Bu yıl Ramazan kış dönemine rast geldi, Türk basınının hiçbir mensubu buna şaşırmadı, demek ki her yıl 10 gün kadar “öne geldiğini” biliyorlar. (Buna karşılık aramızda halen “Kurban Bayramı’nın nasıl olup da her yıl Hac mevsimine denk geldiğini” idrak edemeyenler de vardır.)
Gene de bu bilgi, onları “Bayramı hangi lider nerede ve hangi pozisyonda geçirdi” geyiğinden alıkoyamadı. Ayrıca partilerarası bayramlaşmalara da epey bir yer verdiler.
Bu saçmalıklara gülüp geçerken zihnimden İslam dünyasının mevcut halini değerlendirmeye çalışıyordum. İran savaşı başlayalı bir ay kadar bir zaman oldu, İran İslam Cumhuriyeti’nin bütün üst yönetim kademesi sizlere ömür. İş yalnız bununla kalmadı tabii, devlet hiyerarşisi de bozuldu. Devrim Muhafızları adı verilen eli silahlı kellesi külahlı birtakım zevat, sokakların kontrolünü elinde tutuyor. Olası bir halk ayaklanmasını önleme telaşındalar. (Bu arada kimi Amerikan paşalarının bizim Torumtay gibi istifayı basıp gitmeleri de dünyayı kendimize benzettiğimizin patetik bir örneği olarak tarihte yerini aldı…)
İran gibi köklü devlet geleneklerine yaslanan ülkelerin devlet mekanizmalarında böyle sorunlar olması son derece tuhaf. Buna karşın, son tahlilde İran devletinin yok olmayacağı kanısındayım.
(Bizde de öyle olmadı mı? 16 devlet kurmakla övünüyoruz. Bu aslında bir türlü dikiş tutturamadığımızın itirafıdır.)
Bu arada, İslam ülkeleri arasında var olan ve yıllardan bu yana halının altına süpürülen “Şii-Sünni” gerilimi böylece ayyuka çıktı. Kefere deyip geçmeyiniz, Yahudi-Hıristiyan ortaklığı birbirinden pek hazzetmese de işbirliklerini gayet güzel yürütebiliyorlar. Bizimkilerde tık yok.
Hem birbirlerini bir kaşık suda boğma kapışmasındalar, hem de “harpte gâvurdan geri kalmış olma hadisesi” canlarını sıkıyor. Attıkları zaman mangalda kül bırakmıyorlar ama iş icraata binince ortalıktan toz olmayı iyi biliyorlar.
Niye?
Sakın, İslam uygarlığı “donup kalmış” bir uygarlık olduğu için olmasın? Çağdaşlaşma çizgisini es geçmiş, kendini yenileyememiş, onu sıkıntıya sokan sorunlara çözümler üretememiş, dünya meseleleriyle bir ilintisi kalmamış olduğu için…
“Amerika’ya ölüm, İsrail yok olsun” sloganlarının Amerikan malı telefonlardan, Amerikan menşeili yazılımlara sahip uygulamalar kullanılarak atılması yalnız acınası bir durumu ortaya koymuyor, ayrıca gülünç bir vaziyete de işaret ediyor.
Tıpkı, sabahtan akşama gâvur icadı bilgisayarlar üzerinden birbirine hakaret etme yarışında tantana eden bizim salim arkadaşların durumu gibi… Ernesto Che Guevara tişörtü satın alınca kendini solcu oldu sanan andavallara tarih sahnesinde ancak kahkaha atılır.
Sanırım İslam uygarlığının teknoloji devrimi karşısında yaya kalması ve çağdaşlığın gereklerine adapte olamaması, onun elini ayağını bağladı bağlamasına (sık sık “İslam’da reform lazım” lafını duyarız) ama Müslümanları pek de ırgalamadı. İnsanlar hayatlarına devam ettiler.
Zikirmatik teknolojisi
Böylelikle, haşemayla denize giren, para kazandıkça daha kaliteli markalardan “İslami giyim” alışverişi yapan, telefonunun kapak resmine Kabe koyunca kendini oraya gidip gelmiş sayan, çıfıt teknolojisini kendine devşirip “zikirmatik” üreten, “ezan okuyan saat” üreten bir topluluk olup çıktılar.

Evet, İslam’da reformasyon olmaz. Mümkün değildir bu. Tren çoktan kaçmıştır. Sermaye temerküzü tam olarak gerçekleşmemiştir (sömürge zenginleri konumuzun dışında), bu da beylik anlamıyla (yani bilimi, sanatı, vb.) bir “uygarlık” üretememiş, oradan aldığını işe vurup teknolojiye çevirememiştir. Tüm bu tantananın en az 200 sene evvel olması icap ederdi. (Bu size başka bir ülkeyi anımsattı mı? İyi.)
O halde keferenin ürettiğiyle yetineceksin ve de “Vakkas füzesi niye Patriot kadar sağlam değil” diye ağlaşmayacaksın. Tıpkı, istihbarat örgütünü kendi halkının üzerine salmaktan kaybettiğin vaktin anlamını, sana saldıran devletin istihbaratı yerini tespit edip kafana bombayı yolladığında anladığın gibi…
Şimdi… Küfür etmeden bu anlattıklarımı düşününüz. Belli mi olur, belki bunları uzun zamandır tartışılan ve şu incir çekirdeğini doldurmayan konularla birlikte ele alarak yeniden tartışırsınız… Ne bileyim işte, Ali Şeriati haksız mıydı, Ebu Hureyre ile Hz. Ömer efendimiz arasında geçen münakaşanın esbab-ı mucibesi neydi, Müslüman bir kadın doktor erkek hastasını tedavi ederken ona temas etmeli mi yoksa etmemeli mi, falan filan. Şimdi gözde tartışma konularımız, pardon, münakaşa mes’elelerimiz onlar ya…
Bizans uleması da “meleklerin cinsiyetini” tartışırdı, böyle böyle yıkıldılar. Bizim onlardan neyimiz eksik? Aman sakın geri kalmayalım, ayıp etmiş oluruz.
- Görsel, yapay zekâ aracı Gemini ile üretilmiştir.
- Küresel bir devrimci: Ernesto “Che” Guevara
- Che Guevara’yı öldüren Bolivyalı asker Mario Terán hayatını kaybetti
- Facebook’un yüz tanıma teknolojisi, gizlilik ihlallerini tekrar gündeme getirdi
- İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık: Prof. Ahmet T. Kuru yeni kitabını anlatıyor
- Boğaziçi Üniversitesi’ndeki sergi gerekçesiyle tutuklu bulunan iki öğrenciye tahliye













