Gökhan Bacık Yazdı: AKP İslamcı bir parti mi değil mi?

AKP’nin İslamcı bir parti olup olmadığı tartışması, Erdoğan’ın liderliği, dış politika tercihleri ve kapitalist ekonomi pratiği üzerinden “neo-İslamcılık” kavramıyla yeniden ele alınıyor.

AKP İslamcı bir parti mi değil mi?
AKP İslamcı bir parti mi değil mi?

Türkiye üzerine akademik makaleler yazarken, hakemler ve dergi editörleriyle yaşadığımız sorunlardan biri AKP’nin İslamcı bir parti olup olmadığı meselesidir. Kimi akademisyenler, AKP ile İslamcılık arasında doğrudan bir kimlik bağı kurulmasına giderek daha fazla şüpheyle yaklaşmaktadır.

Türkiye’de de AKP’nin İslamcı bir parti olmadığını öteden beri söyleyen ve yazanlar vardır. Bu sorunsala kolay bir cevap bulmak mümkün değildir. Ancak bazı konuları tartışarak sınırlı da olsa ilerleme kaydedilebilir.

İslam’ı referans almak

Tartışmanın önemli bir noktası, AKP’nin İslam’ı birincil referans alıp almadığıdır. Yazılı olarak AKP’nin böyle bir açıklaması yok. Öte yandan, AKP adına göreve gelenler, Anayasa’da belirtildiği şekliyle bir düzene göre davranacaklarına namusları üzerine söz vermektedir.

Ancak son dönemde, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere AKP’yi temsil eden önemli kişilerin İslam ile kurdukları yakın kimlik ilişkisini açıkça ilan ettiklerini de görüyoruz. Örneğin Erdoğan bir konuşmasında şöyle demiştir: “Hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz.” Ne var ki bu tür açıklamalar, pek çok kişinin bildiği üzere, İslam üzerine yapılan konuşmalarda alışılmış kalıplar olarak da görülebilir.

Hukuksal alanda şeriatı açıkça referans alan bir değişiklik söz konusu değildir. Ancak RTÜK örneğinde olduğu gibi, AKP’li bazı bürokratlar İslami bazı normları “aileyi korumak” gibi gerekçelerle dayatabilmektedir. Burada anlaşılan, AKP’nin İslamileşmesinin temel görünümünün kadın bedeni üzerinden yürütülen bir mücadelede ortaya çıktığıdır.

Aslında din ile AKP arasındaki ilişki bu açıdan negatiftir. AKP, dinsel kuralları sisteme doğrudan sokmamakta, daha ziyade dinsel sembollerin kamusal alanda serbestleşmesini sağlamaktadır. Başı örtülü bir polis ya da asker görmek bunun en tipik örneklerindendir. Bu tür gelişmeleri ise salt İslamileşme olarak yorumlamak kolay değildir.

Erdoğan’ın kişiliği

AKP İslamcı bir parti mi değil mi?
AKP İslamcı bir parti mi değil mi?

Burada kritik bir nokta Erdoğan’ın kişiliğidir. Erdoğan, ideolojik düşünce biçimlerine ve kalıplarına itibar eden biri değil. Tabiri caizse “düz bir adam”dır ve bu belki de onun en büyük siyasi gücüdür. Bu yönüyle Erdoğan, insana İbn Haldun’un “çok okumuş adamlar ve filozoflar siyasetçi olmamalıdır; başarılı olamazlar” uyarısını hatırlatmaktadır. Erdoğan, İbn Haldun’un “aradığı” tipte bir siyasetçidir.

Dolayısıyla Erdoğan, siyasi dönüşümü ideolojik tartışmalarla, dergilerde ya da entelektüel düzeyde kurgulayan biri değildir. İslamcılık ile siyaset arasında başka örneklerde kurulan ilişki, bu nedenle Erdoğan örneğinde geçerli değildir. Erdoğan’ı, İslamcılık da dahil olmak üzere herhangi bir ideolojinin paradigmatik kalıplarıyla düşünen ve hareket eden bir aktör olarak yorumlamak pek mümkün görünmemekte.

Yukarıda İbn Haldun ile başlattığım tartışmayı biraz açmak isterim. İngiliz filozof Michael Oakeshott, 1962 yılında Siyasette Rasyonalizm başlığıyla önemli bir kitap yayımlamıştır. Oakeshott bu çalışmada teknik bilgi ile pratik bilgi arasında bir ayrım yapar. Buna göre teknik bilgi, tutarlı argümanlara dayanan, kuralları olan bir bilgi türünü ifade eder. Buna karşılık pratik bilgi, bir tür çıraklıkla, yani tecrübe yoluyla öğrenilen ve belirgin bir teorik çerçevesi olmayan bilgidir. Örneğin bir kişi teorik fizik bilmeden bisiklet kullanmayı öğrenebilir; bu pratik bilgidir. “Bisiklet nasıl kullanılır?” başlıklı bir el kitabı ise teknik bilgiye örnektir.

Bu ayrımı Erdoğan’a uygularsak, onu pratik siyaset bilgisinin temsilcisi olarak görmek gerekir. Erdoğan açısından Seyyid Kutup’un tefsirinin herhangi bir cildindeki usul tartışmasının belirleyici bir öneme sahip olduğunu sanmıyorum.

Dış politika

İdeolojik motifler olarak İsrail karşıtlığı ve Batı karşıtlığı içeride ölçüsüz biçimde pompalanmakla birlikte, AKP’nin dış politikada standart bir İslamcı çizgi izlediğini söylemek pek mümkün değildir. Bunun en yakın tarihli örneklerinden biri, Sisi ile ilişkilerin düzelmesi sonucunda AKP’nin küresel İslamcılığın birincil temsilcisi olan Müslüman Kardeşler ile arasına mesafe koymasıdır.

Daha “dramatik” bir örnek vermek gerekirse: Türkiye’de içeride yoğun bir darbe karşıtlığı propagandası yürütülmesine rağmen, bir darbe rejimi tarafından yönetilen Burkina Faso’ya, bu ülkenin El Kaide ile daha etkili mücadele edebilmesi gerekçesiyle insansız hava aracı satılmıştır. Türkiye’nin bir darbe rejimine silah satmasını şimdiye kadar içeride eleştirenlerin çıktığını sanmıyorum.

Öte yandan din, AKP’nin dış politika söyleminde önemli bir yer tutmaktadır. Ne var ki bu söylem, daha çok hem iç hem de dış kitlelere yönelik bir araç olarak işlev görmektedir. Ancak burada sorumluluk yalnızca AKP’ye ait değildir. İslam dünyasının bu tür söylemlere muhtemelen bir yüzyıl daha prim vereceği söylenebilir. Böyle bir potansiyel varken, AKP’nin bunu kullanmaması siyasetin doğasına aykırı olurdu.

Dolayısıyla AKP’nin net bir İslamcı dış politikasını tanımlamak kolay değildir. AKP, kendisinden önceki hükümetler gibi gerçekçilik ile pragmatizmi uzlaştırmaya çalışmaktadır. Ancak burada AKP’nin önemli bir avantajı vardır: Erdoğan, ilk kez iç ve dış politika arasında toplumsal tutarlılık talebini fiilen iptal etmiştir. Başka bir ifadeyle, Erdoğan’ın dış politikadaki radikal manevraları Türk toplumunda ciddi bir sorun olarak algılanmamaktadır.

Bu koşullar altında AKP, istediği zaman dış politikayı —Arap Baharı sürecinde olduğu gibi— İslamileştirebilmektedir. Ancak daha sonra bu İslamileşme ile ortaya konulan idealist ve ilkesel söylemler hızla terk edilebilmektedir. Daha açık ifade etmek gerekirse, AKP ile birlikte dış politikada yoğun bir İslam vurgusu ortaya çıkmıştır; ancak bu vurgunun tam olarak ne işe yaradığı kolayca anlaşılmamaktadır.

Ekonomi-politik

AKP İslamcı bir parti mi değil mi?
AKP İslamcı bir parti mi değil mi?

AKP, İslami bazı ekonomik pratikleri daha da kolaylaştırmıştır. Örneğin devlet bankaları da katılım hesabı açmaya başlamıştır. Ancak bilindiği üzere katılım bankacılığı Türkiye’de zaten 1980’lerden beri mevcuttur. AKP’nin çeşitli İslami ekonomik pratiklere daha fazla destek vermesi dışında, neredeyse çeyrek yüzyıla yaklaşan bu parti iktidarı döneminde ana ekonomik sistem değişmemiştir. Türkiye, AKP döneminde de kapitalist ekonomi içinde kalmıştır. İslami unsurlar, bu ana akım kapitalist yapı içerisinde genel uyumu bozmadan yer bulmaktadır.

Burada AKP’nin işi de kolay değildir. Sosyal yardımlaşma gibi bazı alanlar dışında, İslami ekonomik paradigma serbest ticaret ve özel mülkiyet merkezlidir. İslami ekonomik yaklaşımlar sola doğru ittirilebilir; ancak özel mülkiyet, miras, ticaret ve kar gibi temel konularda radikal adımlar atmak şer’an pek mümkün görünmemektedir. Sosyal demokrat bir İslam mümkün olabilir; fakat sosyalist bir İslam ya bir oksimorondur ya da bunun için devrimsel içtihatlara ihtiyaç vardır. İslam elbette kapitalist bir din değildir; ancak kapitalci bir dindir. Müslümanlar, üzerinden bir yıl geçmiş sermaye (yani kapital) üzerinden zekat verirler.

Türkiye son yirmi yılda yaklaşık 563 milyar dolar faiz ödemiştir. Türkiye’de bu duruma yönelik güçlü bir ideolojik ya da İslamcı itiraz söz konusu değildir. AKP dönemi, özellikle 1980 sonrası süreç dikkate alındığında, bu bağlamda yeni bir dönem olarak bile görülemez. Genel olarak AKP, Turgut Özal ile başlayan; piyasa, finans kapital ve dış sermaye ilişkileriyle tanımlanan neoliberal paradigmanın devamıdır. Güneş Taner ile Mehmet Şimşek arasında teorik bir fark yoktur.

Neo-İslamcılık?

AKP İslamcı bir parti mi değil mi?

Bütün bu tartışmalar, AKP’nin kimliği ile İslamcılık arasında doğrudan bir ilişki kurmanın o kadar da kolay olmadığını göstermektedir. AKP ile din arasında bir ilişki vardır; ancak bu ilişkinin politik bir kuramsallaştırmasını yapmak basit değildir. Bir yandan AKP’nin dinle belirgin bir ilişkisinin olması, öte yandan tipik İslamcı tutumlar içinde yer almaması, İslamcılık üzerine yeni bir kavramsal öneriyi zorunlu kılıyor olabilir. Bu noktada “neo-İslamcılık” kavramı işlevsel görünebilir.

Burada “neo-İslamcılık diye bir kavram vardır ve bu AKP’ye uymaktadır” demiyorum. Aksine, “AKP kendi pratiği içinde yeni bir model üretmektedir ve buna neo-İslamcılık denmesi gerekmektedir” diyorum. Peki, AKP örneğinde karşımıza çıkan bu neo-İslamcılık nedir?

Birincisi, neo-İslamcı yapı bir lider partisidir. Lider, partinin merkezidir. Partiyi denetleyecek bağımsız bir ideolojik ya da paradigmatik çerçeve bulunmamaktadır.

İkincisi, neo-İslamcılıkta parti ile din arasındaki ilişki, politika üretmekten ziyade halkla iletişim kurmak amacıyla kurgulanır. Önemli olan, AKP–ABD ilişkilerinde İslamcı bir bakışın nasıl etkili olduğu değil; bu ilişkinin halka anlatılırken İslam’ın nasıl kullanıldığıdır. Kısaca ifade etmek gerekirse, neo-İslamcı dış politikada din bir söylem analizi konusudur.

Üçüncüsü, neo-İslamcılık kapitalci bir ekonomi politiğe sahiptir. Bunun doğal sonucu olarak AKP, neoliberalizmle düşünsel ya da paradigmatik bir hesaplaşma içinde değildir.

Dördüncüsü, neo-İslamcılık toplumu ve siyaseti dinselleştirmekten vaz geçmek değildir. Ancak bunu kendi düşüncesine ve siyasetine uygun bir taban inşa ederek yapmak ister. Neo-İslamcılık bir nevi kendi büyük gettosunu kurmak ister.

Son olarak geriye kritik bir soru kalmaktadır: Neo-İslamcılık kalıcı bir kimlik midir, yoksa klasik İslamcılıktan kopuşun, yani post-İslamcı dönemin ürettiği geçici bir aşama mıdır? Bu sorunun cevabını önümüzdeki on yıl içinde daha net biçimde alacağız.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.