Önder Özden yazdı – Naiflik üzerine: Birlikte yürümenin imkânı

“Naif olma.” Siyasal hayatın en eski öğütlerinden biri belki de. Sürekli hatırlatılır, eski bir nakarat gibi: Saf olma, kolay inanma, söylenenleri olduğu gibi kabul etme, kimsenin sözünü sorgulamadan benimseme. Görünenin ardında başka hesaplar olabileceğini unutma. İnsanların söyledikleri ile kastettikleri çoğu zaman birbirine denk düşmez çünkü.

Siyasette bu öğüt neredeyse doğal bir ilke gibi tasavvur edilir, belirli bir haklılık payıyla. Siyasal alan çoğunlukla sıfır toplamlı bir oyun olarak düşünülür: Birinin kazandığı yerde bir başkası kaybeder. Sözlerin ardında niyetler, jestlerin içinde stratejiler aranır. Vaatler bile baştan kuşkuyla karşılanır; her sözün içinde bir hesap olduğu varsayılır. Siyaset, herkesin başkasının ayağının altındaki zemini yokladığı bir alan gibi tasavvur edilir.

Böyle bir dünyada naiflik ancak bir kusur, saflık ya da “aptallık” olabilir. Güvenmek, siyasetin doğasını kavrayamamakla eş tutulur. Ciddiyet şüpheyle, olgunluk mesafeyle, gerçekçilik ise en kötü ihtimali hesaba katmakla ölçülür.

Oysa naifliğe karşı bu ısrarlı uyarı, belki de naif insanlardan çok siyasetin içinde bulunduğu hali ele verir. Çünkü bazı anlarda şüphe yalnızca bir tavsiye değil, bir yaşam biçimi haline gelir.

İktidarın dar koridorları

Otoriter eğilimlerin güç kazandığı rejimlerde siyaset giderek daha dar bir alana sıkışır. Güvensizlik yalnızca bir alışkanlık olmaktan çıkar, neredeyse zorunlu bir refleks halini alır. Kaygı kurumların içine yerleşir, oradan gündelik hayatın her köşesine sızar. Kimse kimseye tam anlamıyla güvenmez. Herkesin konumu kırılgandır, her ittifak geçicidir.

İktidarda kalmak temel ölçü haline gelir. Hiyerarşi içinde kalabilmek sürekli bir teyakkuz gerektirir. Rejimin kendi çevresinde bile insanlar birbirlerinin yerini zayıflatmaya çalışır. Yükselmek çoğu zaman ortak bir şey kurmaktan değil, bir başkasının yerini almaktan geçer. Daha geniş bir alan, daha yüksek bir statü, biraz daha görünürlük, siyasetin yönünü belirler.

Böylesi düzende naifliğin esamesi okunmaz. Saflık ya da arılık fikrine yer yoktur artık; geriye yalnızca kesintisiz bir mücadele kalır. Söz konusu olan sessiz bir savaş: herkesin herkese karşı yürüttüğü bir kavga. Silahlarla değil, hesaplarla; söylentilerle ve dikkatle seçilmiş sözlerle sürdürülen bir savaş.

Böyle bir dünyada ortak iyi fikri anlaşılmaz hale gelir ve tam da bu yüzden naif görünür, saflık olarak kabul edilir. Sürekli rekabetin hüküm sürdüğü bir yerde ortak iyi yabancı bir düşünce gibi durur. Siyasetin stratejik kazançtan başka bir şey tarafından yönlendirilebileceğini söylemek gerçekçi bulunmaz.

Ama belki de asıl sorun ortak iyinin varlığı değil, naifliğin yokluğudur.

Saflık değil, başlangıç

Naiflik çoğu zaman bilgisizlikle, dünyaya yönelen saf, gözleri kapalı bir inançla karıştırılır. Oysa naiflik doğumu, başlangıcı, dünyaya yeni gelmiş olmayı hatırlatır. Bu anlamıyla naiflik aptallık değil, her şeyden önce başlangıçlara açık kalabilmektir.

Naif olmak karşılıklı bağımlılığı kabul etmektir. İnsanların tek başına değil birlikte var olduğunu görmek demektir. Hayatın başkalarıyla birlikte sürdüğünü bilmek demektir. Hiç kimse tek başına yürümez; yürümek ancak yan yana mümkün olur.

Birlikte yürümenin kendine özgü bir adabı vardır. Başkaları olmadan yol da olmaz, yön de. Ortak iyi tam da bu birlikte var olma halinden doğar. Hesaptan değil, karşılıklı bağımlılıktan doğar. Birbirimize ihtiyaç duyduğumuzu kabul etmekten neşet eder.

Bu nedenle naiflik bir kusur değil, insan olmanın koşullarından biridir. Kırılganlığımızı ve ölümlülüğümüzü inkâr etmemektir. Karşılıklı bağımlılığı kabul etmek, hiçbirimizin kendine yeter olmadığını görmektir. Hiçbir siyasal düzen yalnızca şüphe üzerine ayakta kalamaz.

Ortak iyi, insanların birlikte yaşayabileceğini varsayan bu naifliğe aittir.

Şüphenin düzeni

Otoriter siyaset ters yönde kulaç atar. Onun mantığı naifliği yavaş yavaş aşındırır; çünkü naiflik bütünüyle hesaplanabilir değildir. Her şeyin stratejiye dönüştüğü bir yerde masumiyet barınamaz.

Adımlar kazanç için atılır, kararlar çıkar hesabıyla ölçülür. Barış bile araçsallaştırılır: birlikte yaşamak için değil, güvenlik söylemi içinde bir sonraki zaferi garanti altına almak için kullanılır. Böylece barış başlı başına bir amaç olmaktan çıkar; meşruiyetin ya da zaferin aracı haline gelir.

Bu koşullarda siyasetin her hamlesi naifliğin çözülmesine doğru atılmış bir adım olur. Ortak iyi aşınır; çünkü sürekli şüphe ortamında varlığını sürdüremez. Birlikte yürümenin adabı kaybolur; siyaset ortak bir yürüyüş olmaktan çıkar, bir yarışa dönüşür. Böylesi bir siyasal ufka sahip iktidar saf olamaz, saf kalamaz.

Yitirilen yalnızca güven değildir — güvenin kendisi değil, imkânıdır.

Oysa şüphe iktidarı örgütleyebilir; ama hayatı örgütleyemez.

Saflığın siyaseti

Eğer otoriter eğilimler şüpheyle güçleniyorsa, muhalefetin tersini savunması gerekebilir. Belki de bugün muhalefetin göze alması gereken şey naifliktir.

Naif olmak siyasal gerçekleri inkâr etmek değildir. Siyasetin yalnızca hesaplardan ibaret olmadığını söylemektir. Ortak iyinin mümkün olduğunu — gerçekçi görünmese bile — dile getirmeye devam etmektir.

Muhalefet belki de tam da bu nedenle naifliği sahiplenmek zorundadır. Çünkü naiflik karşılıklı bağımlılığı kabul eder. Birlikte yaşamanın mümkün olduğunu varsayar. İnsanlık durumunun yalnızca stratejiden ibaret olmadığını hatırlatır.

Bu tür bir naiflik cesaret ister. Barıştan, birlikte yaşamaktan ya da ortak bir gelecekten söz etmek her zaman saf görünme riskini taşır. İnsan kendini kolayca yanılsama içinde olmakla suçlayanların karşısında bulur. Ne var ki, bu risk alınmadığında siyaset yalnızca bir manipülasyon yarışına dönüşür.

Naifliğin alternatifi bilgelik değil, sinizmdir.

Naifliğin yolu

Bugün naifliğin yolları sanki hapishanelerden geçiyor, özellikle Edirne ve Silivri’den.

Hapishaneler, bugün naifliğin somut mekânları: birlikte yaşamanın mümkün olduğuna dair inancın, güvenin yalnızca bir hata olamadığına, ortak iyinin bir yanılsama olmadığına ilişkin gözü kapalı imanın simgeleri.

Şüphe üzerine kurulu bir düzen için naifliğin ne kadar tehlikeli olduğuna işaret ederler.

Barışı savunmak saf görünme riskini taşır. Birlikte yaşamaktan söz etmek dışlanma riskini taşır. Karşılıklı bağımlılığı savunmak yalnız kalma riskini taşır. Siyasetin ahlaki ufku tam da bu risklerde belirir.

Barıştan ya da birlikte yaşamaktan söz edeceksek, naif olma riskini kabul etmek zorundayız — bugün hapishanelerde bulunan diğer naiflerle birlikte.

Naiflerle yan yana

Naiflik olmadan ortak iyi olmaz. Naiflik olmadan güven doğmaz. Naiflik olmadan birlikte yürüme âdabından söz edilemez. Geriye yalnızca mücadele, hesap ve bitmeyen rekabet kalır.

Bugün ortak iyiyi savunmak, belki de “naif” olmayı yeniden sahiplenmeyi gerektiriyor. Karşılıklı bağımlılığa dayalı bir siyasetin her zaman gerçekçi bulunmayacağını kabul etmeyi de.

Birlikte yaşamak hâlâ mümkünse, bunu naif olma riskini üstlenenlere borçlu olacağız gibi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.