1989’dan beri, yani 37 yıldır İran gibi bir ülkenin başında olan, onca badire atlatan Ayetullah Ali Hamaney’in 28 Şubat 2026 günü sabah saatlerinde kurmaylarıyla toplantı halindeyken öldürülmüş olması bize çok şey söylüyor:
- Öncelikle şunu vurgulamak lazım: İran’da devrim çoktan bitmiş, tükenmişti. Hamaney ve destekçileri toplumdan gelen ve rejim içinde belli ölçülerde karşılık bulan bütün reform taleplerini bastırıp kendi ömürlerini uzatmaya çalıştılar. Bu açıdan bakıldığında İranlı spiker gözyaşlarıyla Hamaney ile birlikte rejimin öldüğünü de ilan etmiş oldu;

- İlk hedefin Hamaney olması; Trump’ın İran halkına rejimi devirme çağrısı yapması bu sefer kısa değil uzun vadeli bir savaşın söz konusu olduğunu gösteriyor. Başta Devrim Muhafızları olmak üzere rejimin çekirdek unsurları direnmek için ellerinden geleni yapacaklardır fakat gerek toplumsal rıza üretmede yaşayacakları zorluklar, gerek uluslararası ve bölgesel şartlar, gerek kendi içlerinde yaşamaları kaçınılmaz olan çatışmalar nedeniyle işleri çok zor;
- Haziran saldırıları sırasında dile getirilen “İranlılarda milliyetçilik çok güçlüdür. İsrail-ABD saldırıları ters teper, İranlıları rejim etrafında kenetler” önermelerinin Hamaney’in kolaylıkla öldürülmüş olduğu gerçeği göz önüne alınırsa, geçerli olacağını düşünmek pek inandırıcı olmaz;
- İran’a saldırmak için Ramazan ayının ilk günlerini seçen İsrail ile ABD’nin İslam dünyası, Müslümanlar ve İslam dinini aşağılamış olduklarının altını çizelim. Fakat ortada “İslam dünyası” diye bir realite olmadığı ya da kalmadığı için İran’ın yardımına gelecek ya da en azından onunla dayanışma içinde olduğunu beyan edecek etkili bir ülke, kurum vb. ortada yok;
- Ayrıca İran’ın ilk andan itibaren Körfez’deki neredeyse tüm Amerikan üslerini hedef alması, başta Suudi Arabistan olmak üzere bu ülkeleri iyice ABD-İsrail saflarına itti. Bu ülkelerin İran’da rejimin çözülmesi sürecine her türlü katkıyı vermeleri şaşırtıcı olmayacaktır. Bu durum bölgedeki dengeleri İsrail lehine ve İran aleyhine iyice değiştirecektir;
- Haziran saldırılarını İsrail başlatmış, ABD sonradan dahil olmuştu, bu kez yine İsrail ön planda ama ABD de başından itibaren savaşın içinde. Bu da bize İsrail’in ABD desteğiyle bölgenin yeni hegemon gücü haline getirilmek istendiğini gösteriyor;
- Hamaney ve diğer üst düzey isimlere yönelik saldırılar, İsrail ve ABD’nin rejim içerisinde üst düzeyde casuslara sahip olduklarının kanıtı;
- İran rejimi varlığını sürdürebilmek için önceliği içeriye vermiş, bütün imkanlarını toplumu sıkı bir denetime almak ve itirazlarını bastırmak için kullandı. Örneğin son protestolar sırasında binlerce İran vatandaşı katledildi. Ama bu mekanizmanın dışardan gelecek saldırılara karşı bir işe yaramadığı ortaya çıktı;
- İran rejimi, kendisini korumak için bölgedeki bazı hareketleri, örgütleri, hatta devletleri destekledi. Ama Haziran 2025’teki İsrail saldırıları bu “saadet zinciri”ni de büyük ölçüde kopardı. Bu aşamadan sonra İran rejiminin kendi derdine düşeceği aşikârdır;
- Dolayısıyla bölgede gücünü esas olarak İran’dan alan ülke, örgüt ve hareketler iyice zor durumda kalacaktır. Bu bağlamda sırada Irak’taki İran yanlısı örgütler geliyor;
- Bu saldırılardan kısa süre önce İranlı Kürt grupların rejime karşı ortak cephe kararı aldıklarını unutmamak lazım.
- Türkiye’nin bu durumdan çok olumsuz etkileneceği muhakkak. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sağduyu ve aklıselim hâkim olmaz, diplomasiye alan açılmazsa bölgemiz bir ateş çemberine sürüklenme riskiyle karşı karşıyadır” sözlerinin hafif bile kaçtığını, “Buna izin verilmemelidir” sözlerinin ise bir muhatabı olmadığını söylemek gerek. Kim izin vermeyecek? Olmayan “İslam dünyası” mı? Dostunuz Trump mı?
- Son günlerde İsrail’den bazı seslerin “İran’dan sonra sıra Türkiye’de” minvalindeki sözlerini ciddiye almak gerekir. Ama içerde rakiplerine savaş açmış bir siyasi iktidarın dışardan içeriye doğru sızma ihtimali olan bir savaşa karşı yapabileceği pek bir şey yok. Evet Türkiye’nin acilen “iç cepheyi tahkim” etmesi şart. Bunun için de kutuplaşma siyasetinden vazgeçip, çoğulcu demokrasiye ve hukuk devletine dönmemiz elzem.








