otonom, özerk, hatta bağımsız faaliyet alanına izin vermesi. Yani Yalova’daki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 6 kişi kimseye bir şey sormadan kafalarına göre bir saldırı gerçekleştirebilirlerdi. İllaki izin almaları, onay almaları gerekmiyor. Önemli olan o yapıya bağlı olduklarını dile getirmek ve bunun işaretlerini vermek. Ve genellikle de şöyle oluyor: O yapılar bir şey yapıyor, IŞİD’in bir merkezi varsa, ki var tabii ki ama eskisi kadar öne çıkmış bir merkez değil; bu merkez de onlara ya doğrudan ya da dolaylı bir şekilde sahip çıkıyor.
Bu iş biteceğe benzemiyor. Ve de Türkiye tam da PKK meselesini hâl yoluna koymuşken ya da koymaya doğru yönelmişken diyelim, ki en son TUSAŞ saldırısının ardından o günden bu yana herhangi bir çatışma, saldırı vesaire haberi gündemimizde yok. Bir yılı aşkın süredir, belki de 15 ay oldu neredeyse, yok. Türkiye 50 yıllık bir defteri belki kapatırken şimdi bunun yerini almaya aday, zaten var olan ama bu şiddet, siyasi şiddet alanını kuşatmaya talip yapılar var. Ve de şunu unutmayalım: Bu yapılar kendileri bilerek ya da bilmeyerek, genellikle bilmeyerek pekâlâ birileri tarafından kullanılabilecek yapılar. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Önümüzdeki dönemde Türkiye PKK meselesini halletmeye çalışırken başına bu tür belalar daha güçlü bir şekilde açılabilir. Bunun için bu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor. Mesela çok basit bir örnek vereyim. “DEAŞ” diyor Türkiye resmi açıklamasında. DEAŞ diye bir şey yok. DEAŞ, ‘‘DAEŞ’’in yani Arapça söylenişin Erdoğan tarafından yanlış söylenmesi ve o zamandan bu zamana kadar da bu DEAŞ olarak gidiyor. Normali IŞİD Türkçesi ama Arapçası “DAEŞ” ama bizde “DEAŞ”; böyle başka bir yerde “DEAŞ” bulamazsınız. Bu bile olaya nasıl üstünkörü baktığımızı bize gösteriyor. Bu saldırı hazırlığıydı herhalde. Yalova’daki bu çatışma bize IŞİD’in potansiyelini gösterme anlamında çok önemli oldu. Ama şunu da unutmayalım. Bir süredir bazı gazeteci arkadaşlarımız, bazı siyasetçiler özellikle Marmara’da; Adapazarı, Yalova çevresinde, Kocaeli çevresinde çok güçlü bu tür Selefi cihatçı yapılanmalar olduğunu söylüyorlardı zaten. Ve işte bu gerçekle böyle yüzleştik. Umarım Türkiye bu sorunu bir şekilde en hızlı ve en kolay bir şekilde çözer. Ama önümüzde çok ciddi bir potansiyel tehlike var. Bunu görmemiz, buna göre hareket etmemiz gerekiyor.
Evet, bugünün ithafı… Geçenlerde Lefter’i andık. Şimdi Galatasaray’dan efsane bir isim Metin Oktay’a sıra geldi: Taçsız Kral. Evet, gerçekten efsane. 6 kez gol kralı olmuş bir oyuncu. Metin Oktay, Galatasaray’ın kaptanı, oyuncusu. Bir dönem teknik direktör yardımcılığı var, bir dönem kulüpte yönetimde yer alması var. Köşe yazdı daha sonra. Ama Metin Oktay’ın en çarpıcı yönü herhalde 60 sonları 70 başlarında futbolcuların popüler kültür imajı haline gelmesinin bir örneği. İlk örneklerinden birisi. Mesela filmlerde oynuyor Metin Oktay. Kendisi için şarkılar besteleniyor ve gazetelerin magazin sayfalarında yer alıyor. Bu ilk örneklerden birisi, ilk çarpıcı örneklerden birisi. Ama bir diğer özelliği de Metin Oktay’ın çok efendi birisi olması. Yani insanların sevdiği birisi. Ben Metin Oktay’ın Galatasaray’da oynadığı dönemlerde Fenerbahçeliydim. Yani ilkokul çağlarımda, sonrasında. Koyu bir Fenerbahçeli olan babamın da çok sevdiği bir oyuncuydu. Çok takdir ettiği bir oyuncuydu. Daha sonra Galatasaraylı olunca tabii ki… Hâlâ bizim kulübün formalarında 10 numara odur ve insanlar onun formasını alırlar, Metin Oktay formasını alırlar. Metin Oktay’ın bir diğer özelliği solcu olması. Yani kendi halinde bir solcu belki. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına karşı imza kampanyasına katılmış bir isim, ki bir futbolcu için bu öyle kolay alınabilecek bir karar değil. Ve sonra 55 yaşında hazin bir ölüm, trafik kazasında 55 yaşında aramızdan ayrıldı. Ama bir efsane olarak hâlâ Taçsız Kral sürüyor. Kendisini rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








