Bahçeli’nin “Demirtaş yuvasına” çıkışı ve AİHM kararı sonrası, iktidar içindeki dengeler ve Kürt siyasetindeki hesaplar yeniden tartışılıyor.

Ağustos ayından beri kendi YouTube kanalımda “Biz Burada Ne Yaşıyoruz” ve “Ver Manşeti” adında iki program yapıyorum. Bağımsız gazetecilik zor zanaat lakin zamanın ruhuna ve yeni dünya düzenine ayak uydurmak için birçok başka gazeteci gibi mücadele ediyorum. YouTube’da en çok izlenen programım Timur Soykan ile yaptığım çeteler röportajı olurken, eski Anavatan Partisi Genel Başkanı Nesrin Nas röportajından bir kesit sosyal medya mecralarında 2,5 milyondan fazla izlendi.
Türkiye’nin önde gelen liberal cumhuriyetçi kadın siyasetçilerinden Nesrin Nas, söz konusu videoda “Ben Erdoğan’ın iki kişiden hoşlanmadığını düşünüyorum. Biri Ekrem İmamoğlu, diğeri Selahattin Demirtaş. Mesele Demirtaş’ın “seni başkan yaptırmayacağız” demesi değildi, eş başkan olduğu dönemde AKP’nin Meclis’te çoğunluğu kaybetmesiydi. Kendine kaybettirenleri tasfiye etti” diyordu. Nas’ın bu sözlerinin neden ilgi topladığı açık. Demirtaş yalnızca Kürt seçmenlerin baktığı bir lider değil, liberal, muhafazakar, demokrat, milliyetçi, solcu, sosyal demokrat demeden Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının takip ettiği bir siyasetçi.
Terörsüz Türkiye süreci başlayalı artık 16 ay oluyor ama HDP’nin ortaya koyduğu Türkiyelileşmek siyasetinin en mühim aktörü olduğu konusunda bırakın tereddüt etmeyi herkesin uzlaşı içinde olduğu bir siyasetçi hala cezaevinde. Bu yılın 4 Kasım’ında hala Edirne Cezaevi’nde olursa, hayatının 10 yılını demir parmaklık arkasında geçirmiş olacak. Araştırmacı Ertan Aksoy, geçtiğimiz haftalarda yaptığımız bir röportajda, “Şimdi siz gerçek anlamda bir toplumsal barışı inşa etmek istiyorsanız barışı savunanla bu müzakereyi yürütürsünüz ki toplumsal karşılığı olsun. Müzakereyi şahin değil güvercin kanatla yaparsınız. Peki biz ne yapıyoruz?” demişti.
Bahçeli’nin “Demirtaş yuvasına” sözlerinin arka planı hakkında
Bu sürecin mimarı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli dersek herhalde kimse itiraz etmez. 2024 yılının 1 Ekim’inde sürecin işaret fişeğini ateşleyen MHP lideri Öcalan’ı henüz “kurucu önderlik” nitelemediği o günlerde, “Teröristbaşı işin içinde olmazsa bir şey çıkmaz diyenlere de sesleniyorum; şayet teröristbaşının tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, ‘umut hakkı’nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın. Ne Kandil ne de Edirne; adres İmralı’dan DEM’e uzansın, bu ağır ve tarihi terör sorunu ülke gündeminden tamamen çıkarılsın” demişti.
Gerçi Öcalan Meclis çatısı altında konuşmadı ama PKK’ya yaptığı çağrı kabul gördü, örgüt önce 12 Mayıs 2025’te kendisini feshetti ardından da 11 Temmuz’da Kandil’de silah yaktı ama Öcalan’a umut hakkı verilmiş değil. ‘Verilecek mi’ orası da pek belli değil ama Devlet Bahçeli’nin bu konudaki tutumu sürüyor. Zira son grup toplantısında (2 Şubat 2026) “Öcalan umuda, Ahmetler (Türk ve Özer belediyedeki kayyumlar yerine) makama, Demirtaş yuvasına” ifadelerini kullandı.
Bahçeli’nin Demirtaş’a yönelik sözlerinin bir yenilik ve ilerleme olduğu muhakkak. Tabi bununla beraber bu sözleri “ev hapsi” istiyor diye yorumlayanlar da oldu “yuvasına dönsün ama siyasete bulaşmasın” diye değerlendirenler de. Ama MHP lideri, Murat Yetkin’in sorusu üzerine “Bundan sonrası hükümetin bileceği iştir” diyerek muhatabının Cumhur İttifakı’ndaki ortağı olduğunu işaret etti.
Hukuk, Anayasa deyince MHP içinde akla gelen birinci isim olan Feti Yıldız da bir gün sonra 4 Şubat’ta “Eğer AİHM bir ihlal tespit etmiş ve tahliye yönünde bir değerlendirme varsa, buna uyulması gerekir” dedi ve bu konuda Cumhur İttifakı içinde bir çatlak olmadığını ilave etti. MHP Genel Başkan Yardımcısı epeydir partinin “raison d’etat”sı görünümünde. AİHM’in geçtiğimiz Kasım ayında Demirtaş hakkında verdiği ihlal kararının kesinleştirmesinden sonra Başak Demirtaş’ın Edirne’de dört gün kalmasında Feti Yıldız’ın rol oynadığı da kulislerde konuşulan konulardan. Ama o süreç hem Demirtaş’ın mahpusluğunun devamı hem de eski Meclis Başkanı Bülent Arınç’la yaptığı konuşmanın aktarımı nedeniyle arkadaşları dışında mutlak sessizliğiyle sonuçlanmıştı.
Konda Genel Müdürü Aydın Erdem: “Demirtaş hala yüzde 8-10 bandında destek alıyor”
Selahattin Demirtaş’ın sivil Kürt siyasetindeki gücü ve toplumsal karşılığı 10 yıla yaklaşan cezaevi sürecine rağmen zedelenmiş değil. Yazıyı hazırlarken telefonda konuştuğum Konda Araştırma Genel Müdürü Aydın Erdem, Bahçeli’nin ismini zikretmesinde sürecin devamı için Demirtaş’ın anahtar konumda olmasının rol oynadığını görüşünde olduğunu belirtti.
Erdem, “Her ay araştırmalarımızda ‘Türkiye’yi kim yönetsin?’ diye soruyoruz. 10 senedir hapiste olmasına rağmen Demirtaş hala yüzde 8-10 bandında destek alıyor. Yani tek başına barajı geçebilecek seçmen gücüne sahip. Kürtler içindeki popülerliği neredeyse cezaevi öncesi kadar yüksek. Kimileri Bahçeli ile Erdoğan arasında Demirtaş hakkında açı farkı olduğunu düşünüyor. Ben o kanıda değilim. MHP lideri kontrolsüz bir şekilde bu sözleri söylüyor olamaz. Bana kalırsa bu çıkışlar salt oy amaçlı değil. Bir satranç oynanıyor ve burada şah mat Kürt meselesini halletmek. Bu çıkışlar salt oy için yapılamaz; bu sorun çözülürse Erdoğan ve Bahçeli dünya nezdinde büyük bir karizma inşa ederler ve bunun değeri oydan çok büyük olur” dedi.
Öcalan nerede duruyor?
Doğru ama Selahattin Demirtaş’ın çıkması aslında bir imza işi. Hele de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin üç ay önce verdiği kesin ihlal kararından sonra. Ancak kabul etmek gerekir ki Demirtaş’ın tahliyesi konusunda ne İmralı’dan ne Kandil’den bir talep var. DEM Parti yetkilileri de HDP’nin eski lideri hakkında zaman zaman açıklamalar yapsa da onların da öncelikli konusu olmadığı açık.
Öcalan’ın Eylül ayında sızdırılan İmralı heyeti görüşmesinde “HDP’nin yüzde 15’ler bandında bir oy potansiyelinin olduğunu görmüştüm. ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ meselesi Selahattin ve Sırrı’nın hatasıydı. Seni başkan yaptırmamaya çevirmelerine gerek yoktu. Erdoğan’ı karşıya almalarına da gerek yoktu. Demokratik ittifaklarına, çalışmalarına, cepheyi genişletmeye odaklanmalıydılar. Olmadı. Selahattin de hatasını anladı sanırım” cümlelerini kurması onun indinde de Demirtaş’ın tahliyesinin bir aciliyet kesbetmediğini gösteriyordu.
Üstelik Hüseyin Yayman, Feti Yıldız ve Gülistan Koçyiğit’ten oluşan TBMM Komisyonu üyelerinin 24 Kasım’da İmralı’da Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşmenin 24 Ocak’ta açıklanan 16 sayfalık tutanağında Demirtaş’tan bir bahis olmadığı da görülüyordu.
Reha Ruhavioğlu: “Bahçeli’nin Demirtaş mesajı hükümeti zorluyor”
Kürt Çalışmaları Merkezi’nden Reha Ruhavioğlu tıpkı Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun gibi her nevi Kürt meselesi başlığında ilk konuştuğum araştırmacı ve analistlerden. Ruhavioğlu, Bahçeli’nin bu sözlerinin rol icabı değil samimi olduğunu düşünüyor ve Erdoğan ile MHP lideri arasında açı farkı olduğundan şüphe etmiyor.
Kürt Barometresi projesinin kurucularından da olan Ruhavioğlu, “Kürtler için en itibarlı ve popüler siyasetçi neredeyse rakipsiz Demirtaş. İtibar kategorisinde 10 üzerinden 7-8 puan alıyorsa ardından gelen 5 civarı puan alıyor. En popüler Kürt aktörlerden Demirtaş 10 yıldır hapiste, Leyla Zana 10 yıldan fazladır aktif siyasetin dışında. Ama Kürt toplumunda en popüler iki siyasetçi bu isimler. Onları belki Ahmet Türk ve Baydemir gibi isimler izliyor ama dikkat ederseniz hepsi uzun yılların isimleri. Kürt siyaseti Demirtaş gibi isimlere denk yeni aktörler çıkarabilmiş değil. Demirtaş’ı yedekleyecek bir siyasetçi henüz belirginleşmiş değil. Ona duyulan ihtiyacı karşılayacak başka bir siyasi aktör yok ya da bulunamıyor.
Suriye’de yaşanan son durum Kürtlerde ciddi bir psikolojik sarsıntı yarattı. Bana kalırsa Bahçeli, ‘Öcalan umuda Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına’ çıkışıyla sözlerinin blöf olmadığını ortaya koymak istedi. İster Kürt siyasetinin en tepe isimlerini isterse Diyarbakır’da bir bakkala, fırıncıya sorun bu sürece güvenen herkesin teminatı Bahçeli. Dolayısıyla MHP lideri bu sözleriyle ‘durduğum yerdeyim; Demirtaş’ın bırakılması, kayyumların çözülmesi istikametindeyim’ mesajı vermiş oldu. Dahası ben bu mesajın hükümeti icraya, yani bu söylenenleri yapmaya zorlayan bir mesaj olarak okuyorum” dedi.
Gelelim bana. 2012 yılında Selahattin Demirtaş’ı Skytürk 360’ta Şimdi Söz Sizde programında konuk almıştım. İlk kez o gün yüz yüze gelmiştik. O günlerde BDP Eş Başkanı’ydı. Samimiydi, birikimliydi, açık sözlüydü. Ondaki lider kumaşını görmemek için kör olmak gerekiyordu ki benim gözlerim (en azından o gün) epey iyi görüyordu. Türkiye’de bir süreç varsa Demirtaş’ın tıpkı Selçuk Mızraklı ve Figen Yüksekdağ gibi (Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden ile okullarından uzak Barış Akademisyenleri de bundan vareste değil) özgür olması, zincirlerinin kırılması gerek. Peki ufukta özgürlük var mı? Bu mümkün mü? Keşke olsa ama bence hala uzak ihtimal.
Son not, Türkiye’de her türlü sorun ancak Cumhuriyet’in etrafında kucaklaşmakla çözülebilir.









