Ruşen Çakır yorumladı: Maduro’ya üzülmeli miyiz?

Ruşen Çakır, Nicolás Maduro’nun Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından düzenlenen saldırı ile zorla New York’a götürülmesini değerlendirirken, “Maduro’ya değil de Venezuela’ya üzüldüm” dedi. Çakır’a göre yaşananlar, yalnızca bir liderin değil, bir ülkenin ve dünyanın aşağılanması anlamına geliyor.

Ruşen Çakır, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşini hedef alan saldırısını yorumladı. Çakır, Maduro’nun başına gelenlerin “aslında ülkesinin ve tüm dünyanın başına gelenler” olduğunu belirterek, bu ölçekte ve bu kadar küstah bir operasyonun beklenmediğini söyledi.

Maduro’ya üzülmeli miyiz?

Maduro’nun yıllarca ülkeyi yönettiğini, 2013’te Hugo Chavez’in ardından devlet başkanı olduğunu hatırlatan Çakır, yaşananlara kişisel bir sempati üzerinden yaklaşmadığını açıkça ifade etti.

Çakır, “Maduro’ya üzülmeli miyim? Kendisini söyleyeyim, hiç sevmedim” dedi.

Çakır, Maduro’nun seçimlerle ilgili ciddi meşruiyet sorunları bulunduğunu vurgulayarak, “İki seçimi peş peşe şaibeli bir şekilde kazandı. Son seçimde alenen nasıl kazandığını bilmiyoruz” ifadelerini kullandı. Buna rağmen Çakır, yaşanan saldırının kabul edilemez olduğunu söyledi.

“Bu, bir ülkeye yapılmış büyük bir hakaret”

ABD’nin saldırısını sert sözlerle eleştiren Çakır, “Trump gibi bir kişi tarafından yönetilen küstah bir emperyalist sistemin, bir ülkenin devlet başkanını bu kadar aşağılayıcı biçimde alıp götürmesi o ülkeye çok büyük bir hakarettir” dedi.

Bu durumun yalnızca Maduro’ya değil, “hepimize hakaret” anlamına geldiğini vurguladı.

Çakır’a göre Maduro’nun hataları, ABD’nin bu yöntemi meşrulaştıramaz:

“Amerika’ya kafa tutarken kendi halkını da yok sayıyordu. Bunu asla unutmamak lazım. Sırf Amerikan karşılığı diye bir insanı sevmek zorunda değiliz.”

Trump’ın operasyon sonrası Meksika, Kolombiya, Küba gibi ülkeleri de isim isim hedef göstermesinin tehlikeli olduğuna işaret eden Çakır, “Maduro’nun bu yenilgisi, diğerlerini de saldırıya daha açık hale getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.


Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Nicolas Maduro’nun başına gelenler, ülkesinin başına gelenler aslında tüm dünyanın başına gelenler. Şok oldu herkes. Yani tabii ki Trump tehdit ediyordu vesaire ama böyle bir operasyon, bu kadar küstahça bir operasyon beklenmiyordu ve bu kadar da kolay olması hiç beklenmiyordu. Amerikan askerlerinden ve Maduro’nun korumalarından ölenler ya da yaralananlar olduğu söyleniyor ama onlar çok küçük bir detay olarak geride kaldı. Ama ne oldu? İlk andan itibaren Maduro’nun elleri kelepçeli görüntüleri, eşi Cilia Flores ile birlikte her yerde servis ediliyor. En son çok çarpıcı video görüntülerine tanık olduk. Helikopterle götürülüyorlar eşiyle beraber ve sonra bir zırhlı araca bindiriliyorlar. Bu kişi ülkesini yıllarca yönetmiş birisi; 14 Nisan 2013’te Cumhurbaşkanı seçildi Hugo Chavez’in yerine Venezuela’da. Yani 12 yıl ülkesini yönetmiş bir kişi. Otoriter bir sistem kurmuş. Sol popülist olduğu söyleniyor. Chavez için böyle söyleniyordu. Bu Chavez’in sağ kolu gibi bir durumdaydı. Meclis Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Yardımcılığı gibi şeyler yaptı. Aslen otobüs şoförü ve sendikacı. Daha sonra Chavez’in en yakın çalışma arkadaşlarından birisi olup ülkeyi yönetti ve bugüne kadar geldi ve sonu böyle oldu. New York’ta yargılanacak. Narko terörle suçlanacak. Zaten iddianame hazırdı. Trump da bunu yerine getirdiklerini söylüyor. Daha önce Noriega, Panama Devlet Başkanı benzer bir olay yaşamıştı ama Panama ile Venezuela’yı kıyaslamak asla mümkün değil. Venezuela gerçekten Amerikan kıtasının en önemli ülkelerinden birisi.

İlk günden itibaren aklımda şu soru var. Yani Maduro’nun başına gelenler asla kabul edilecek şeyler değil. Fakat Maduro’ya üzülmeli miyim? Söyleyeyim, kendisini hiç sevmedim. Chavez’i severdim. Kendisini bir dönem bilmiyordum bile, çok ortaya çıkmıyordu ama sonra gündeme gelmeye başladı. İki tane seçimi peş peşe şaibeli bir şekilde kazandı. Bir önceki 2018-2019, 2018’de yapıldı, 2019’da yemin etti, o kısmen ama sonuncu seçimi alenen nasıl kazandığını bilmiyoruz. Normalde o seçimi Edmundo Gonzalez, muhalefetin ortak adayının kazanmış olması gerekiyordu. Öyle biliniyor ama bir şekilde ‘‘ben kazandım’’ dedi. Çünkü Maduro ülkenin kritik yerlerini kontrol altına almıştı, yüksek yargı, ordu başta olmak üzere ve bir anlamda orada kendine ömür boyu bir başkanlık hesabı herhalde yapıyordu. Bu arada tabii Venezuela çok büyük krizler yaşadı. Ekonomik krizler, siyasi krizler. Milyonlarca kişi ülkeyi terk etti. Şimdi böyle bir insanı sevmek zorunda değilim. Başına gelenlere yani insan açıkçası… Şöyle söyleyeyim; Maduro’ya değil de Venezuela’ya çok üzüldüm. Gerçekten bir ülkenin başına Allah böyle felaket vermesin. Başındaki kim olursa olsun sonuçta o ülkenin devlet başkanı. Sevmeyeni belki seveninden çoktur, olabilir ama küstah bir emperyalist sistemin Trump gibi bir kişi tarafından yönetilen, onun keyfi kararıyla bu kadar aşağılayıcı bir şekilde evinden ya da sarayından alınıp götürülmesi o ülkeye çok büyük bir hakaret. Hepimize hakaret aslında ama özellikle Venezuela’ya hakaret.

Maduro buna zemin hazırlayan bir kişi. Yani tamam, Amerika’ya kafa tutuyordu diye böyle bir yaklaşım olabilir ama Amerika’ya kafa tutarken kendi halkını da yok sayıyordu. Bunu asla unutmamak lazım. Sırf Amerikan karşıtı diye bir insanı sevmek zorunda değiliz. Amerikan karşıtlığı iyi bir şey. Özellikle Amerika kıtasında çok önemli bir şey ama bunu yaparken gücünü halktan alman gerekiyor. Orada bir meşruiyet sorununun olmaması gerekiyor. Maduro’nun böyle bir sorunu vardı. Maduro’yu biz neden bildik? Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yakınlığından bildik. Erdoğan gitti, o geldi. Türkiye’deki dizileri, Türk dizilerini çok seviyormuş. Dizi setlerini ziyaret ettiği oldu. Neydi o meşhur? Bizim kebapçı diyeceğim, lokantacı. Onunla beraber fotoğraflar çekildi vesaire. Onlar bile, yani bu Türkiye’de yaşayan bir insan olarak onlar birilerinin hoşuna gitmiş olabilir ama kendini solda gören birisi olarak beni rahatsız etti. Gerçekten çok rahatsız etti. Gittiğine sevinmiyorum. Tekrar söylüyorum. Gittiğine sevinmiyorum. Çünkü gidiş şekli dünyada işlerin nasıl kötüye gittiğinin bir kanıtı olarak önümüzde. Devamı da geleceğe benziyor. Bir de bu kadar kolay olması… Trump isimler sayıyor. Meksika diyor, Kolombiya diyor, Küba diyor. Küba, bütün sorunlarına rağmen yıllarca orada Amerika’ya rağmen, emperyalizme rağmen var kalabilmiş bir ülke, Küba’ya gözünü dikti ve Maduro’nun bu yenilgisi diğerlerini de saldırıya daha yakın kılıyor. Bir de ne alakası varsa diyeceğiz ama çok ciddi alakası var, Grönland da Trump’ın kafasında. Sonuçta asla kabul edilemeyecek bir olay yaşadık. Ama bu olayın mağduru gibi gözüken kişi Maduro olabilir, eşi olabilir ama mağduru esas olarak Venezuela ve esas olarak hepimiziz. Şimdi yargılanmaya başlayacak. Umarım diyorum ama çok emin olamıyorum, dik durur. En azından bu narko terör suçlamasına karşı siyasi bir savunma yapar ve o zaman en azından birazcık kendisine yönelik eleştirilerimiz ya da benimki en azından azalır ama çok emin olamıyorum. Neyse çok uzatmayalım. Maduro’yu daha çok konuşacağız.

Ve bugünün ithafı; Latin Amerika’dan bir başka Cumhurbaşkanına, Salvador Allende, Şili’nin efsanevi Cumhurbaşkanı. 1908’de doğuyor. Tıp okuyor ve üniversite yıllarından itibaren sol hareket içerisinde yer alıyor. Sosyalist Parti’nin kuruluşuna katılıyor. Milletvekilliği, senatörlük, bakanlık yapıyor ve en sonunda 4 Kasım 1970’te Şili Cumhurbaşkanı seçiliyor. Ama daha önce çok seçime girmiş, kaybetmiş. O sırada 70 seçimlerinde Halk Cephesi’nin ortak adayı olarak Unidad Popular, hep biliyoruz çünkü onun şarkıları vesaire var. ‘‘Venceremos’’ mesela, o hep bizim beynimizde yüreğimizde yer etmiştir. Ne oluyor? Cumhurbaşkanı olduktan sonra büyük şirketleri kamulaştırmaya gidiyor. İşçi sınıfının özellikle çalışanların şartlarını iyileştirici hamleler yapıyor ve anında içeride birtakım krizler; ama en sonunda CIA’nın düzenlediği, tezgahladığı bir darbeyle Pinochet denen general tarafından 11 Eylül, tesadüfe bakın 11 Eylül 1973’te de devrildi Salvador Allende. Şu fotoğraf o darbe günü fotoğrafı. Darbe yaptılar. Çıktı, “İstifa etmeyeceğim.” dedi. Ve birkaç saat sonra ofisinde ölü bulundu. İntihar ettiğini söyleyenler var. Öldürüldüğünü söyleyenler var. Ama Allende gerçekten sevilecek, sahiplenilecek ve başına gelenlerden dolayı üzülünecek birisiydi ve hep saygıyla anılan, anılacak olan birisi oldu. Salvador Allende’nin 1973’teki uğradığı yine Amerikan destekli, o zaman doğrudan Amerikan müdahalesi değildi, Amerikan destekli darbe ve ona karşı Allende’nin ve Şili’de halkın, solun özellikle bu darbeye karşı yürüttüğü mücadele hâlâ dillere destandır. Şu ana kadar Venezuela’dan böyle bir şey görmedik. Umarım görürüz. Umarım Venezuela halkı bu ayıbı, bu aşağılanmayı, Amerika’nın kendisine reva gördüğü bu aşağılamayı bertaraf edecek adımlar atar. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.