Gazeteci Ruşen Çakır, 10 aydır iddianamesi hazırlanmayan “kent uzlaşısı” sürecini “Kent uzlaşısı” zulmü olarak ifade ederken, tutuklulukların hukuki değil siyasi saiklerle sürdürüldüğünü söyledi. Delil karartma riski bulunmayan isimlerin cezaevinde tutulmasını “cezalandırma ve gözdağı” olarak nitelendiren Çakır, süreci “olağan dışı ve çifte standartlı” diye eleştirdi.
Gazeteci Ruşen Çakır, kamuoyunda “kent uzlaşısı” olarak bilinen soruşturmada aradan 10 ay geçmesine rağmen iddianame hazırlanmamasını “hukuki değil siyasi bir süreç” olarak nitelendirdi. Çakır, delil karartma riski bulunmayan isimlerin tutuklu tutulmasını “cezalandırma ve gözdağı” olarak değerlendirdi.
“Kent uzlaşısı” soruşturması kapsamında yürütülen tutuklamalar ve iddianamesiz süreç tartışma konusu olmaya devam ediyor. Gazeteci Ruşen Çakır, yaptığı değerlendirmede, İstanbul’daki diğer belediye dosyalarında iddianameler hazırlanıp davalar başlarken bu dosyada 10 aydır herhangi bir iddianamenin ortaya konulmamasını “olağan dışı” olarak tanımladı.
Son tahliye başvurularının da “sanıklar lehine olumlu gelişme olmadığı” gerekçesiyle reddedildiğini aktaran Çakır, soruşturmanın hukuki dayanaklarından çok siyasi saiklerle ilerlediğini savundu.

Tutuklu ve ev hapsindeki isimler
Soruşturma kapsamında
- Şişli Belediyesi Başkanı Resul Emrah Şahan,
- Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir,
- Reform Enstitüsü Başkanı Mehmet Ali Çalışkan
tutuklu bulunuyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ise sağlık sorunları nedeniyle 9 Nisan’dan bu yana ev hapsinde. Dosyada üç kişinin daha tutuklu olduğu, belediye çalışanı ve CHP’de aktif görev alan Esra Huri Bulduk’un da ayrı bir soruşturma kapsamında cezaevinde bulunduğu belirtiliyor.
“Çifte standart” eleştirisi
Çakır, daha önce benzer suçlamalarla gündeme gelen Ekrem İmamoğlu hakkında “kent uzlaşısı” iddiasının düşürüldüğünü, ancak dosyadaki diğer isimlerin hâlâ tutuklu olduğunu hatırlatarak bunun bir çifte standart yarattığını söyledi.
İktidarın bu soruşturma üzerinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atamayı hedeflediğini, ancak bundan vazgeçildiğini öne süren Çakır, Şişli’de ise belediye başkanı yerine kaymakamın görevlendirilmesine dikkat çekti.
Geçmişte yürütülen “çözüm süreci” ve farklı siyasi temaslar hatırlatıldığında, CHP ile DEM Parti arasındaki seçim iş birliğinin suçlama konusu yapılmasının “samimiyetsiz ve akıl dışı” olduğunu dile getirdi.
“Tutukluluk bir cezaya dönüştü”
Çakır, özellikle Mehmet Ali Çalışkan gibi isimlerin seçim kampanyalarında aktif rol oynadığına işaret ederek, tutuklamaların delil toplama amacıyla değil “siyasi bir cezalandırma ve intikam” aracına dönüştüğünü savundu.
“İddianame yok, somut delil yok, ama insanlar aylarca içeride tutuluyor. Bunun hukuki bir izahı olamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. 19 Mart sürecinin ilginç davalarından birisi de Kent Uzlaşısı soruşturması. Dava diyorum, ortada dava yok. 10 ay oldu, hâlâ bir iddianame yok. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iddianamesi hazırlandı, 400 küsur sanıklı. Aziz İhsan Aktaş davasının iddianamesi hazırlandı, yargılamalar başladı. Ama dört kişinin söz konusu olduğu Kent Uzlaşısı soruşturmasının hâlâ bir iddianamesi yok. Ve en son 9. Sulh Ceza Hakimliği’ne yapılan tahliye başvurularına ‘‘tahliyelerini gerektirecek olumlu bir gelişme sanıklar lehine olmadığı için,’’ diyerek reddedildi. Kim bunlar: Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, onun yardımcısı Ebru Özdemir, Reform Enstitüsü Başkanı Mehmet Ali Çalışkan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat. Mahir Bey’in durumunu biliyorsunuz. Sağlık sorunları nedeniyle ev hapsine dönüştürüldü. O, 9 Nisan’dan itibaren ev hapsi kararıyla tutuklu değil. Ama diğer üç kişi tutuklu. Resul Emrah Şahan’a ayrıca kent uzlaşısı dışında bir dava daha açıldı. Onu da belirtmekte yarar var.
Kent uzlaşısı nedir? Yerel seçim öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi ile DEM Parti arasında bazı belediyelerle ilgili yapılmış olan bir anlaşma. Bu ne oluyor? Mesela bir ilçede DEM Parti aday göstermiyor, CHP adayına destek veriyor. Bunun karşılığında Belediye Meclisi’ne DEM Parti’den birtakım isimler giriyor. Bazen belediye başkan yardımcılığına DEM Parti’den isimler geliyor. Bir tür seçim ittifakı idi. Ve bunu terör kapsamına aldı yargımız ve siyasi iktidar tabii ki. O 19 Mart’ın arasında büyük bir gürültü oldu ve orada çok ilginç bir olay var biliyorsunuz; Ekrem İmamoğlu da buna dahil edildi ve ilk başta ‘‘Ekrem İmamoğlu kent uzlaşısından tutuklandı’’ dendi ama sonra tutukluluğu tahliyeye çevrildi. Diğer suçlamalardan tutuklandı. Eğer Ekrem İmamoğlu kent uzlaşısından tutuklanmış olsaydı, tıpkı Resul Emrah Şahan’ın olayında olduğu gibi, Şişli Belediyesi’ne kaymakamı kayyum olarak atadılar biliyorsunuz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne de kayyum atanacaktı. Ve iddia o ki, kesinleşmiş gibi, siyasi iktidar kent uzlaşısı üzerinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atamayı hesapladı 19 Mart’ta, ama ne olduysa oldu birileri, iktidarın en tepesini bunun yanlış olduğuna ikna etti ve bundan vazgeçildi.
Kent uzlaşısı; DEM Parti-CHP ittifakı. Evet, bir tarihten itibaren, diyelim ki 19 Mart’ta bu böyle oldu. Ama 19 Mart olurken biliyoruz ki Türkiye bir başka şeye girmişti; çözüm sürecine girmişti. Çözüm süreci, terörsüz Türkiye. Devlet Bahçeli, Öcalan’ı Meclis’e davet ediyor. Böyle bir ortamda siz CHP’nin DEM Parti ile iş birliğini suç olarak gösteriyorsunuz. Akıl alır gibi değildi, ama bu devam etti. Ama belli bir aşamadan sonra artık herhalde bu iş kapanır dedik. Ben mesela bunlardan Mehmet Ali Çalışkan’ı 3-4 ay önce cezaevinde ziyaret etme imkanı buldum. Mehmet Ali benim arkadaşımdır. Çok değer verdiğim birisidir. Çok parlak bir isimdir. 31 Mart yerel seçim zaferinde CHP’nin bu zaferini hazırlayan kurmaylarından birisidir. Ve galiba sırf bu nedenle de aylardır içeride tutuluyor. Mehmet Ali ile cezaevinde yaptığımız o sohbette, kendisi çözüm sürecini çok yakından takip ediyordu, önemsiyordu. Ve doğal olarak da, kendisi böyle söylemedi ama ben kendisine söyledim, eğer süreç gerçekse, sahiciyse Mehmet Ali Çalışkan’ın ve diğerlerinin içeride olması son derece abes; tam tersine bu sürece katkı verecek isimler olması lazım diye düşündük. Ama olmadı. Büyük bir samimiyetsizlik örneği. Nitekim Ahmet Özer’e en son ceza verildi yine örgüt suçlamasıyla. Devlet Bahçeli bunu sert bir şekilde eleştirdi. Ama hiçbir şey değişmedi, o ceza alındı.
Bu kent uzlaşısı meselesi, bu yayını da zaten bunun için yapıyorum, bir tür yani ‘‘Yeter artık! Bunun ne anlamı var? Niye yapıyorsunuz? İnsanlara bu kötülüğü, bu zulmü niye yapıyorsunuz?’’ demek için yapıyorum, çünkü unutuluyor. O kadar çok şey var ki, o kadar çok insan tutuklandı ki, o kadar çok yargı var ki… Şu anda mesela Aziz İhsan Aktaş davasına yoğunlaşmış durumda herkes. Tahliyeler olacak, olmayacak, şu bu diye bekleniyor. 9 Mart’ta büyük dava başlayacak. Ben de sanığım, biliyorsunuz. Ve bu arada birisi ev hapsinde, 4 kişi cezaevinde. Niye tutuklanıyorlar? Hangi delili yok edecekler? Ortada delil diye ne var? Ortada suç nedir? Yani iki partinin ittifak yapmasında suç olan nedir? Böyle bir, nasıl söyleyeyim? Neyse… Bu yaklaşımla Türkiye’de Kürt sorunu falan çözülmez diyorum, çok da fazla uzatmak istemiyorum. Buradan Mehmet Ali’ye, Resul Emrah Şahan’a ve Ebru Özdemir’e selamlarımı iletmek istiyorum.
Bir de acı bir not. Mehmet Ali’nin durumunu hep yakınından Esra Huri Bulduk’la konuşurduk. Kendisi Mehmet Ali’nin arkadaşı. O da belediyede çalışan bir isim. CHP’de çok aktif görevi olan bir isim. Adalar’da aday adayıydı. Ve bir baktık Esra’yı da 27 Ekim’de tutukladılar, yine Büyükşehir Belediyesi soruşturması kapsamında. Tutukla, tutukla, ondan sonra ne oluyor? Bir bakıyorsunuz, hiç kimsenin üzerine atılı şeylerin hiçbirisinin karşılığı olmuyor. Ya da bazı durumlarda, şimdi Aziz İhsan Aktaş olayında olduğu gibi, suçlama kesinleşse bile çoktan onu yatmış olan insanlar cezaevinde tutuluyor. Tabii ki herkes yargılanır, tabii ki herkes kamu adına yargılanabilir; ama tutuklamayı bu tür bir cezalandırma olarak görmek, bir intikam aracı olarak görmek bizim Türkiye’ye özgü, başka ülkelerde de illaki vardır ama Türkiye’nin alametifarikası oldu diyelim, noktayı koyalım.
Bugünün ithafı… Unutulduğunu sanmıyorum ama değeri tam olarak bilinmemiş bir şair: Hasan Hüseyin. Biz onu Hasan Hüseyin diye bildik, Korkmazgil diye de bir soyadı var ama hep Hasan Hüseyin diye bildik. Ve şiirlerini 70’li yıllarda çok okudum. Çok gürül gürül şiirler yazan birisiydi. Galiba bütün kitaplarını hatmetmiştik, özellikle cezaevinde. Cezaevinde biz o solcu militanlar için, nasıl söyleyeyim, tam arayıp da bulamadığımız şiirlerdi. Şimdi baktım ki ‘‘Temmuz Bildirisi’’, ‘‘Kelepçemin Karasında Bir Ak Güvercin’’, ‘‘Koçero Vatan Şiiri’’, ‘‘Acılara Tutunmak’’, ‘‘Haziranda Ölmek Zor’’ mesela… Çok güzel adları vardı kitaplarının. Bunların hepsini okur, birbirimize okur, paylaşırdık. Bir de cezaevinden dışarıya, eşe dosta yolladığımız mektuplarda çok sık alıntıladığımız, aktardığımız bir isimdi. Hasan Hüseyin 1984 yılında, maalesef 56 yaşında hayatını kaybetti. Bu ülkeden bir Hasan Hüseyin geçti ve ölümünün ardından onca zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ birileri onu hatırlıyor. Kendisini saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








