Ruşen Çakır yorumladı: Suriye’de kim terörist, kim değil?

Ruşen Çakır, Halep’teki operasyonlara ilişkin medya yansımalarını eleştirdi. Çakır, muhalif gazetelerin SDG’yi terörist olarak tanımlarken HTŞ’yi meşru güç göstermesini çifte standart olarak niteledi. Türkiye’deki Kürtlerin Suriye’deki gelişmeleri dakika dakika takip ettiğini belirten Çakır, “Kötülükleri Kürtlere atma huyundan vazgeçilmeli” dedi.

Ruşen Çakır, hafta sonu yayınında Halep’teki gelişmelere ilişkin Türkiye medyasının yaklaşımını eleştirdi. Çakır, hem iktidar hem muhalif medyanın SDG’yi “terörist” olarak tanımlarken HTŞ’yi meşru güç göstermesini tutarsızlık olarak niteledi ve medyanın Kürtlere yönelik tavrına dikkat çekti.

“İktidar ve muhalif medya aynı dili kullanıyor”

İktidar medyasının Halep operasyonunu büyük bir sevinçle verdiğini hatırlatan Çakır, muhalif gazetelere baktığında çok farklı bir şey göremediğini ifade etti. Cumhuriyet gazetesinin “Şam ordusu terör örgütü SDG’ye geniş kapsamlı operasyon başlattı” manşetini örnek gösteren Çakır, “Öncelikle beni en çok yaralayan, çünkü bir dönem kısa da olsa orada çalıştım, yıllarca okudum, çok severek okudum Cumhuriyet gazetesi” dedi.

Ruşen Çakır yorumladı: Suriye'de kim terörist, kim değil?
Ruşen Çakır yorumladı: Suriye’de kim terörist, kim değil?

Çakır, gazeteyi eleştirerek şöyle konuştu:

“Şöyle diyor birinci sayfada, Şam Ordusu, terör örgütü SDG kontrolündeki mahallelerden saldırılar düzenlenmesi üzerine Suriye Savunma Bakanlığı harekat için düğmeye bastığını açıkladı. Dikkat edin, Hakan Fidan daha ıslıklı, ayrılıkçı diyor ama Cumhuriyet terörist olarak yaftalamış.”

Çakır, Sözcü gazetesinin “ABD’nin kışkırttığı SDG dağıtılmazsa Suriye’de iç savaş tekrar başlayacak” başlığını, Nefes gazetesinin “Suriye ordusu entegrasyona yanaşmayan terör örgütüne ait mevzileri vurdu” ifadesini ve Milli Gazete’nin “ABD destekli PKK-YPG Halep’te terör estiriyor” manşetini de örnekledi.

Ruşen Çakır yorumladı: Suriye'de kim terörist, kim değil?
Ruşen Çakır yorumladı: Suriye’de kim terörist, kim değil?

“HTŞ yakın zamana kadar terör listesindeydi”

Çakır, SDG’nin terörist olarak nitelendirilmesini sorgulayarak “Şimdi, diyelim ki SDG terörist. PKK ile uzantılı ki Türkiye bu arada PKK ile anlaştı. PKK kendini feshetme kararı aldı ve bunun bir ayağı da Suriye’yi, SDG’yi ve YPG’yi ilgilendiriyor. Hadi diyelim ki terör örgütü. Neden? Hangi terör eylemini yapmış?” diye sordu.

Şam ordusu olarak tanımlanan HTŞ’nin ise yakın zamana kadar herkesin terör örgütü listesinde olduğunu hatırlatan Çakır, “Peki Şam ordusu dediğiniz nedir? Buradaki HTS, yakın zamana kadar herkesin terör örgütü listesindeydi, Türkiye dahil. Ve Ahmet eş-Şara kafasına ödül konmuş biriydi” dedi.

Çakır, bu çizgideki gazetelerin Suriye İç Savaşı’nda HTŞ’ye bağlı gruplara karşı mesafeli ve sert olduğunu söyledi. Gazetelerin bu grupları “şeriatçı teröristler, cihatçı teröristler” olarak tanımladığını aktaran Çakır, gazetelerin önemli bir kısmının Esad rejiminin devrilmesini çok da fazla istemediğini belirtti.

Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Aslında bugün İran üzerine konuşmak istiyordum. İran benim az buçuk bildiğim, birçok kez gazeteci olarak gittiğim ve çok sevdiğim bir ülke. Ve son dönemde yaşananlar beni çok üzüyor ve önünü göremeyen bir ülke. Ben de açıkçası İran’ın nasıl bir gelecek beklediğini göremiyorum ve çok da umutlu bakamıyorum. Ama yine de İran’la ilgili söyleyeceklerim var. Belki yarına kalır. Bugün tekrar dünden Halep olayına devam etmek istiyorum. Çünkü çok çarpıcı ama çok da şaşırtıcı olmayan bir olay yaşadık Halep’te yaşananlarla birlikte. Dün ‘‘Haftaya Bakış’’ta Kemal Can’la bunu biraz ele aldık. Biraz daha deşmek istiyorum.

Şimdi iktidar medyası diyelim; bu Halep’teki operasyonu Şara yönetiminin, HTŞ’nin ve bağlı birliklerin operasyonlarını büyük bir sevinçle ve ‘‘temizlik başladı’’ diye verdiler. Anlaşılır bir şey ama muhalif diye kodlanan gazetelere baktığımızda çok da farklı bir şey göremiyoruz. Öncelikle beni en çok yaralayan, çünkü bir dönem kısa da olsa orada çalıştım, yıllarca okudum, çok severek okudum, Cumhuriyet gazetesi şöyle diyor birinci sayfada: “Şam ordusu terör örgütü SDG’ye geniş kapsamlı operasyon başlattı. — Şam ordusu, terör örgütü… — SDG kontrolündeki mahallelerden saldırılar düzenlenmesi üzerine Suriye Savunma Bakanlığı harekat için düğmeye bastığını açıkladı.” Ve ardından bizim Milli Savunma Bakanlığı’nın “Gerekirse yardım ederiz.” açıklaması ve yine altında “Hakan Fidan’dan net mesaj: SDG ayrılıkçılığa artık veda etmeli.” Dikkat edin, Hakan Fidan daha usturuplu, ‘‘ayrılıkçı’’ diyor ama Cumhuriyet terörist olarak yaftalamış. Muhalif olduğu söylenen Sözcü gazetesi, “ABD’nin kışkırttığı SDG dağıtılmazsa Suriye’de iç savaş tekrar başlayacak.” deyip “SDG’li teröristler” diye devam ediyor. Nefes gazetesi, “Suriye ordusu entegrasyona yanaşmayan terör örgütüne ait mevzileri vurdu.” diyor ve Milli Gazete, Saadet Partisi’nin “ABD destekli PKK YPG Halep’te terör estiriyor. Suriye ordusu operasyon başlattı.”

Şimdi diyelim ki SDG terörist. PKK ile uzantılı, ki Türkiye bu arada PKK ile anlaştı. PKK kendini feshetme kararı aldı ve bunun bir ayağı da Suriye’yi, SDG’yi ve YPG’yi ilgilendiriyor. Hadi diyelim ki terör örgütü. Neden? Hangi terör eylemini yapmış? Belki geçmişten birtakım örnekler söyleyecekler. Peki, Şam ordusu dediğiniz nedir? Buradaki HTŞ yakın zamana kadar herkesin terör örgütü listesindeydi, Türkiye dahil ve Ahmed eş-Şara, Colani adıyla kafasına ödül konmuş birisiydi. Ve bu gazeteler, bu çizgideki gazeteler Suriye İç Savaşı’nda bu gruplara karşı çok mesafeli hatta sertti. Bunları şeriatçı teröristler, cihatçı teröristler vesaire diye tanımlıyorlardı. Şimdi evet Suriye’de Esad rejimi devrildi, ki bu gazetelerin önemli bir kısmı Esad rejiminin devrilmesini çok da fazla istemiyordu. Hadi diyelim ki vazgeçtiler ve eş-Şara yanındaki bütün cihatçı gruplarla birlikte içindeki Uygur, Özbek ve dünyanın dört bir tarafından gönüllü savaşçılarla birlikte yönetimi ele aldı ve bir geçici yönetim var. Bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ve 10 Mart anlaşması var. Kürtlerle de anlaşmaya çalışıyorlar ama Alevilerle çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Aynı ordu, Suriye ordusu denen aynı güç Süveyda’da Dürzilere ya da sahilde Alevilere yönelik saldırılar yaptı ve bu medya da büyük ölçüde bu saldırıları eleştiren tutum aldı. Özellikle Alevilere, ki doğru olan buydu. Ama iş Kürtlere gelince birdenbire bu ordu Suriye ordusu oluyor ve karşısında terör örgütü var.

Mesela ben bu gazetelere bakana kadar Halep’ten, Halep’teki Kürtlerden saldırılar olduğuna dair ya da SDG güçlerinden saldırılar olduğuna dair bir şey duymamıştım. Bu, biliyoruz ki bir plan çerçevesinde etkisizleştirme ve iki tarafın da elini güçlendirme operasyonu. Yani orada işte oradan saldırı oldu vesaire gibi bir olay yok. Bir kuşatma var ve buradaki silahlı güçlerin bu mahalleleri terk etmesi yolunda Şam’ın bir baskısı var. Eyvallah, olabilir. Ama burada siz bir tarafı terörist, öteki tarafı meşru, ulusal güç olarak tanımladığınız zaman insan size sorar. Bir sene içinde ne değişti, ne oldu? Yani takım elbise kravat giydi ama onun dışında baktığınız zaman hemen hemen her şey aynı duruyor. Yani o Suriye ordusu diye tanımlanan yapılara baktığınız zaman da büyük ölçüde bir önceki durumlarından çok da fazla değişmiş bir şey yok. Hallerinde, tavırlarında ve özellikle Alevilere yönelik yapılan, kendi çektikleri videolarda da görüyorsunuz, acımasızlık devam ediyor.

Yani şunu söylemiyorum: Suriye’yi teröristler yönetiyor falan değil. Yeni bir döneme geçildi, evet, ama bu yeni dönem herkes için yeni dönem. Yani şimdi HTŞ teröristlikten çıktı, SDG terörist olarak mı kaldı? Buradaki mesele ne? Buradaki mesele SDG’nin dolayısıyla Kürtlerin, ki SDG’de sadece Kürtler de yok bunu da biliyoruz, orada bir güç elde etmesinden duyulan rahatsızlık var ve neden dolayı var? Hep bunu konuşuyoruz. Böyle bir güç doğarsa bu Türkiye’yi tehdit eder. Neden eder? Çünkü Türkiye’de de Kürtler var. Kötü emsal olur falan. Yıllar önce aynı filmi Irak konusunda da yaşamıştık. Irak’taki Kürtlerin belli birtakım haklar kazanması yolunda Türkiye’de çok büyük bir kampanya vardı. Karşı kampanya. Bu bir beka meselesi olarak görülüyordu. Uzun bir süre böyle devam etti. Ama sonra bir baktık ki buradaki Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Ankara’nın bir tür stratejik ortağı oldu; savunma konusunda bile yani güvenlik konusunda bile ama esas olarak da ekonomi konusunda.

Yani Suriye’deki Kürtleri Türkiye’nin potansiyel düşmanı ya da potansiyel değil doğrudan düşmanı olarak görmek için hiçbir meşru neden yok. Eğer onları görüyorsanız aynı şekilde HTŞ’yi, Şara’yı da görmeniz gerekiyor. Buradaki meselenin esas olarak Kürtlere yönelik bir tavır olduğunu kabul etmek lazım. Normal şartlarda baktığınız zaman şunu söylemek çok açık; YPG’nin, SDG’nin kontrolündeki bölgelerde yıllardır uygulanan birtakım şeyler, oradaki insanların yaşam tarzları mesela kadının durumu anlamında bakarsanız bu gazeteler bu perspektifteki insanlara daha yakınlar. Ne deniyor yeni tabirle? Sekülerlik ağır basıyor. Ama öteki tarafta Şam’dan bahsettiğiniz zaman bambaşka bir şey ağır basıyor. Ama iş Kürtler olunca birdenbire bütün bu ezberler, ayarlar bozuluyor ve hemen filmin kötü kahramanlığı Kürtlere, iyi kahramanlığı geri kalanlara atfediliyor. Bu mantıkla ne Suriye’ye katkıda bulunabiliriz ne de Türkiye’ye. Nasıl olacak yani? Türkiye’de bu süreci, bu barışı nasıl tesis edeceğiz? Nasıl yapacağız?

Dünkü yayınımdan bir bölümü alıp birileri pazarlıyorlar. Ben diyorum ki; eğer Suriye’de SDG’nin tasfiyesi gibi şey, ki bence mümkün değil. Şam’ın da Ankara’nın da hedefi bu değil ama birileri kraldan çok kralcı. Ama diyelim ki böyle bir yola gidildi; bu çok kanlı olur ve bu Türkiye’yi doğrudan olumsuz etkiler. Bunu görmek lazım. Türkiye’deki Kürtlerin Suriye’de yaşananları dakika dakika takip ettiğini niye görmek istemiyorsunuz? Onlar da sizinle aynı ülkenin eşit vatandaşı değil mi? Onların kaygılarını, beklentilerini, üzüntülerini niye ciddiye almıyorsunuz, dikkate almıyorsunuz? Neyse, bu konuyu daha çok konuşacağa benziyoruz ama böyle kötüleri Kürtlere atma huyundan birilerinin vazgeçmesi gerekiyor. Burada bir kötülük, iyilik meselesi yok. Burada bir güçler savaşı var. Güçler dengesi oluşturulmaya çalışılıyor ve bu bir şekilde yolunu bulacak. Sert olacak, zor olacak ama bulacak. Ama burada böyle baştan itibaren bir tarafta teröristler, bir tarafta Şam ordusu, Suriye ordusu dediğiniz zaman çok ciddi bir şekilde açığa düşersiniz, benden söylemesi diyelim.

Ve bugünün ithafı… Geçen Nicole Kidman’a ithaf ettim ve onu çok övdüm. Bana birileri hemen kızdılar YouTube‘da. Artık bu işler böyle oluyor anında, ‘‘Ya olur mu? Şu da var, bu da var.’’ Tabii ki var. Başkaları da var. Şu dönemin kadın oyuncuları, dünyada çok öne çıkmış isimler var. Sırayla gidelim. Başkalarından daha önce bahsetmiştik ama yeni dönem kadın oyuncular; yeni dediğim bana göre yeni diyelim. Evet, Nicole Kidman’la başladık. Şimdi Kate Winslet’le devam edelim. İngiliz bir oyuncu. Nicole Kidman Amerikan ama esas olarak Avustralyalıydı. Kate Winslet 50 yaşında şu an itibarıyla, İngiliz bir oyuncu ve daha 20 yaşında oynadığı benim daha geçen yeniden kaçıncı kez seyrettim bilmiyorum, bizde ‘‘Aşk ve Yaşam’’ diye oynayan ‘‘Sense and Sensibility’’ filmindeki rolüyle ilk göz aşinalığı oldu.

Bu Jane Austen’ın ünlü romanının, büyük romanının Emma Thompson tarafından senaryolaştırılmış hali. Biliyorsunuz, Emma Thompson’a daha önce değindik. Orada da bu senaryodan bahsetmiştik. Ama Kate Winslet’in en bilinen rolü, orada galiba Oscarları götürmüş: ‘‘Titanic’’. Evet, şu sahne yeter zaten. Ama onun dışında çok filmi var. Çok iyi filmleri var. Daha piyasa filmleri de var ama daha bağımsız sinemada da oynamış birisi. Çok başarılı bir oyuncu. 20 yaşındaki halini gördüğünüz zaman da görüyorsunuz, hep bir gizemliymiş gibi bir hali var. Ve ilginç bir şey, üç kez evlenmiş, üç ayrı eşten birer çocuk sahibi olmuş bir anneden bahsediyoruz. Bu da çok ilginç bir not olarak karşıma çıktı. Açıkçası sizlere birilerini ithaf edeyim derken haklarında bilmediğim şeyler de öğreniyorum. Bu da çok ilgimi çekti. Kate Winslet’le devam ettik. Bakalım sırada başka kimler olacak? Tabii araya başkaları da girecek. Kate Winslet’e daha çok film, daha çok başarı ve alkış temennisiyle noktayı koyalım. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.