10 Ocak Cumartesi günü saat 12.00’de başlayacak mitingle Ankara Tandoğan meydanı yıllardır özlemle beklenen kavuşmanın mekanı olacak. Türkiye’nin farklı illerinden gelen kadınlar bir saat önce AKM (Atatürk Kültür Merkezi) önünde toplanarak Tandoğan’a yürüyecek. O görüntüyü hayal etmek bile heyecanlandırıyorken cumartesi günü o kitlenin içinde yer almanın güçlendirici etkisine paha biçilemez. Kadın Mitingi (@KadinMitingi) için yapılan hazırlıkların, onlarca örgütün ortak emeğiyle ve aylardır çok sayıda kadının katılımıyla yapılan toplantılarda olgunlaştığını bilmekte fayda var. Bir kadın mitingi için fikir emeği uzun yıllara dayanır. Her kadın örgütünün her feministin hayalini süsler. Pandemi sürecinde İstanbul’da ve EŞİK öncülüğünde pek çok örgütün ortak emeğiyle yapılan mitingden bu yana bir yenisi hayalleri süsler. Ve şimdi o gün geldi. Ve bugünün gelmesi için temmuz ayından itibaren fiili olarak çalışan her kadının emeğine saygıyla toplanma zamanı.

Kadın Mitingi neden önemli?
Eşitsiz toplum düzeninde hayata dair her ayrımcılık, kadınları tekrar tekrar ikincil konuma öteler. Ayrımcılık yasağına rağmen sürdürülen eşitsiz cinsiyet politikası nedeniyle toplumsal, siyasal, yargısal ve iş yaşamına ait her olumsuzluk, ilkin kadın haklarına ve hayatına dair alanları daraltma bahanesi olarak görülür. Toplumun yarısını toplum dışılaştırma eğilimi, iktidarın sözüm ona sorun çözme yöntemi hâline geldi. Hiçbir sorun anında aynı gemide olduğumuzu söylemek mümkün değil. Sorunların sınıfsallığı sıklıkla dile getirilen gerçeklerdendir. Ancak aynı gemi metaforu hiçbir zaman cinsiyetlendirilmez. Ve bu nedenle toplumun kadın yarısı, erkek yarısı ile aynı gemide değil. Çünkü cinsiyet eşitliği yok. Sorunlardan eşit pay almak da yok. Aynı benzetmeden, gemicilik ilkelerinden devam ederek “önce kadınlar ve çocuklar” kuralını hatırlayalım. Şüphesiz iyi niyeti ve iyi uygulamayı ifade eder. Ancak uygulama, önceliğin yokluğa, yoksulluğa, ölüme ve hak gaspına giden yolda verildiğini gösterir.
Akla gelebilecek her türlü eşitsizlik örneğinin temellerini afişe etmek için kadın mitingine ihtiyaç var. İktidarın ve tüm politika yapıcıların ama daha önemlisi halkın toplumsal cinsiyet eşitliğini benimsemesi için kadın mitingi ile feminist politikanın tanıtımı gerekiyor.
İnsanlık medeniyet kaybı yaşarken feminist politika gidişatı değiştirebilir mi?
Bu soruya çok zor ya da imkânsız cevapları gelebilir. Ancak tarihsel gerçek, feminizmin “imkânsız” diye bir kavramı tanımadığını açıkça ortaya koymuştur. Hatırlayalım: Farklı alanlarda uzmanlaşmış feminist akademisyenlerin bulgularına göre ataerkinin tarihi günümüzden 10 bin yıl öncesine dayanıyor. Neredeyse tüm toplumların binlerce yıllık ortak kültürü sayılan ataerki, sistematik feminist mücadele ile ve sadece 400 yılda büyük kayıplar verdi. Şimdi ise toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama ihtimali, elimizi uzatsak tutabileceğimiz bir mesafede bizi bekliyor.
Aydınlanma Çağı düşünürleri bile kadını toplumsal ahlakın dışında konumlandırıyordu. Ev içi roller ve güzellik sınırlarına hapsedilmişti kadınlar. En eski çağlardan itibaren mitoloji, antropoloji, arkeoloji ve tarih verileri, binlerce yıl boyunca pek çok kadının ataerkiye karşı direnişine dair örnekler sunar. Ancak 17. yüzyıl sonlarına doğru geliştirilen ilk feminist kuram sayılan “kadınlıktan kurtuluş” ile mücadele sistematize edildi. Kurumsallaşmış dinlerin, filozofların ve devletlerin ortaklaşarak hapsettiği ataerkil kadınlık rollerinden kurtuluş, bizi bugünlere taşıdı. Sadece iki yüzyıl içinde eğitim ve çalışma hakları kazanıldı ve siyasal haklar mücadelesi başladı. 20. yy ise siyasal kazanımlarla birlikte cinsiyet temelli şiddetle mücadele için oluşturulan ulusal ve ulusüstü kurumlara tanık oldu. Aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği için feminist teoriler geliştirildi. Cinsiyet temelli şiddetle ve ayrımcılıkla mücadele için toplumsal cinsiyet eşitliği, yerel ve küresel norm olarak kabul edilmişti 1995 yılında. Ancak tam bu aşamada yeni bir ataerkil atak yükseldi.

30 yıldır ülkemizde ve dünya genelinde yeni ataerkil atağı destekleyen otoriter yönetimlerin adım adım yükselişine tanık oluyoruz. Bu yeni eğilimlere paralel olarak da maalesef feminist politika ve mücadele, hak kayıplarına karşı savunma pozisyonuna çekilmiş hâlde. Oysa insanlığın mutluluğu ve huzuru için gerekli olan toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak tek bir adım kalmıştı. Bu dört yüz yıla yakın süreçte filozoflar büyük ölçüde eşitlikten yana taraf olarak kazanıldı. Karşımızda yeni ataerkiyi besleyen otoriter iktidarlar ve her zaman faşizan baskı uygulayan kurumsallaşmış dinlerin otoriteleri kaldı. Bu demektir ki önceki yüzyılların feminist kuramlarından beslenen güncel feminist kuramlar oluşturmak zorundayız. Yeni şartların yeni mücadele yöntemleri ve dayanışma ilkeleri oluşturulmalı.
Cumartesi günü yapılacak Kadın Mitingi, sokağın sesini topluma duyurma işlevi göreceği için çok önemli. Çünkü feminizm sokakta yapılır ve sokağın sözü doğrultusunda feminist düşünürler kuram geliştirir. Geliştirilen kuramlar doğrultusunda örgütlü feministler mücadelenin stratejisini oluşturup taktik adımları belirler. Böylece pek çok örgütle sorunun farklı yönlerini ele alarak ilerleyen feminist politikalar, herkes için faydalı olacak ayrımcılık ve şiddet karşısında kurtuluş mücadelesi verir. Kadın mitinginin ve umarım takip edecek çok sayıda mitingin sağlayacağı fayda, 21. yy için güncel ve dinamik mücadele hattının dinamiklerini işaret etmek olacaktır. Tablo ne kadar karanlık olursa olsun, feminizmin kazandırdığı umutlu direncin, geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi bir kez daha başarıya ulaşması çok mümkün. Yeter ki kılcal damarların ince ayrımlarının bizi ayrıştırmasına izin vermeyelim. Sorunların ince ayrımlarını birer uzmanlık alanı farkı olarak görüp ana mücadele hattında birlikte yol alalım. Bu zor yolda birinin topuğuna batan dikeni diğerinin çıkarması sayesinde ilerleyelim, yüz yıllardır olduğu gibi.

Geliştirilmeyi bekleyen yeni kuramlar
Daha önce de yazdığım iki yeni feminist kuramı Kadın Mitingi bağlamında bir kere daha hatırlamakta fayda var. Birisi feminist dış politika kuramı. Diğeri mor-yeşil ekonomi kuramı. Feminist dış politika kuramı, yeryüzü kaynaklarının adil bölüşümüne dayanıyor. İnsanlık için savaşın ve çatışmanın olmadığı, güçlünün zayıfı ezmediği bir sistem öngörüsü. Dünyanın hemen her yerinde savaş rüzgârları eserken savaşsız bir dünyayı düşlemenin tam zamanı. Düşlemek, düşünceye yani zihne girmesi ve orada gelişmeye başlaması demek; madem onulmaz bir yıkım yaşanmasını beklemeyelim. Feminist dış politikanın yürütülmesi için gerekli olan ikinci ayak da dünya genelinde uygulanacak feminist ekonomi politikası. Mor-yeşil ekonomi özünde, kamu kaynaklarıyla insana yatırım yapmayı öngörüyor. İnsana yapılan yatırımın yedi kat kâr getirdiğini ama inşaat yatırımının sadece iki kat kâr fırsatı yarattığını herkes biliyor. Silah sanayiine yatırımın ise sadece ölüm ve yıkım getirdiği malum.
Rusya, Ukrayna’yı ateşe ve kana boğuyor. Suriye’de Aleviler, Dürziler, Süryaniler, Kürtler ve hatta cihatçı, selefi olmayan Müslümanlar yeniden alevlenen çatışmalarla tehdit altında. İsrail’in ihlal ettiği ateşkes sürecinde bile Gazze’de ölen Filistinli sayısı beş yüzü bulmuş halde. Batı Şeria ise İsrailli yerleşimcilerin hak ve mülk gaspı altında inliyor. İsrailli yöneticilerin soykırım davasında hak ettikleri cezayı almasını engelleyen, sözüm ona büyük –ama insani değerler yönünden giderek küçülen– güçler şimdi Trump’ın tehdidi altında.
Diğer yandan Epstein Adası sorununu küresel sorun hâlinde yaşatacak yeni Grok skandalı ile yapay zekâ tarafından üretilmiş kız çocuklarının üstsüz görüntüleri dünya genelinde etkili oluyor. Kız çocuklarını cinsel nesne hâline getiren bu savaş ve çatışma ile güce dayalı yeni ataerkil düzeninde mi yaşayacağız? Yoksa güç gösterisi savaşlar ve kadın karşıtı, çocukları suç faili ve mağduru yapan düzenden çıkmaya mı çalışacağız? Bu soruların cevabını feminist kuramlar ve “feminizm herkes içindir” yaklaşımıyla feminist mücadeleye verilecek destekler belirleyecek.














