Askeri vesayet, yargı vesayeti gibi kavramlar üzerinde çok tartışılan günler epey geride kaldı. Özellikle de ucube sistemin kuruluşuyla tüm vesayet odaklarını tek kişi kendi tekeline aldığı için vesayet devam ediyor. Toplum olarak hala reşit sayılmıyoruz. Üstelik bilinenlerin ötesinde yeni bir vesayet odağı inşa edildi ve uzun yıllardır bu vesayet odağının esaretindeyiz. Kültür savaşları, kültürel hegemonya, kültürel üstünlük (kulturkampf) tartışmalarının, iktidar olmak ve muktedir olmak arasındaki fark bağlamında yürütüldüğü yılları hatırlayanlar olacaktır. Ki esasen başlarken belirttiğim vesayet tartışmalarıyla da iç içe ilerlerdi. Hatta iktidar kanadından “kültürel hegemonyayı da başaracağız” iddiaları gelirdi. Ve o yıllarda (2010-2011) bir e-mail grubu tartışmasında ilk defa kültürel vesayet kavramını kullanmıştım. Bana ‘vesayetle mücadele için iktidara gelenler şimdi kültürel vesayet kurmaya mı başladı) dedirten konu güvenli internet girişimiydi.

Kültürel vesayet 22 Kasım 2011’de başlatıldı
Çocuk pornosu ile mücadele adı altında başlatılan internet filtresi girişimi henüz başlamadan önce hayli gündem olup özellikle sivil alanda bolca eleştirilmişti. Ama bir vesayet odağı olacağı gözden kaçırılmıştı. Kültürel vesayet olarak tanımladığımda bana “bunları ayık kafayla mı yazıyorsun?” töhmetiyle soru yöneltenler zaman içinde AKP tarafından vekillik ve sair makamlarla ödüllendirildi. Çünkü bu hukuku devre dışı bırakan girişimi” iyi” savunmuşlardı.
Ahlakçı kültürel vesayetin sonuçları
Yargının alanında kalması, hukuk sistemi içinde ve hakim kararı ile hükme bağlanması gereken konulara dair yetkinin, açık veya örtük biçimde bürokratlara devredilmesi tek kelimeyle vesayettir. Gerekçesi ne olursa olsun. Nitekim 15 Temmuz sonrası Erdoğan da bu kurum için “hata etmişiz” demişti. Fakat kurumu kapattığı halde görev ve yetkilerini yargıya devretmek yerine bir ay içinde isim değişikliği ile -belki- başka bürokratlarla aynen devam ettirdi. O gün bu gündür keyfi internet yasakları artarak devam ediyor ama çocuk pornosu ile mücadelenin adını ağzına alan yok. Hatta imzalanan Anzarotta Sözleşmesi (Çocuklara yönelik cinsel sömürü ve her türlü çocuk cinsel istismarı ile ortak mücadele için hazırlanan Avrupa Konseyi Sözleşmesi-2012) hiç uygulanmadı. Tersine çocuk cinsel istismarı davalarında somut delil kriteri eklendi yasa maddesine. Oysa cinsel saldırı suçlarında kanıt ve tanık bulmak imkansıza yakın derecede zordur. Bu zorluğu biliyorlar ve asıl soru bildikleri için yapıyor değillerse ne için yapıyor olabilirler. Çocuk pornosu bahanesiyle kurulan kültürel vesayet en çan yakıcı sorunumuz olan taciz kültürünün devamına hizmet etti.

Sonucun bu yöne evrilmesini isteyip istemediklerinden emin olamayız ama mesele kültür kavramını ahlakla özdeşleştirmeleriyle başlıyor. İktidar, kültürü ahlak; ahlakı ise ahlakçılık perspektifinden gördüğü; din geleneğinden tevarüs eden “şuyuu vukuundan beter (duyulması yaşanmasından tehlikeli) anlayışınca toplumda konuşulmasını önleme yolunu seçiyor. İstedikleri bu olmasa bile halı altına süpürülen her pislik gibi orada mayalanıyor, çoğalıyor, taciz kültürünün devamına hizmet ediyor. Çünkü gizlenen suçlar cezasızlık getirir. Cezasızlık, ödül; ödül, teşviktir.
Kültürel vesayetin günümüze gelene kadar gerçekleştirilen ve aklımda kalan diğer örneklerini kısa kısa hatırlatayım:
İstanbul Sözleşmesi kararı bugünlerin mimarı
Kültürel vesayet inşasında kritik öneme sahip olacak yeni aşamaya geçmek için İstanbul Sözleşmesi kurban edildi. Yıllardır söylediğimi tekrar edeyim: AKP Kadın Kolları ve KADEM bu konuda Truva Atı işlevi gördü. Onlarda “ikna odalarında” toplandı. İkna odalarında üretilen rıza Türkiye’nin rızası gibi görüldü. Kadın hakları ve insan hakları yönünden, cinsiyet eşitliği yönünden kurulma amaçlarını tam anlamıyla gerçekleştirmiş oldu GONGO yapılar. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ve insan haklarına dayalı kültürün gelişmesi istenmedi. Hukuksuz çekilme kararı ile hem hukuk bir kere daha çiğnendi hem de medeniyet eşiğinde çıta aşağıya çekildi. Toplumsal cinsiyet eşitliği insanlık tarihinde kölelik yasaklandığından bu yana gerçekleşen kritik öneme sahip bir medeniyet aşamasıydı. Bu nedenle “İstanbul Sözleşmesi hakkında karar vermek Türkiye’nin geleceğine dair karar vermektir” Kültürel üstünlük iddiasıyla kültürel geri çekiliş ne yaman çelişki ama…

- Nafaka hakkını kısıtlama girişimleri ve Medeni Yasa hilafına evlilik adı altında çocuk istismarına yol veren affedici yasa girişimleri ki 12. Yargı paketinde bunları gerçekleştirmeyi planlıyorlar gibi.
- Kadının soyadı sorununun AYM kararı hilafına çözümsüz bırakılması.
- İktidar söylemindeki kültürel vesayet: kadının gülmesi, hamile kadının dışarıda gezmesi, kadının parklarda spor yapması, hastanede şort giyme vd.
- LGBTİ+lar, kadınlar üzerine kurulan tüm baskılar. Dernek kapatma, eylem yasakları, sivil topluma yönelik mali baskılar, protestonun, eleştirinin suç sayılır olması vs
- Çocuk yetiştirme usullerinin, ‘proje çocuk’ esasına dayanması. İyi örnek olmak yerine çocukların eğilimi ve özerkliği tanınmadan yönlendirme yoluyla uygulanışı.
- Eğitim sisteminin de proje çocuk bakış açısıyla ve defalarca değiştirilerek oluşturduğu kakofoni ile laçkalaştırılması ve örgün öğretimin değer kaybı. Cehaletin övüldüğü, aydınların aşağılandığı nice yayınlar yapıldı, iktidar medyasında. Eğitim sistemi -Maarif Modeli- ve daha önce yapılan parçalı zorunlu eğitim modeliyle çocuklar örgün öğretimden uzaklaştırıldı. Sonuç suça sürüklenen çocuklar sorunu. Çocukları suça sürükleyen ise sistemin ta kendisi. Hem ekonomik hem pedagojik sorunlarla yüklü sistem kültürel vesayetin ürünü. Ne yaman çelişki…
Aydın, sanatçı, tasarımcı yetiştirme vaatleri
Düşün-sanat dünyasını çölleştirmek için ellerinden geleni yapanlar “kendi” aydınlarını yetiştirmeye niyetlenmişler. Listelediklerim ve daha sayılamayacak kadar çok örnekle kurulan ahlakçı kültür inşasına devam ederek bunu başaracaklarını sanıyorlar üstelik. Veya sadece sıradan vaat siyaseti ile yol alacaklarını sanıyorlar. Ötekini, kendine benzemeyeni yok etmek ya da yok saymak yoluyla kültürel gelişme olmayacağını, bu yolla sadece kendilerini arkaik yok oluşa mahkum edeceklerini anlatmak kolay ama anlamalarını ummak ham hayal olur. Yine de “Hay bin Yakzan bize ne söyler” başlıklı yazımı hatırlatayım. Orada binlerce yıllık kültürel alışverişin örneklerini sunmuş medeniyetin yükselişinin öteki ile etkileşim sayesinde mümkün kılındığını görmüştük. Ama sorgulamayan dindarlık, eleştirmeyen düşünür, ahlakçı kodlarla yetiştirilen sanatçı, önceden eline tutuşturulmuş modele göre iş yapan tasarımcı, hesap sormak yerine biat eden toplum mimarisiyle bırakın kültürel hegemonya kurmayı, üretilen kültürel vesayet bile döner kendilerine hasar verir.
Hakikate aykırı olduğu gibi hiçbir yaratıcılık da içermeyen 1 Ocak Gazze protestosu ile karşı kültür icat etmeye çalışmaktan öte gidemezler. Bir de şalvar meselesi var ki evlere şenlik. Tasarımcılar neden şalvar modelleri yapmıyormuş? Yapıyorlar haberiniz yok. İnsanlar giyiyorlar ruhunuz duymuyor. Öyle güzel şalvar modelleri ver ki dindarı seküleri pek çok kadın severek kullanıyor. Hatta aklınıza gelmemiş olabilir ama kimileri bu estetik tasarımlı şalvar modellerini işlemeli rengarenk cepken modelleriyle tamamlayarak özgün şıklık sergiliyor resmen. Ama siz dindar olsun seküler olsun biat etmeyeni öteki görüp öteki ile kültür savaşına girdikçe kaybediyorsunuz. Ve niyetiniz kıyafetle biatı eşitlemek olduğu için de kaybetmeye mahkumsunuz.

Bilgi ve sanat nadide çiçekler gibidir. Işığı, toprağı, suyu, bakımı, havalandırması tam ihtiyacına uygun olmayan çiçek yaşamaz ya tıpkı bunun gibi özgür düşüncenin ifade edilemediği ortamda, özerk olmayan üniversitede bilgi üretilemez. Sanat ise aykırılıklara tahammülü olan toplumlarda yeşerir. Kur’an meali yakarak imha etme yetkisini Diyanet’e bir yasa maddesi ile veren iktidarın yönettiği ülkede farklı yorumların tartışıldığı ortam olmayacağı için ancak cihatçı, selefi harici mantık ve yöntem ortaya çıkar ve ayrık otu gibi başka bir bitkinin büyümesine izin vermez. Din desek yasakçı. Kültür desek yasakçı. Bilim desek yasakçı. Felsefe hiç diyemiyoruz bile. Kültürel vesayetle ne yana dönsen toslanacak duvarlar işa edildi.
Neyse ki bu ülke insanları duvarlara sanat, düşünce, felsefe nakşedecek maharette. Yeni yılın ilk hafta sonu tatilinde belki hep beraber bu konuda biraz düşünürüz.














