
Sefahat ve haz düşkünü Dionysus’un çocukları mı yoksa cehennem ateşini hak etmiş olan kayıp ruhlar mı bu rave’ciler? Sonsuzluk hissi veren bir çölün ortasında acid techno müziğe kendini kaptırıp adeta transa geçen; kiminin eli ya da bacağı kopmuş, deforme olmuş bedenleriyle dans eden bu insanlar. Kim bunlar? Neresi bu çöl? Neden ordalar? Daha ilk sahnede Sirāt’tabir konudan çok bir duygu yumağına gireceğinizi hissediyorsunuz. Son derece etkileyici bir sinematografisi, güçlü oyunculuğu ve alışılmışın dışında bir ses tasarımıyla sıra dışı bir film Sirāt. Bir buçuk saat boyunca rahatsız olmaya ancak farklı bir şey izlemeye hazırsanız Sirāt filminden konuşmaya başlayalım.
Hipnoz ve gerçeklik arasında
Sirāt İspanyol/Fransız yönetmen Óliver Laxe’in 2025 Cannes Film Festivali’nde jüri ödülü kazanmış, son dönemde en fazla tartışılan ve üzerine övgüler düzülen filmlerden biri. Şu aralar MUBİ platformunda gösteriliyor. Malum “sırat” bize yabancı bir kelime değil; İslam kutsal metinlerinde Cennet ile Cehennemi birbirine bağlayan dar bir köprü demek. Arapçada isesırât’ın karşılığı “yol” ya da “patika”.
Sirāt, temelde Sahra Çölü’nün ıssız bir bölgesinde hayatta kalmaya çalışan ve birbirine hiç benzemeyen bir avuç insanın yol hikayesi. İlk anda Mad Max’ın kıyamet sonrası ortamını ya da klasik John Ford Westernlerinin kurak manzaralarını andırsa da Sirāt özgünlüğünden hiçbir şey kaybetmiyor. Bu filmde herşey son derece orijinal. Yönetmen Laxe izleyiciyi bir yanda fiziksel ve spiritüel dünya arasında döndürürken, hipnoz ve gerçekliği de ustaca harmanlıyor. Filmin ortasına gelindiğinde kızını arayan baba rolünde muhteşem İspanyol aktör Sergi López’in hikayesinde öylesine bir şok yaratılıyor ki film tamamen eksen değiştiriyor. Adeta spiritüel, mistik bir yolculuk korkunç bir trajedi ile sarsılıyor. Sürekli devinen ve titreyen kamera hareketlerine eşlik eden sesler, tekinsiz uğultularla, gürlemelerle, ani nota vuruşlarıyla izleyiciyi anlatıya dahil ediyor. Sirāt çekirdek çıtlayarak sevgilinizle izleyeceğiniz bir cumartesi gecesi filmi değil. İzleyiciden katkı bekliyor, uğursuz bir apokaliptik serüvene davet ediyor sizi. “Hepimiz aynı trendeyiz diyor” ama bunu çok sert bir yerden anlatıyor.

Köprü varoluşsal bir metafor
Rave’ciler Sahra Çölünün ortasında uyuşturucu alıp sarsıcı bir titreşim eşliğinde bedenlerini ve ruhlarını güçlü bir ritme bırakıyorlar. Tek istekleri kendilerini kaybetmek belki de. Ancak film bu kaybediş eğer aniden gerçekleşiverirse ne olacağını soruyor. En sevdiğimiz varlık bir anda yok olursa ya da yol arkadaşımız gözümüzün önünde infilak ederse mesela. Bu punk ve modern dünyanın kıyısında yaşayan grup kendi iç dayanışmasını yaşarken uzakta bir yerden küresel çatışmanın sesleri sızıyor. Ülke sınırlarına, adı konmamış bir savaşa, global bir anlaşmazlığa soyut göndermeler var sürekli. Radyodaki haberlerde birkaç uluslararası diplomat ismi çalınıyor kulaklara. Bunların hiçbirinin tarihsel bir karşılığı yok. Bu da bilinçli bir tercih elbette. Tehlike soyut, tarihsel referanslar çölün sarı tozları arasında siliniyor ancak yersiz ve yurtsuzluk hissi çok gerçek. Haberler Fransızca, karakterler İspanyol, mekân Arap ve Fas’da bir çöl. Acının ve savaşın evrensel olduğunu hissediyoruz.

“Rave” bir alt kültür biçimi olarak hegemonik bir ideolojiye karşıt bir yerde kendini konumlayan bir etkinlik. Kendi kuralları ve düzeni, alışılmış modern yaşam biçimine kafa tutuyor. Yerleşik sistemi reddeden, topluluk odaklı, geleneksel aile yapılarının sürekli sorgulandığı ve “seçilmiş aile” kavramının benimsendiği bir yapı sunuyor rave. Filme adını veren “Sirāt” ise ölüm sonrasında geçilen bir köprüden çok varoluşsal bir metafor olarak kullanılıyor. Çölün ortasında kurulan rave alanı, modern dünyanın kaybolmuş ruhlarının geçici olarak toplandığı bir eşik aslında; cennetle cehennem, umutla yıkım, bireyle topluluk arasında gerilmiş bir köprü. Görsel olarak da gecenin içinde denizaltı izlenimi veren karavan ışıkları, yükselen toz, ufka uzanan yalın hatlar, çöl sarısı, grenli görüntüler, arka planda duyulan sesler bu köprünün sinemasal biçimi aslında. Görünmeyen ama her yerde hissedilen, geçilmeden önce defalarca sorgulanan sınırlar.
Filmde dini göndermeler olması ise rastlantısal değil. Yönetmen Óliver Laxe İslam sembolik dünyasını bir varoluş deneyimi olarak sunuyor. Bu noktada İslam bir inanç meselesinden çok sezgisel bir arayış. Sonuç olarak Sirāt, onca acımasızlığa karşılık şefkati ve kıyamet yaklaşırken bile iyiliğin hayatta kalabileceğine olan inancı öne çıkarmasıyla hümanist bir noktada duruyor.
Bazen kıl payı geçtiğimiz, bazen bir ayağımızın uçurumda olduğu, defalarca düşüp kalktıklarımız ve geçemediğimiz tüm köprüler için Sirāt’ı izlemeye hazır mısınız?














