Ruşen Çakır yorumladı: Çözüm sürecinde sil baştan

Ruşen Çakır, “Çözüm sürecinde sil baştan” başlıklı yayında, Türkiye’deki “çözüm süreci”nin geleceğini ve özellikle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bu konudaki tekrar eden açıklamaları etrafında dönen güven krizini ele aldı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme dair konuştu. Bahçeli, “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” dedi.

Bahçeli’nin bu açıklamasını değerlendiren Ruşen Çakır, “Bahçeli çok iddialı. Ben de bu yayının başlığına ‘Çözüm sürecinde sil baştan’ dedim. Bahçeli’nin bu sözlerini ilk defa duymuyoruz. Bahçeli, kurucu önder dediği Öcalan’a umut hakkını sürekli gündeme getiriyor. ‘Ahmetler makama’ dedi, kim bunlar? Ahmet Türk ve Ahmet Özer. Bu belediye başkanlıkları ellerinden alınan yerlerine kayyum atanan kişiler” dedi.

“Başladığımız yere tekrar geliyoruz”

Devlet Bahçeli’nin, Ahmet Özer’in ceza almasına sert tepki gösterdiğini vurgulayan Çakır, “Selahattin Demirtaş konusunda da Devlet Bahçeli ilk kez dile getirmiyor. Hatta ilk dile getirdiği zaman ‘Demirtaş çıktı, çıkacak’ diye bir beklenti içine girdik hep birlikte. Hiçbir şey olmadı. Bayağı bir hayal kırıklığına yol açtı” diye konuştu.

Ruşen Çakır şöyle devam etti:

“Peki bu ne anlama geliyor? Kaldığımız yerden devam ediyoruz demeye getiriyor. Aslında başladığımız yere tekrar geri geliyoruz. Ama ortada çok ciddi bir güven bunalımı var. Kürtler nezdinde, Kürt hareketi nezdinde çok ciddi bir güven bunalımı var ve devletin süreç boyunca hiçbir adım atmaması, sürekli ertelemesi var. Yasal düzenlemeyle ilgili adımlar hâlâ atılmadı. Neler bekleniyordu? Yurtdışındaki, sürgündeki Kürt siyasetçilerin dönmesi bekleniyor. Eyleme katılmadıkları saptanacak olan militanların dönmesi bekleniyor. Bunlar bir türlü gerçekleşmedi. Çok daha kolay olanlar, Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının taliyesi bir dakikalık bir iş. Yani çok açık söyleyelim, Erdoğan’ın tamam demesiyle olacak bir iş. O da olmuyor.”

Ruşen Çakır, Bahçeli’nin söylediklerinin hızlı bir şekilde gerçekleşmemesi durumunda, çözüm sürecinin tamamen anlamsız hale geleceğini ve konuşulmayacağını ifade etti.


Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Suriye ile beraber Türkiye’deki çözüm sürecinin akıbetinin ne olacağını merak etmeye başladık ve bir salı günü yine her zaman olduğu gibi Devlet Bahçeli çıktı, hiçbir şey olmamış gibi yine pozisyon aldı. Tavrını açık ve net bir şekilde dile getirdi. Önce bir dinleyelim, sonra devam edelim.

Devlet Bahçeli: ‘‘Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.’’

Evet, konuşmayı böyle bitirdi. Çok iddialı. Ama ben de bu yayının başlığına “sil baştan” dedim. Bunları ilk defa duymuyoruz. Devlet Bahçeli “Öcalan umuda” dedi. Umut hakkı, Öcalan’ın umut hakkı meselesi çok tepki toplayan bir mesele ama Bahçeli, ‘‘kurucu önder’’ dediği Öcalan’a umut hakkını sürekli gündeme getiriyor.

‘‘Ahmetler makama.’’ Kim bunlar? Ahmet Türk ve Ahmet Özer, belediye başkanlıkları ellerinden alınan, yerlerine kayyum atanan kişiler. Devlet Bahçeli bu sürecin başından beri Ahmet Türk’e, belli bir aşamadan sonra da Ahmet Özer’e – ki Ahmet Özer’in içeri girmesi malum daha geç bir tarihte – hep dile getirdi. Kendileriyle görüştü. En son Ahmet Özer tahliye olduktan sonra tekrar görüştü. Ceza almasının ardından çok sert bir açıklama yaptı. Ve nihayet Selahattin Demirtaş. Selahattin Demirtaş konusunu da Devlet Bahçeli ilk kez dile getirmiyor. Hatta ilk dile getirdiği zaman Demirtaş çıktı çıkacak diye bir beklenti içine girdik hep birlikte. Hiçbir şey olmadı. Bayağı bir hayal kırıklığına yol açtı.

Şimdi bunları tekrar Devlet Bahçeli gündeme getiriyor. Peki bu ne anlama geliyor? ‘‘Kaldığımız yerden devam ediyoruz.’’ demeye getiriyor. Aslında başladığımız yere tekrar geri geliyoruz ama ortada çok ciddi bir güven bunalımı var. Kürtler nezdinde, Kürt hareketi nezdinde çok ciddi bir güven bunalımı var. Ve zaten hiçbir adım atmaması devletin, bu konuda süreç boyunca hiçbir adım atmaması, sürekli ertelemesi; hatırlayın Kasım’da dendi, Aralık’ta dendi, şimdi en erken Mart’ta deniyor yasal düzenlemeler. Neler bekleniyor? Yurt dışındaki sürgündeki Kürt siyasetçilerin dönmesi bekleniyor. İlk aşamada eyleme katılmadıkları saptanacak olan militanların dönmesi bekleniyor. Daha sonra diğerlerinin gelmesi gibi birtakım beklentiler var. Bunlar bir türlü gerçekleşmedi.

Çok daha kolay olanlar; Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının tahliyesi bir dakikalık bir iş. Yani çok açık söyleyelim, Erdoğan’ın tamam demesiyle olacak bir iş. O da olmuyor. Kayyumların iadesi, o da bir İçişleri Bakanlığı genelgesiyle olacak bir iş. O da olmuyor. Yani devletin bir kanadı diyelim, Bahçeli ‘‘bunlar yapılsın’’ derken esas baskın olan kanat bunları gerçekleştirmiyor. Şimdi Bahçeli’nin dün bunları tekrar söylemesi tabii ki ilgi uyandırdı. Hele en sonunda söylediği, yani herkesin ayağa kalkıp alkışlarken söylediği kararlılık gösterisi oluyor ama özellikle Kürtler buna inanmıyor.

Nitekim DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’a sorulduğunda, o da “yapılsın artık görelim” dedi. Artık birtakım şeylerin olması gerekiyor. Ve şu haliyle baktığımızda bir yanda Meclis komisyonunun ortak raporunun hazırlanmasını bekliyoruz. O rapor hazırlanacak. Bundan sonra birtakım düzenlemeler olacak. Şu olacak, bu olacak. Beklemeye devam edeceğiz. Ama Bahçeli’nin burada dile getirdiği iki husus; Öcalan’a umut hakkı olmasa da Demirtaş ve kayyumlar meselesi… Yani diyelim ki şöyle; Bahçeli bu açıklamayı yaptı dün, hemen ardından evet, Selahattin Demirtaş’ın tahliye haberi ya da kayyumların iade haberini duyabilseydik o zaman bir şeyler diyecektik.

Şimdi Bahçeli kimilerine göre öyle deniyor, başından itibaren öyle söyleniyor; Kürtler nezdinde iyi polis: O istiyor ama Erdoğan yapmıyor. Bu artık sürdürülebilir bir şey olmaktan çıktı. İnandırıcılığı kalmadı. Eğer ezkaza diyelim ki çok hızlı bir şekilde Bahçeli’nin dediklerinden biri ya da ikisi gerçekleşirse o zaman biz tekrar “ha gerçekten bir sürecimiz var, bir şeyler olacak galiba” demeye başlayacağız. Ama ortada çok ciddi bir sorun var. Çok sorun var da en ciddisi şu: Olayın toplumsal ayağı çok sorunlu.

Bir taraf, Suriye’de yaşananlardan çok büyük mutluluk duyan bir taraf, artık bir şey yapmaya gerek olmadığını düşünüyor. Yani “Bu süreç müreç bunlar hikaye” diyor. “Gerek yok” diyor. “Ne ihtiyacımız var ki?” diyor. “Suriye’de istediğimizi elde ettik” diyor. Bir diğer taraf, Kürtler diyelim, onlar da o temkinli iyimserlikten çıkalı çok oldu. Moraller bozuk. Güvensizlik hat safhada. Şu haliyle Bahçeli’nin söylediklerinin tabii ki bir anlamı var ama artık bu söyledikleri yine gerçekleşmezse, daha doğrusu hızlı bir şekilde gerçekleşmezse bu sürecin esamesi okunmayacak. Ben bile konuşmaz olacağım. Düşünün artık gerisini diyelim, noktayı koyayım.

Ve bugünün ithafı… Çağdaş dünya edebiyatında en çok okuduğum, en severek okuduğum birkaç isimden birisine ancak sıra geldi. Diğerleri sırayı bekleyecek olanlar; Ian McEwan İngiltere’den, bir diğeri de Japonya’dan Haruki Murakami. Onlara da sıra gelecek ve onlar yaşıyor. Bugün, 2024 yılında hayatını kaybeden Paul Auster’dan bahsetmek istiyorum. Şu çok bildik bir fotoğrafıdır. Çok karizma bir yazar. ‘‘New York’’ yazdı genellikle, ben onun ‘‘New York Üçlemesi’’yle başladım. ‘‘Kilitli Oda’’ bunlardan birisi. ‘‘Cam Kent’’, ‘‘Hayaletler’’, bunlar gerçekten insanı yakalayan; iyi edebiyat, gerçek edebiyat dedirten kitaplar. Çok kitabı çıktı. Neredeyse tüm kitapları bildiğim kadarıyla Türkçeye çevrildi ve bildiğim kadarıyla ben hepsini büyük keyif alarak okudum.

Oğlunu kaybetmiş birisi ve siyasi duruşu olan birisi. Siyasi duruşu solda bir duruş ama çok da böyle bir militanlık gibi değil. Fakat hep solda durmuş, Trump’tan nefret etmiş birisi. O anlamıyla da zaten takdiri hak eden birisi. Ve bence en önemli husus, ki en acı husus, onun Nobel alamamış olması. Hep bekledim. Birçok kişi bekledi. Nobel’i Paul Auster’a vermediler. Ayıp ettiler diyelim. Okumadıysanız muhakkak okuyun. ‘‘New York Üçlemesi’’ ile başlayın. Ne bulursanız Paul Auster’dan okuyun. Evet, kendisini saygıyla ve minnetle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.