Açık Oturum (514): Laiklik mi elden gidiyor din mi?

Açık Oturum’da bu hafta laiklik tartışması ele alındı. 168 akademisyen, gazeteci, sanatçı ve sivil toplum temsilcisinin “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bildiriyi yayımlanmasıyla başlayan süreç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzacıları “azgın güruh” olarak nitelemesi ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda Ramazan temalı etkinlikler düzenlenmesine ilişkin genelgesiyle daha da büyüdü. Tartışma, yalnızca bir bildiri polemiğinin ötesine geçerek laikliğin hukuki, siyasal ve toplumsal boyutlarını yeniden gündeme taşıdı. Göksel Göksu’nun sorularını yanıtlayan Berrin Sönmez, Levent Köker ve Nesrin Nas Türkiye’de laikliğin ciddi bir sınavdan geçtiği konusunda hemfikir oldu

“Laiklik mi din mi elden gidiyor?” denilen programda dini kurumların artan etkisini, eğitim politikalarındaki dönüşüm ve siyasal söylemdeki sertleşmenin, “din devleti” yönünde atılmış adımlar olarak değerlendirilip değerelendirilmeyeceği de ele alındı. Laikliğin yalnızca bir anayasal ilke değil, eşit yurttaşlığın, inanç ve ifade özgürlüğünün ve demokratik düzenin temel güvencesi olduğu ortak paydasında buluşan katılımcılara göre mesele, bir kimlik çatışmasının ötesinde, hukuk devleti ve demokrasi meselesi ve bu nedenle de güçlü, açık ve kararlı bir savunuyu gerektiriyor.

Laiklik ve hukuk devleti: “Eşitliğin teminatı”

Anayasa hukukçusu Levent Köker, laikliğin en temel hukuki karşılığının kanun önünde eşitlik olduğunu vurguladı. Laikliğin, bireylere dini inançlarına ya da inançsızlıklarına göre farklı hukuk uygulanmaması anlamına geldiğine vurgu yapan Köker, devletin hukuk düzeninin de dini esaslara dayanmaması ve hiçbir dinin de devletin zor kullanma yetkisini arkasına alarak ayrıcalıklı konuma yerleştirilmemesi gerektiğini söyledi. “Laik devlette devletin dini olmaz” diyen Köker, bu ilkenin hem özgürlüklerin hem de toplumsal barışın güvencesi olduğunu belirtti.

Köker, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tarihsel rolüne de dikkat çekti. Başlangıçta hukuku dinden ayırmak ve dini alanı denetlemek amacıyla kurulan kurumun zaman içinde yalnızca Sünni Müslümanlara hizmet veren ve din hukukuna ilişkin görüşler yayımlayan bir yapıya dönüştüğünü ifade etti. 1980 darbesi sonrasında zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersleriyle Sünni-Hanefi yorumunun fiilen dayatıldığını, bunun da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla çeliştiğini hatırlattı. Ayrıca Anayasa’nın 136. maddesinin Diyanet’e “milli bütünleşme” görevi yükleyerek siyasal iktidara dini araçsallaştırma alanı açtığını savundu.

Laiklik mi din mi
Laiklik mi din mi elden gidiyor?

Eğitim politikaları ve kadınlar: “Laiklik ve feminizm ikiz kardeştir”

Kadın hakları savunucusu Berrin Sönmez ise laiklik tartışmasını özellikle kadınlar ve eğitim politikaları üzerinden değerlendirdi. Diyanet’in yetkilerinin genişletilmesi ve 2021’de Diyanet Akademisi’nin kurulmasının önemli bir kırılma olduğunu ifade eden Sönmez, ilahiyat dışı ve denetimsiz dini yapılardan öğrenci kabul edilmesinin ciddi riskler barındırdığını söyledi.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet ve çeşitli “sivil toplum” yapılarıyla imzaladığı protokollerin kaygı verici olduğunu vurgulayan Sönmez, bazı okullarda Selefi görüşlere sahip kişilerin öğrencilere etkinlik düzenlemesini örnek gösterdi. Ona göre bu gelişmeler, “devletin dini politikası”ndan “din devleti politikası”na doğru bir yönelimin işaretlerini taşıyor. Bu sürecin bir ya da iki nesil içinde toplumsal yapıyı kökten dönüştürebileceği uyarısında bulundu.

Laiklik ile feminizmi kadın hakları açısından “ikiz kardeş”e benzeten Sönmez, kadınların eşit yurttaşlık mücadelesinin laiklik ilkesinden bağımsız düşünülemeyeceğini ifade etti. Diyanet’in yalnızca belirli bir mezhebe hizmet sunarken kamu kaynaklarını kullanmasının hem eşitlik ilkesine hem de İslam’ın adalet anlayışına aykırı olduğunu dile getirdi. Laiklik savunucularına yöneltilen “laikçilik” suçlamalarının ise eleştirel düşünceyi baskı altına alma riski taşıdığına dikkat çekti.

Siyaset, toplum ve gelecek: “Konuşulamayan büyük sorun”

Ekonomist ve siyasetçi Nesrin Nas, iktidarın birden fazla gündemi aynı anda harekete geçirdiğini, laiklik tartışmasının da bu stratejinin parçası olabileceğini söyledi. Ancak ona göre laiklik, Türkiye’de uzun süredir açıkça konuşulamayan büyük bir sorun alanı. Muhalefetin “dinsizlikle” yaftalanma korkusunu aşarak laikliği net ve kararlı biçimde savunması gerektiğini vurguladı.

Nas, KONDA araştırmalarına atıfla toplumdaki dini pratiklerde dikkat çekici bir değişime işaret eden Nesrin Nas, araştırma sonuçlarını paylaştı. Buna göre Ramazan’da restoranların açık kalmasını isteyenlerin oranının arttığını söyleyen Nas, 2007 yılına kıyasla 2024 yılında “en önemli değerim dinimdir” diyenlerin ve camiye gidenlerin oranında görünür bir düşüş gözlendiğini, dindar insanlara duyulan güvenin azaldığının saptandığını aktardı. Nas bu gibi bulguların siyasetin dini araçsallaştırması karşısında oluşan toplumsal mesafeye ve iktidarın politikalarının ters teptiğine işaret ettiğini belirtti. Nesrin Nas laikliği savunmanın suç kapsamına alınma eğilimini de endişe verici bulduğunu kaydetti.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.