Ruşen Çakır, yaklaşık 16 aydır süren barış sürecinde Abdullah Öcalan’ın fiili tecrit altında tutulduğunu belirterek sürecin bu koşullarda ilerleyemeyeceğini savundu.
Ruşen Çakır, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’nin yakın ve uzak geleceğini doğrudan etkileyebilecek bir isim olduğunu vurguladı. Çakır, yaklaşık 16 aydır süren çözüm sürecinde Öcalan’ın merkezi bir konumda yer almasına karşın “yok hükmünde” tutulduğunu söyledi. Sürecin çok ağır ilerlediğine dikkat çeken Çakır, süreç öncesinde de Öcalan’ın uzun bir dönem tecrit altında kaldığını anımsattı.
Çakır’a göre süreç başladığında Devlet Bahçeli, Öcalan’ı doğrudan sürecin baş aktörlerinden biri olarak ilan etti. Öcalan’ın geçen yıl 27 Şubat’ta yaptığı açıklamayı DEM Parti milletvekilleri kamuoyuyla paylaştı ve bu durum tescillendi.
Çakır, son günlerde çıkan ve aralarında kendisinin de bulunduğu bir gazeteci grubunun Öcalan ile görüşeceğine dair habere değindi. Listede Cengiz Çandar, Hasan Cemal ve Eyüp Burç gibi isimlerin yer aldığını ama kendisinin haberden bilgisi olmadığını söyleyen Çakır, “Zaten görür görmez doğru olmadığını düşündüm, çünkü hiçbir şekilde haberimiz yoktu” dedi.
Bununla birlikte Çakır, aylar önce Öcalan ile gazeteci olarak görüşmek istediğini açıkça dile getirdiğini ve bunu defalarca yinelediğini anlattı. Son olarak bir açık mektupla Öcalan’a 20 soru yönelttiğini hatırlatan Çakır, DEM Parti yetkilileri ile konuştuğunu ve onların da henüz böyle bir aşamada olunmadığını aktardığını belirtti. Çakır, “Öcalan gazetecilere daha bir müddet konuşmayacak” değerlendirmesini paylaştı.

“Görüşme notlarının sızması her iki tarafı da rahatsız etti”
Çakır, Öcalan’ın şu anda yalnızca üç kişilik İmralı heyeti ile görüştüğünü aktardı. İddiaya göre açıklanmayan başka bir heyet de Öcalan ile sürekli temas halinde. Çakır, daha önce Öcalan’ın ilk görüşme notlarının sızmasının ardından bunları Medyascope’ta haberleştirdiklerini ve haberlerin ciddi etki yarattığını anlattı. Ancak notların sızmasının hem devleti hem Kürt tarafını rahatsız ettiğini belirten Çakır, “Her iki taraf da rahatsızlıklarını bizzat bize iletti ve yeni sızmaların önünü kestiler” dedi.
“Söylem değişti ama tecrit sürüyor”
Çakır, geçmişte devletin Öcalan için kullandığı dili şöyle hatırlattı:
“Devlet ona bölücü başı, bebek katili, terörist başı diyordu.”
Yeni dönemde ise tablonun farklılaştığını anlatan Çakır, “Bahçeli hep kurucu önder diye bahsetti. Erdoğan İmralı diyor, Hakan Fidan Ada diyor. Eski kötücül, kriminalize edici sıfatlar yok ama fiilen tecrit hali sürüyor” dedi.
Çakır, başlangıçta Kürt hareketinin de bu durumdan rahatsız olmadığını belirterek “Bana bizzat birisi ‘buna çok da ihtiyaç yok, Öcalan ile devlet bu işi pekâlâ çok iyi götürüyorlar’ demişti” diye aktardı.

“Öcalan’la zor ama Öcalansız olanaksız”
Çakır, Kürt hareketinin artık tecritten vazgeçilmesi gerektiğini daha yüksek sesle dile getirdiğini söyledi. Cemil Bayık’ın son röportajını örnek gösteren Çakır’a göre Bayık, Öcalan’ın daha alenileşmesi ve doğrudan görüşmeler gerçekleştirmesi gerektiğinin altını kalın bir şekilde çizdi. Çakır, “Keşke bu tür çıkışlar bu 16 ay boyunca olsaydı” dedi.
Çakır, Öcalan’ın kamuoyuna açılması için akademisyenlerin, gazetecilerin ve sivil toplum temsilcilerinin kendisiyle görüşebilmesi gerektiğini önerdi. Ancak Çakır, devletin Öcalan’ın doğrudan halka seslenmesinin olumsuz etki yaratacağı kanısında olduğunu da aktardı.
Daha önce de sıkça kullandığı sözünü yineleyen Çakır, “Öcalan’la zor ama Öcalansız olanaksız. Bir şekilde bu zorluğun aşılması lazım. Bu zorluğu aşmaktan korkup Öcalan’ı yok hükmünde gösterdiği müddetçe, özellikle devlet kanadı, bu süreç ilerlemez” diye konuştu.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Abdullah Öcalan’dan bahsetmek istiyorum. Daha önce de bahsettim. Bugün de bahsediyorum. Daha sonra da bahsedeceğim. Çünkü çok önemli bir isim. Sevin, sevmeyin. Nasıl bakarsanız bakın. Şu anda Türkiye’nin yakın geleceğine ve belki de uzak geleceğine doğrudan etkide bulunabilecek bir isim. Ve yaklaşık 16 aydır onun da merkezinde yer aldığı bir süreç sürüyor. Ama süreç çok ağır ilerliyor. Ve bu arada bu sürecin en önemli aktörlerinden olan Abdullah Öcalan sanki yok hükmünde. Nasıl yok hükmünde? Biliyorsunuz süreçten önce Abdullah Öcalan uzun bir süre tecrit altında kaldı. Avukatlar, ailesi, siyasetçiler, şunlar bunlar kendisiyle görüşemedi. Bu bir devlet politikasıydı. Biliyoruz. Neden böyle olduğunu bilmiyoruz ama hepimiz farklı farklı tahminlerde bulunabiliriz. Fakat sonra süreç başladığı andan itibaren doğrudan Devlet Bahçeli tarafından Öcalan sürecin baş aktörlerinden birisi olarak ilan edildi. Nitekim 27 Şubat’ta geçen yıl yaptığı açıklamada, onun açıklamasını DEM Partililer okumuştu biliyorsunuz, bu tescillendi. Fakat o günden bugüne, 27 Şubat’tan bugüne Öcalan’ın adı var, kendi yok. Ve bir nevi yeniden tecrit altında.
Şöyle ki, geçtiğimiz günlerde bir haber çıktı. Nereden çıktığını bilmiyorum. Benim de içinde olduğum bir grup gazetecinin Öcalan’la görüşeceği kesinleşmiş. Cengiz Çandar var, Hasan Cemal var, Eyüp Burç var vesaire. Ben de varım ama benim bundan haberim yok. Zaten görür görmez doğru olmadığını düşündüm. Çünkü hiçbir şekilde haberimiz yoktu. Nitekim DEM Parti tarafından yalanlandı. Ama şunu biliyoruz; ben aylar önce belki de daha süreç ilk başladığı zamanlarda açık açık kendisiyle gazeteci olarak görüşmek istediğimi söyledim. Bunu defalarca tekrarladım. Hatta geçtiğimiz günlerde bir açık mektupla Öcalan’a 20 soru yönelttim. Dolayısıyla beni çağırırlarsa ne âlâ, gidip kendisiyle görüşmek isterim. Bunu da bekliyorum ama emin değilim. DEM Partililerle konuştum. Onlar da henüz böyle bir aşamada olunmadığını söylediler. Öcalan gazetecilere daha bir müddet konuşmayacak. Peki Öcalan kime konuşuyor? Gördüğümüz kadarıyla üç kişilik İmralı Heyeti’yle konuşuyor. İddiaya göre açıklanmayan bir başka heyet de Öcalan’la sürekli olarak temas halinde. Ama Öcalan’ın neye ne dediğini pek bilmiyoruz.
Bir ara biliyorsunuz Öcalan’ın ilk görüşme notları bir şekilde sızdı ve özellikle Medyascope‘ta biz bunları haberleştirdik. Çok da etki yarattı. Fakat bu notların sızması ve haberleştirilmesi her iki tarafı da yani devleti de Kürt tarafını da rahatsız etti ve hem bu rahatsızlıklarını dile getirdiler, bizzat bize dile getirdiklerini biliyorum; aynı zamanda da yeni sızmaların önünü kestiler. Şunu biliyoruz; Öcalan’la yapılan tüm görüşmelerin notları alınıyor. Hep öyleydi. Çünkü bu örgütün geleneğinde böyle bir şey var. Bir arşiv mantığı var. Ama bu sefer belli bir aşamadan sonra bunların sızmasını bir şekilde engellediler. Nasıl başardılar bilmiyorum ama başardılar. Peki sonra ne oldu? Öcalan’dan hiçbir şey duyulmaz oldu. Şimdi İmralı Heyeti gidiyor, Öcalan’la görüşüyor. Öcalan’dan kısa bir iki cümle aktarıyorlar, bitiyor. Ya da bazı faaliyetlere Öcalan’ın mektubu yollanıyor. Özellikle yurt dışında yapılan birtakım etkinliklerde onlar yayınlanıyor. Onun dışında ne olduğu belirtilmiyor. Bu bence sürecin ruhuna çok aykırı bir şey.
Şimdi geçmişte Öcalan’ı tecritte tuttuğu zaman devlet, devlet ona ‘‘bölücü başı, bebek katili, terörist başı’’ falan gibi sıfatlar layık görüyordu. Ama yeni dönemde ondan ‘‘kurucu önder’’ olarak bahsedildi. Devlet Bahçeli hep böyle bahsetti. Erdoğan ‘‘İmralı’’ diyor. Hakan Fidan ‘‘ada’’ diyor. Ama o eski kötücül kriminalize edici sıfatlar, tanımlamalar yok; ama fiilen tecrit hali sürüyor. Bundan Kürt hareketi de aslında başta çok fazla rahatsız değildi. Daha önce de söyledim. Bunu kendilerine sorduğumuzda, sürecin toplumsallaşması için belli bir şeffaflığın gerektiğini söylediğimizde bizzat bana birisi ‘‘buna çok da ihtiyaç yok, Öcalan’la devlet bu işi pekâla çok iyi götürüyorlar’’ demişti. Ama sonra ne oldu? Suriye’de yaşananlardan sonra hiç de böyle olmadığı ortaya çıktı. Ve bu sefer özellikle Suriye’de Kürt hareketinin genel olarak, özel olarak Suriye’de SDG, YPG’nin ve ayrıca Abdullah Öcalan’ın itibarlarında çok ciddi aşınmaları gördük ve bu sefer bir şeyler anlatma ihtiyacı ortaya çıktı. Birtakım haberler yazıldı, yazdırıldı ama hâlâ ortada bir şeffaflık yok.
Şu andaki yaşanan tecrit, Öcalan’ın tecriti dışarıdan bakan birisi olarak benim gördüğüm kadarıyla her iki tarafın birden yaptığı bir şey. Bu çok akıl kârı değil. Kürt hareketi artık bundan vazgeçmek gerektiği konusunda daha bir konuşkan, daha fazla dile getiriyorlar. Özellikle Kandil’den gelen açıklamalar, en son Cemil Bayık’ın verdiği röportajda söylediklerinden de görüyoruz; Öcalan’ın daha alenileşmesi, öne çıkması, doğrudan görüşmeler yapması gerektiğinin altını çok kalın bir şekilde çiziyor. Keşke bu tür çıkışlar bu 16 ay boyunca olsaydı. Şu haliyle bakıldığı zaman ortada bir aktör var ama aktörün kendisi yok. Ona atfedilen birtakım şeyler var. Mesela Suriye’de ne dedi Öcalan? Devlet Bahçeli’ye bakarsanız Öcalan Ankara’nın yanında olmalarını, dolayısıyla Şam’ın yanında olmalarını söyledi. Ama Kandil buna taş koydu. Ama sonra bakıyoruz, örgütün yayın organında tam tersine Öcalan’ın Suriye konusunda devlete rest çektiğini ve direniş çizgisini, tam bir çatışma değilse de bir tür direniş çizgisini empoze ettiğini söylüyorlar.
Hangisi doğru? Herkes kendi söylediğinin doğru olduğu kanısında ama daha bir şeffaflık olsa, mesela Öcalan’ı birtakım üçüncü şahıslar, bu akademisyenler olabilir, gazeteciler olabilir, birtakım sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri olabilir; o zaman bunları doğrudan duyma imkanımız var. Ama burada tabii şöyle bir husus var. İnsanlar, özellikle devlet Öcalan’ın doğrudan kamuoyuna seslenmesinin olumsuz etki yaratacağı kanısında, böyle bir husus var. Bu noktada tekrar bir zamanlar söylediğim bir laf geliyor aklıma. Başlığa çıkartmıştım. Hatırlayanlar olacaktır. ‘‘Öcalan’la zor ama Öcalansız imkansız’’ bir süreçten bahsediyoruz. Bir şekilde bu zorluğun aşılması lazım. Öcalan’ın tecritinin, fiili tecritinin kaldırılması lazım. Ne olacaksa olsun. Bu zorluğu aşmaktan korkup Öcalan’ı yok hükmünde gösterdiği müddetçe, özellikle devlet kanadı, bu süreç bence ilerlemez.
Neyse, bugünün ithafına gelelim. Aslında bugün çok sevdiğim bir oyuncuya ithaf edecektim. Siyah bir oyuncu, Amerikalı, Denzel Washington’a. Ama onun biyografisini okuduğumda gördüm ki ilham perisi Sidney Poitier. Sidney Poitier varken Denzel Washington biraz beklesin. Evet, Sidney Poitier — benim çocukluğumda bildiğim, birçokları için böyledir, zaten Amerikan sinemasında da böyle — ilk siyah star ve Oscar’ı kazanan ilk siyah Amerikalı. Kendisi aynı zamanda Bahamalı. Aynı zamanda hem Bahamalı hem Amerikalı. Sidney Poitier çok iyi bir oyuncuydu. Tiyatrodan gelmiş. Siyahların tiyatro gruplarında yer almış. Sol birtakım sanatçılarla birlikte bulunmuş. Bu yüzden uzun süre kara listeye alınmış ama belli bir tarihten itibaren Amerikan sinemasının en öne çıkan isimlerinden birisi oldu. Mesela 1958’de oynadığı ‘‘Kader Bağlayınca’’ diye bir film var. Orada Tony Curtis’la beraber oynuyor ve iki Oscar kazanmış. Bir siyah, bir beyaz mahkumun birlikte kaçışları hikayesi. Birlikte, çünkü kelepçeleri yanlış hatırlamıyorsam birlikte takılıydı. Öyle hatırlıyorum. Yanılıyorsam özür dilerim ama birlikte kaçtıkları biliniyor. Çok çarpıcı bir filmdi.
Bir diğer çok çarpıcı filmi ‘‘Beklenmeyen Misafir’’. Stanley Kramer’in yönettiği bu filmde, seçkin bir beyaz aileye damat adayı olarak gidiyor Sidney Poitier. Ve filmin adı da çok güzel. Yani Türkçesi tam şöyle söylenebilir: ‘‘Bil bakalım akşam yemeğe kim geliyor?’’ ‘‘Beklenmeyen Misafir’’. Evet, genç kadın anne babasına – ki anne Katharine Hepburn diye hatırlıyorum, babası da galiba çok ünlü birisiydi, şimdi adı aklıma gelmedi – damat adayını tanıtıyor. ABD’deki ırk ayrımcılığı konusunda çok çığır açan filmlerden birisi. Zaten Poitier hayatı boyunca ırk ayrımcılığına karşı mücadele etmiş ve bunun simgelerinden birisi olmuş. Birçok tabunun yıkılmasında öncü olmuş bir isim ve o anlamıyla çok takdiri hak eden bir isim. İlginç olan, hayatının son yıllarında diyelim tam son olmasa da, uzun bir süre 10 yıl Bahama’nın, sonradan bağımsız olan Bahama’nın Japonya büyükelçisi olarak görev yapmış. 2022 yılında 94 yaşında ölmüş. Tam kelimenin gerçek anlamıyla Koca Çınar. Birçok şeyin ilkini yapmış. Siyahlar için birçok şeyin ilkini yapmış. Onun ardından birçok siyah oyuncu biliyoruz, kadın ve erkek. İşte Denzel Washington bunlardan birisi. Başka birçok isim hepinizin aklına gelecektir. O yolu açan isim. Eşitlik için hem mücadele etmiş hem de başarısıyla bunun ürünlerini toplamayı bilmiş bir büyük isim. Sidney Poitier’a saygıyla bu yayını sona erdirelim. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.






