Rasan Remzi ile söyleşi: Suriye’de Mesut Barzani faktörü

Suriye’deki son gelişmeler IKBY’de nasıl okunuyor? Ruşen Çakır, Iraklı Kürt araştırmacı Rasan Remzi ile Barzani’nin aktif diplomasisini, SDG’nin geri çekilmesini, Öcalan çizgisiyle yaşanan gerilimi ve Kürt siyasetindeki olası kırılmayı değerlendirdi.

Ruşen Çakır, konuğu Rasan Remzi ile Suriye’de son haftalarda yaşanan askeri ve siyasi gelişmelerin, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki Kürt siyasetine yansımalarını ele aldı. Rasan Remzi, Barzani’nin Suriye’deki gelişmelere bu ölçüde dahil olmasını yalnızca insani kaygılarla açıklanamayacağını, uzun süredir devam eden Barzani-Öcalan rekabetinin yeni bir evresini temsil ettiğini söyledi. Remzi, Rojava’daki son gelişmelerin Erbil’de hem siyaset düzeyinde hem de sokakta yakından izlendiğini vurguladı:

“Suriye’de son üç haftada yaşananlar askeri açıdan belki bekleniyordu ama bu ölçekte insani trajedilere yol açacağı öngörülmüyordu. Bu nedenle Suriye’de yaşananlar, Irak’ta özellikle Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde hem siyaset düzeyinde hem de halk nezdinde çok ciddi tepkilere yol açtı.”

Rasan Remzi ile söyleşi: Suriye’de Mesut Barzani faktörü
Rasan Remzi ile söyleşi: Suriye’de Mesut Barzani faktörü

Mesut Barzani faktörü

Mesut Barzani’nin Mazlum Abdi, Ahmed eş-Şara ve ABD temsilcileriyle doğrudan temas kurması, hatta bu görüşmelerin bir kısmının Erbil’de oldukça gergin geçtiğinin kulislere yansıması, Barzani’nin klasik arabuluculuk rolünün ötesine geçtiğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Remzi, “Barzani, olaylar bu noktaya gelmeden önce iki kez SDG’ye mesaj gönderdi. ‘10 Mart mutabakatına geri dönün ve doğru hatta çekilin’ dedi. Ancak SDG bu çağrılara kulak asmadı. Sahada geri çekilmeler başladı, kontrol edilen alanlar bırakıldı ve bu durum insani dramı derinleştirdi” diye konuştu.

Rojava’nın uzun süredir PKK çizgisiyle yönetilmesinin Kürt toplumu içinde ciddi bir yorgunluk yarattığını savunan Remzi, son gelişmelerle birlikte Barzani sembollerinin sahada görünür hâle gelmesinin tesadüf olmadığını söyledi:

“Bugün sahada PKK bayraklarını görmüyorsunuz. Kürdistan Bölgesel Yönetimi bayrağı var. İnsanlar omuzlarında o bayrakla geziyor. Bu çok önemli bir kırılma. Halk artık ‘bizi zor zamanda yalnız bırakmayan kim?’ sorusunu soruyor ve cevabı Barzani olarak görüyor.”

Rasan Remzi ile söyleşi: Suriye’de Mesut Barzani faktörü
Rasan Remzi ile söyleşi: Suriye’de Mesut Barzani faktörü

Rasan Remzi, bu sürecin Kürtler açısından otomatik bir kazanım anlamına gelmediğinin de altını çizdi. Dış güçlere dayalı milliyetçi beklentilerin tarihsel olarak Kürtleri defalarca hayal kırıklığına uğrattığını hatırlatan Remzi, şunları söyledi:

“ABD ya da başka bir gücün Kürtlerin arkasında stratejik olarak duracağı beklentisi defalarca boşa çıktı. Rojava’da da benzer bir tablo yaşandı. Bugün milliyetçilik duygusu kabarıyor ama bu duygu tek başına sonuç üretmez. Yeni bir stratejiye ihtiyaç var.”


Deşifre: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Suriye’de yaşananlar Irak’ta, özellikle Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde çok yakından takip edildi. Başta Barzani olmak üzere Irak’taki Kürt hareketleri, Kürt grupları olaya başından itibaren dahil oldular. İnisiyatif aldılar ve birtakım gelişmelerde de etkili oldular. İşte bunun detaylarını Iraklı Kürt araştırmacı Rasan Remzi ile konuşacağız. Rasan, merhaba.

Rasan Remzi: Merhabalar hocam. İyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Sağ ol. Şimdi dedim ki: “Başından itibaren Irak’ta Kürtler, Suriye’de Rojava’da yaşananları çok yakından ve kaygıyla takip ettiler.” dedim. Doğru demiş oldum mu?

Rasan Remzi: Tabii. Doğru. Doğru efendim. Çünkü orada özellikle geçtiğimiz son 3 haftada yaşananlar belki askeri temas olarak beklenen bir şeydi. Fakat bu kadar insani trajedileri ardından getirebileceği beklenmiyordu. Yani o yüzden oradaki yaşanan olaylar burada çok yakından takip edildi. Hem siyaset nezdinde hem halk, sokak nezdinde çok yakından takip edildi ve ciddi tepkilere yol açtı burada. Tabii ki yani Rojava’daki durum sadece SDG’den ibaret değil. Orada bulunan Kürtler özellikle burayı çok ilgilendiren bir konudur. O yüzden burada ciddi temaslar başlandı. Hem diplomasi olarak hem halk nezdinde faaliyetler yapılıyor. Hâlâ da bugün halk toplanıyor, Rojava’yı destekliyor ama oradaki destek SDG’ye değil; oradaki Kürt kardeşlerimiz dediğimiz halklar için bu destek yapılıyor.

Ruşen Çakır: Özel olarak şeye bir parantez açmak lazım; Mesud Barzani. Normalde işleri oğlu, yeğeni vesaire yürütüyor ama o, başkan olarak geçiyor. Doğrudan olaya dahil oldu. Mazlum Abdi ile birkaç kere görüştü. En az bir kere Ahmed eş-Şara ile görüştüğünü biliyorum. Bir de Amerika’nın temsilcisiyle doğrudan görüşmeler Erbil’de yapıldı, Mazlum Abdi ile. Hatta sızan birtakım bilgilere göre bayağı da sert geçtiği söyleniyor. Barzani’nin bu tutumu açıkçası biraz şaşırtıcı geldi bana. Yanılıyor muyum?

Rasan Remzi: Şimdi şöyle; yani önceden bu olaylar başlamadan önce hem Barzani, işte Barzani’den öncesinden Irak Kürdistan Bölgesel Yönetim Başkanı Neçirvan Barzani üzerinden SDG’ye birtakım mesajlar gitti. Yani “Bu 10 Mart mutabakatına geri dönün ve aynı zamanda Fırat’ın doğusuna geri çekilin.” diye, olay bu raddeye gelmeden önce iki defa mesaj gittiğini biliyorum. Fakat SDG’nin o mutabakata geri dönmemesi ve sahada bir şekilde yani bu mutabakatın kendini biraz geride bırakması, yeri geldiğinde böyle bahaneler bulup o masaya oturulmaması tabii ki bu olayları bu raddeye getirdi. Fakat yaşanan olaylar, bu özellikle Ocak’tan beri başlayan olaylar ve oradaki birdenbire SDG’nin birçok kontrol ettiği alanlardan geri çekilmesi, oradaki halkı karşıdan gelen hibrit bir yapıya teslim etmesi; bu tabii ki Mesud Barzani’yi artık diplomasi sahasına soyunduğunu gördük. Önce iki defa Mazlum Abdi ile görüştü. İki defa telefonda Ahmed eş-Şara ile de görüştü. Tom Barrack ile birkaç defa görüştü. Hatta dediğiniz gibi Mazlum Abdi’yi ve Tom Barrack’ı Erbil’e çağırdı. Burada oturdular. Gergin bir ortam vardı orada. Fakat orada ABD’nin tutumu belliydi. Yani SDG’nin daha öncesinden verilen maddeler vardı, onların uygulamadığı maddeleri uygulamak zorundaydı. Ve Barzani, Ahmed eş-Şara ile de yaptığı görüşmelerde bu operasyonların durdurulması, oradaki insanların korunması ve herhangi bir masadaki temasta oradaki insanların, halkların, Kürtlerin ve Süryanilerin, Hristiyanların haklarını korumasıydı; yani o yapılan diplomasi temasları. Hatta biliyorsunuz Mesud Barzani Papa’ya kadar gitti yani. Çünkü orada dediğim gibi Rojava’da sadece Kürtler yaşamıyor, Hristiyanlar da var orada. Karşıdan gelen hibrit bir yapı var. Yani Suriye rejiminden kalmış bir askeri yapısı var. Biliyorsunuz 2011’den sonra bu yapı tamamen Suriye ordusu, Beşar Esad rejimini korumakla görevlendirilmişti. Birçok askeri disiplinden uzak, birtakım HTŞ’den gelme, bunların öncesi bir önce El-Kaide, sonra IŞİD olma. Bunlar biliyorsunuz bir ideolojidir. Yani bir ideolojiden çok kolay kurtulamazsınız. Bunlar zamanında SDG ile de Kürtlerle de orada savaşmış, bir intikam yemini var onların. O yüzden oraya geldiklerinde ve SDG’nin geri çekilmesi, oradaki sahada insani dramların yaşanması buradaki Kürtleri tedirgin etti. O yüzden Barzani ve Neçirvan Barzani hem Başbakan Mesrur Barzani bunlar farklı diplomasi kanallarına başvurdular.

Ruşen Çakır: Şu hususu tabii ki özellikle vurgulamak lazım. Bir tarafta Abdullah Öcalan, bir tarafta Mesud Barzani. Bunlar şimdi sert gelebilir ama “düşman kardeşler” gibi diyebilirim. Öcalan’ın en son İmralı notlarından sızan bazı notlarda Barzani’ye yönelik çok sert eleştirileri olduğunu da biliyoruz. Bu aslında şaşırtıcı da değil. Şimdi sonuçta esas olarak, tabii ki sadece ondan ibaret değil ama Mazlum Abdi ve arkadaşları diyelim, yönetici ekip esas olarak Öcalancı çizgide; hatta Mazlum Abdi için Öcalan’ın manevi oğlu da diyorlar biliyorsun. Böyle bir ortamda Barzani’nin olaya bu kadar aktif dahil olmasının Kürtler anlamında, bir siyasi rekabet anlamında da çok ciddi bir anlamı var değil mi?

Rasan Remzi: Tabii ki doğru. Biliyorsunuz Rojava zaten hem KDP hem PKK için, hem Barzani hem Öcalan için bir mücadele meydanıydı. Yani uzun zamandır, özellikle bu Suriye’deki ilk kargaşasından sonra, yani 2011’den sonra PYD’nin oraya gitmesi ve oradan YPG ile birtakım oradaki Kürt siyasi hareketini esir alması gibi durumlar Barzani’yi tabii ki rahatsız etti. Ve Barzani’nin uzun zamandır ENKS’yi destekleyen bir tutumu vardı ve ENKS hep Barzani tarafından desteklendiği için Rojava’da PYD ve YPG tarafından hep dışlandı, yeri geldiğinde ofisleri basıldı, yakıldı. Bunlar hep var olan, sahada var olan bir mücadeleydi. Fakat son zamanlardaki gelişmeler, özellikle dediğim gibi, SDG bir yana ama insani dram, bu belki Barzani için bir fırsat oldu. Yani bunun sahaya inmesi ve oradan tekrar parlaması gibi. Şimdiki sahada benim arkadaşlarım var, oraya giden gazeteci arkadaşlar var, konuşuyorum mesela. Orada herhangi bir değişiklik var mı hâlâ, insanlar ne diyor mesela? Hem Öcalan hem PKK hem Barzani için ne diyorlar? Halk şuna bakıyor: “Şimdi mesela biz zor durumdayız ve bu zor durumda eskiden Kobani’ye peşmerge gönderen bir Barzani vardı. Şimdi insani yardımları gönderen bir Barzani vardır. Ve sahada ciddi diplomasi temasları yürüten Barzani vardır.” Ve bu halk tarafından iyi karşılanan fakat tabii ki yani bu PKK’yı ciddi bir şekilde rahatsız edebilir ya da birtakım kötü siyasi figürleri rahatsız edebilir. Fakat bu rahatsız konum, yani bu rahatsızlık belki bir sonuç getiremez. Çünkü şu anki sahadaki durum çok kritik. Sadece oradaki Kürtler ve Hristiyanlar değil; oradaki cezaevlerindeki IŞİD’liler, onların dışarıya çıkması ve tekrar hem Kürdistan için hem Irak için ciddi bir risk teşkil ettiği öngörülüyor. O yüzden şu anki saha meydanı belki Barzani için çok elverişli orada yükselmesi için. Halk için de şöyle: “SDG birçok noktada bizi bıraktı. Birçok noktada yani onların karargâhlarına Öcalan’ın fotoğrafı asılırken şu an ortada bizi destekleyen bir açıklama yok. Daha çok Barzani ve Barzani’nin ekibi sahada onlara destek vermeye çalıştı.” Bu belli ki önümüzdeki dönemde Rojava’daki denklemi biraz değiştirecek; Barzani-Öcalan arasında ya da KDP-PKK arasında.

Ruşen Çakır: Şimdi burada bir şeyi sormak istiyorum. Bugün Roj Girasun’la bir yayın yaptık, sizin bahsettiklerinizi andırır şekilde; mesela YPG bayraklarının yerine Kürdistan Bölgesel Yönetim bayraklarının kullanılır olduğu. Geçen mesela Galatasaray’ın bir maçında sahaya girdiler biliyorsun. Orada da aynı şekilde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi bayrakları ve dengelerde birtakım hareketlilikler var sanki. Sizin orada tabii daha farklı gözüküyordur. Bu, Türkiye’deki Öcalancı hareketi biraz rahatsız ediyor olabilir ama olabildiğince serinkanlı bir şekilde baktığımızda Rojava’nın, yani Suriye’de yaşananların Kürt siyasi hareketinin içinde, yani genel olarak Kürt siyasi hareketi içinde bir kırılmaya yol açtığını söylemek için erken mi?

Rasan Remzi: Şimdi ben bayraktan başlamak istiyorum. Biliyorsunuz bu bayrağı uzun zamandır PKK kabul etmiyordu. Hatta Mustafa Karasu’nun Mart 2017’de bir yazısı vardı, “Federalizm Bayrağına Saygı” diye. Yani bu bayrağın sadece Barzani’nin bölgesine ait bir bayrak olduğunu, PKK’nın kendine has bayrağı olduğunu anlatan bir yazı yazmıştı. Yine Kamışlı’daki olaylarda 2015’te, Afrin’deki olaylarda insanlar Kürdistan bayrağı açtıklarında PYD’ye ait asayiş tarafından müdahale ediliyordu. Hatta o dönem Barzani’nin bir açıklaması vardı: “Bir gün gelip pişman olacaksınız o bayrağı indirdiğinizde.” diye. Şimdiki sahada herhangi bir PKK’ya bağlı ya da herhangi PKK’ye ait bir bayrak görülmüyor. Sadece bir Kürdistan bayrağı var. Hatta oradaki savaşan insanlar da omuzunda Kürdistan bayrağını taşıyor. Oradaki kırılma bunu getirdi. Bu sabah güzel bir yayın yapmıştınız, bir “Kürt sokağı” ile ilgili. Bir Kürt sokağı şeyi oluşturdu; yani hem buradaki Kürtler ciddi bir şekilde Rojava’yı destekliyor hem diasporadaki Kürtlerden ciddi bir destek var oraya, oradan Rojava’ya. Yani bir kırılma yaşanıyor orada. Bu önümüzdeki dönemde oradaki halk, oradaki yönetim acaba ne kadar PKK’ya bağlı kalacak, ne kadar Barzani tarafına bir kayma yaşanacak göreceğiz. Ama artık halk da bundan sıkılmış. Yani dediğim gibi uzun zamandır belki oranın Kürt siyasi yapısı PKK tarafından bir şekilde rehin alınmış, yani esir alınmış. Türkiye’de de biz bunu geçmişte görmüştük; yani Kürt partilerinin nasıl Kandil tarafından bir şekilde esir alındığını. Keza aynı durum Rojava’da da yaşandı. Önümüzdeki günlerde bu olaylardan sonra eminim ki ciddi bir kırılma yaşanacak. Daha çok Barzani orada parlatılacak, daha çok ENKS yani KDP’nin desteklediği siyasi yapılar orada biraz öne çıkabilir. Yine de dediğim gibi oradaki Rojava hem tarihsel hem ideolojik hem jeopolitik olarak Barzani ve Öcalan için çok ayrı çizgilerdedir. Fakat orada o çizgilerde bir kayma yaşanacak yani.

Ruşen Çakır: Peki şunu sorayım. Şimdi anlaşmaya varıldı. Anlaşmaya varıldığı zaman baktığımda çok da kötü değil Kürtler için sanki şu andaki mutabakat. Hatta Cengiz Çandar sıcağı sıcağına diyor ki: “10 Mart mutabakatına daha yakın, Ankara’nın çok tercih edeceği bir şey değil.” diyor. Yani sonuçta bu şey demek, her an bir yeni arıza çıkabilir demek ama sonuçta askeri entegrasyon SDG’nin istediği gibi olacak; adı konmamış bir özerklik gibi bir yapı olacak. Anlaşmayı siz de biliyorsunuz, okudunuz şeyleri. Bu sonuçta ilk günlerde Kürt sokağının yaşadığı o kırılmadaki beklentisinin, yani kötü beklentinin daha doğrusu gerçekleşmediği anlamına geliyor. Eğer bu anlaşma böyle geçerse belli bir tekrar kendine güven gelir mi? Ne dersin?

Rasan Remzi: Şimdi, oradaki Kürt sokağındaki güvende hem Batı’ya karşı hem Türkiye’ye karşı hem oradaki siyasi aktörlere karşı bir şekilde bir kırılma var. Özellikle Türkiye’de bunun yansımasını belki önümüzdeki dönemde çok göreceğiz. Özellikle şu an barış sürecinin Türkiye’de olduğunu konuştuğumuzda ve Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı konuşmalar da oldu. Yani barış sürecinin başladıktan sonra yaptığı Kürt-Türk kardeşliğinden ziyade bir ümmet kardeşliğinden bahsediyordu ama şu an bir ümmet kardeşliği çatısı altında ciddi durumlar yaşanıyor Rojava’da. Yani oradaki Kürtler dediğiniz gibi Türkiye’deki Kürtlerin kardeşleri değil mi ya da buradaki Kürtlerin kardeşleri değil mi? Oradaki insanlar kendi kaderine terk edilmiş bir şekilde. Fakat varılan anlaşma en azından şu an Kobani ve Kamışlı’ya yapılan o abluka yani aç bırakma, susuz bırakma gibi durumu bir şekilde kırabilir. Aynı zamanda bu sahadaki o milislerin, Arap aşiretlerine bağlı, farklı komutanlara bağlı, belki çoğu Şam’ın isteği çerçevesinde bile davranmıyor; yani oradaki saha komutanının inisiyatifine bağlı birtakım davranışlar sergilediğini biliyoruz. Bunlar duracak. Yani bu önemli bir şeydir. Bir kazanım var mıdır? Ben anlaşmada değişik konular görmüyorum açıkçası. Bir 10 Mart mutabakatı, bir de Aralık ayının başından birkaç nokta SDG’ye verilmişti, yani bunlarla yapılabilecek. Bunların bir de 18 Ocak mutabakatının yani bir toplu halini tekrar tanıtılmış maddeler içeriyor. Fakat son dönemlerde, son bir haftadır Suriye tarafından atılan adımlar ciddi önem taşıyor. Özellikle bu İçişleri Bakanlığı’ndan kimlik verme, özellikle Haseke’deki Kürtler için kimlik verme çalışması; Şara’nın Kürt dilini resmî dil olarak tanıması. Bunlar tabii ki biraz ortamı yumuşatabilir ama uzun vadede, yani orada artık bir intikam zihniyeti oluşmuş insanların kafasında. Hem Suriye tarafında hem Arap aşiretleri tarafında hem bugün Kürtler tarafında bir intikam zihniyeti oluşturulmuş. Umarım bu önümüzdeki dönemde ciddi kırılmalara yol açmayacaktır. Bu yapılan anlaşma artık oradaki insanlara rahat bir nefes aldıracaktır.

Ruşen Çakır: Peki, şunu sormak istiyorum. Bugün yine Roj’la yaptığımız yayında bunu tartışmaya çalıştık. Şöyle bir olay var: Öcalan’ın dile getirdiği bir “demokratik entegrasyon”. Biliyorsun, 27 Şubat bildirgesi bayağı önemli tarihi bir olaydı Türkiye için ama genel olarak Kürtler için bir perspektif çiziyordu. Orada ayrı devlet ya da kültüralist yapılanmalar yerine var olan ulus devletlere entegre olan, tabii demokrasi temelinde entegre olan Kürtler önermesi vardı ve bir kardeşliğin tesisi vardı. Şimdi Suriye’de yaşanandan sonra o hep bahsettiğimiz husus olan kırılmada en çok o kardeşlik konusunda Kürtler çok derin şüphelere düştüler, özellikle Türkiye’deki Kürtler benim gördüğüm kadarıyla. Şimdi bu da bir tür Kürt milliyetçiliğinin tekrar güçlendiği önermesine yol açıyor. Ama orada da şöyle bir sorun var. Kürt milliyetçiliğini en çok savunan, özellikle Batı’da savunan, Avrupa’da falan, bunlar daha çok bölgesel okuyup oradaki birtakım bölgesel ve küresel güçlerin Kürtlerin önünü açacağı önermesiyle hareket ediyorlardı; başta İsrail ve ABD’nin. Öyle değil mi? Yani yakın zamana kadar, Suriye olayına kadar. Ama Suriye olayında da gördük ki ABD’nin doğrudan, İsrail’in dolaylı bir şekilde göz yummasıyla gerçekleşti bu. Yani anlatabiliyor muyum? Burada bir paradoks var sanki. Yani bir taraftan milliyetçilik güçleniyor ama diğer taraftan milliyetçi hedefe varmanın temel şartlarından olduğu düşünülen dış destekte çok ciddi bir arıza var.

Rasan Remzi: Şimdi Kürtler Suriye konusunda daha önceden hiç ders almamış gibi tarih tekrar tekerrür oldu yani Rojava’da. Tarih ne zaman tekerrür edecek? Ders almadığımız zamanlar tekerrür edecek. Yani bu Rojava’daki durum mesela sahadaki daha çok taktiksel iş birliğini yaparken ABD ya da Batı’daki ülkeler, Kürtler bunu hep stratejik bir iş birliği, stratejik bir destek olarak anlattılar kendilerine ya da böyle bir şekilde kendilerini kandırdılar. Yani o yüzden bugün Rojava’daki olaylardan sonra herkes şey diyor yani: “İşte ABD yine Kürtleri sattı.” ya da “İsrail Kürtleri sattı.” falan. Fakat işte biliyorsunuz, tarihten örnek verecek olursak Mahabad Cumhuriyeti’nden başlayın Cezayir Anlaşması’na kadar, 91 Irak’ından sonraki işte yeni Irak, hatta 2017’deki referandumdan da yani orada bir dış destek gelmediğinde hep şöyle yola çıkıyorlar: “Artık arkamızda ABD var, şunu yapabiliriz ya da şunu bölgedeki aktörlere dayandırabiliriz.” Fakat bu hep onları yanlış bir karara, yanlış bir sonuca götürmüştür. Ve bu yaşanan kırılmada artık Kürtler, hem milliyetçi taraf hem diğer taraf artık bu bölgesel ve dış aktörler arasındaki dengelerle nasıl oynayacak? Tabii ki tekrar bir gözden geçirmeleri gerekiyor. Tekrar bir strateji yapmaları gerekiyor. Fakat tabii ki bu yaşanan olaylar daha çok böyle milliyetçilik duygusunu Kürtlerde kabartmış durumda. Fakat milliyetçilik duygusu Orta Doğu’da çok işe yaramayacak. Birçok noktada seni belki karşı taraftan koruyabilir fakat sonuçta reelpolitik ve sahadaki gerçekler artık Orta Doğu’da kararını verecek ve şu an bildiğimiz gibi Orta Doğu’da ABD geri çekilmek için hazırlık yapıyor ve daha çok Trump’ın yeni yönetimi bölgesel konuları daha çok bölgesel aktörlerle çözmek istiyorlar. Dolayısıyla milliyetçilik duygusu ne kadar kabarmış olsa da buradan pek bir sonuç getirmeyecek Kürtler için. Yeni bir strateji lazım. Hem Rojava’da hem Irak’taki Kürtler için hem Türkiye’deki Kürtler için var olan milletler tekrar, buna “halkların kardeşliği” demeyelim de çünkü şu an Kürt sokağı bu söylemden çok kızgın, halkların kardeşliğinden; fakat yeni bir strateji lazım yani Kürtler için. Bölgedeki şartlar değişmiş. Yani bölgedeki aktörler artık değişmiş, daha güçlü. O yüzden yeni bir paradigmaya ihtiyaçları vardır.

Ruşen Çakır: Peki, son olarak şunu sormak istiyorum. Şimdi Türkiye’de, Suriye’de yaşananlardan sonra biliyorsun bayağı bir zafer çığlıkları atanlar oldu ve onların içerisinde az da olsa gözünü sizin oraya dikenler oldu. Yani Suriye’de iptal edilen Kürt özerkliği, önü kesilen Kürt özerkliğinin ardından Irak’ın da tekrar üniter yapıya kavuşturulması. Çünkü Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi Amerika Birleşik Devletleri’nin girişimiyle oldu; öyle diyelim. Şimdiki ABD yönetiminin bu tutumuna bakıp “Sırada Irak olsun.” diyenler var. Bir de sizin orada yaşanan bir bağımsızlık referandumu hayal kırıklığı var; hani kimse tarafından tanınmamak. Irak’ta artık böyle bir geri dönüş imkanı… Ben şahsen olacağını düşünmüyorum ama bir de Irak’ta yaşanan şimdi başbakanlık krizi, ‘‘Maliki olsun, olmasın’’ söylemleri… Irak karışacağa benziyor yeniden sanki. Bu anlamda Irak’ta Kürtler kendilerini tedirgin hissediyorlar mı?

Rasan Remzi: Açıkçası böyle bir tedirginlik var. Yani biz geçtiğimiz haftada birkaç tarafla görüştük: “Ne bekliyorsunuz? Suriye’den sonra Irak’ta herhangi bir şey olabilir mi?” Fakat Irak’taki Kürtlerin durumu farklıdır. Uzun zamandır daha çok resmî yapıya sahip bir Kürt yapısı var burada. Yani Irak tarafından da bunun kayda değer ilişkileri vardır Erbil ile. Irak’taki durum ne kadar karışık olsa bile sonuçta Erbil ve Kürdistan Bölgesi Irak’a göre daha çok güvenilir. Birçok konuda hem bölgesel aktörler için hem Batı için daha çok güvenilir bir partnerdir diyebilirim. Suriye’deki yapı biliyorsunuz, bu meydanda olup bitenler Şam isteğiyle olabiliyor ama işin arkasında da bir de Türkiye de vardı. Yani Türkiye uzun zamandır oradaki yapıyı bir PKK uzantısı olarak görebiliyor. Fakat Irak’taki Kürt yapısı uzun zamandır Ankara ile iyi ilişkileri olan bir yapıdır. Tahran’la iyi ilişkileri olan, Irak’la iyi ilişkileri ya da Körfez ülkeleriyle, Batı ülkeleriyle iyi bir şekilde dengeyi korumaya çalışıyordur. Fakat Suriye’deki durumu biliyorsunuz, Ankara için desteklenmeyen, yani kabul edilmeyen bir yapıydı. Aynı zamanda Batı ve NATO ve Amerika oradaki yapı için Ankara’yı karşısına almak istemiyordu. Çünkü artık Türkiye istesek de istemesek de bölgenin güçlü bir aktörüdür ve bölgede birçok konu Türkiye’siz bir sonuç bulamazdı. O yüzden ben buradaki, yani Irak’taki yapının öyle bir tehlikenin önünde olduğunu düşünmüyorum. Buradaki beklenen tehlike şudur: Tekrar IŞİD’in sahaya çıkmasıdır. Ben bugün bir komisyonla konuşuyordum. Dün bir IŞİD hareketi vardı. Yani bunlar geliyorlar gruplar halinde ve ellerinde ileri düzeyde teknolojili silahlar var. Yani böyle termal kameralar, hedefini 600 metre ilerisinden görebilen ve bir darbe vurabilen bir yapı var şu anda. Suriye’den kaçan IŞİD’lilerin tekrar Irak’a gelmesi ve burada tekrar bir kargaşanın çıkması gibi bir tedirginlik var. Yoksa Kürdistan yapısıyla ilgili herhangi bir tedirginlik yok; çünkü buradaki durum bayağı farklı. Yani hem bölgesel aktörlerle hem Batı ile ilişkiler tamamen farklı bir düzeyde.

Ruşen Çakır: Peki bunu son olarak sormadan edemeyeceğim. Medyascope‘a da yazmıştın aylar önce: Irak’daki Kürtler kendi aralarında nasıl birleşecekler, tüm dünya Kürtlerini birleştirmeden önce? Hâlâ sürüyor değil mi kavga?

Rasan Remzi: Tabii hâlâ sürüyor. Yani şu anda Irak’ta tabii ki bir Rojava gündemi var. Fakat bir de “Cumhurbaşkanı adayı kim olacak?” şeklinde KDP-KYB arasında ciddi bir sorun vardır. Geçen hafta yapılacak olan o parlamento oturumu KDP ve KYB arasındaki bu çelişkili durumdan dolayı ertelendi. Yani hâlâ biz bir aday seçememişken ya da burada birlik olamamışken bir de Rojava geldi işin üzerine. Bir de Türkiye’deki barış süreci de var, oraya da destek vermesi lazım buranın. Fakat buradaki kargaşa hep vardı. Yani Irak’ta her seçimden sonra yaklaşık bir sene sürer bir hükümet, yeni bir hükümet kurma. Fakat hiçbir zaman adaylar arasında bu kadar çelişki, gerginlik yaşanmamıştır. Eskiden bu kesinleşmiş bir şeydi; Cumhurbaşkanlığı koltuğuna KYB’li biri oturacaktı. Şimdi KDP de bir aday çıkartmış. Öteki yandan Irak’taki Şii Koordinasyon Çerçevesi ile onlar da bir aday çıkarttılar. Bu, arkasından Amerika’nın tehditlerini getirdi. Şu an Irak’ta bir tek belki Sünniler biraz birliğin içindeler. Şiiler içinde de ciddi kırılmalar var, Kürtler içinde de öyle. Fakat bu Irak’ta olan bir şeydir ve ben bu durumun birkaç ay daha süreceğini tahmin edebiliyorum.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Rasan. Çok ufuk açıcı oldu söylediklerin. Eksik olma. Özellikle Suriye’de yaşananların Irak Kürdistan Bölgesi’nde nasıl izlendiği ve Kürtler arası siyasi dengelerin nasıl değişmekte olduğunu tartıştık. Verdiğin bilgiler, yaptığın analizler için çok sağ ol.

Rasan Remzi: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Iraklı Kürt araştırmacı Rasan Remzi ile konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.