ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan savaşın ardından Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz küresel enerji ve tedarik zincirlerini sarsıyor. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) yayımladığı değerlendirme notuna göre Hürmüz krizi Türkiye ekonomisini sadece petrol fiyatlarıyla değil; sanayi üretimi, gübre maliyetleri ve lojistik giderler üzerinden de etkileyecek.
İran ile ABD ve İsrail arasında 28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz küresel enerji piyasalarında yeni bir belirsizlik dalgası yarattı. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) yayımladığı “Hürmüz Krizi: Petrokimya, Gübre ve Sanayi Girdilerinde Küresel Tedarik Riski ve Türkiye’ye Etkisi” başlıklı değerlendirme notu, krizin etkilerinin yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmayabileceğini ortaya koyuyor.
TEPAV Enerji ve İklim Değişikliği Çalışmaları Merkezi Direktörü Dr. Mühdan Sağlam ve araştırmacı Günbey Korkmaz’ın kaleme aldığı değerlendirme notuna göre Hürmüz’de yaşanan gerilim enerji piyasalarının yanı sıra sanayi girdileri, gübre piyasası, lojistik maliyetleri ve enerji faturası üzerinden Türkiye ekonomisi üzerinde çok katmanlı bir baskı yaratabilir.
Hürmüz Boğazı: Küresel enerji sisteminin dar boğazı
Hürmüz Boğazı dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ticaretinin yaklaşık beşte biri bu dar su yolundan geçiyor.
İran’ın boğazı fiilen geçişe kapatması ve tankerlerin hedef alınması, küresel enerji piyasalarında tedarik riskini artırdı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) arz şokunu hafifletmek için stratejik petrol rezervlerini devreye alma kararı aldı. Ajans üyesi ülkelerin toplamda yaklaşık 400 milyon varil petrolü piyasaya sürmesi planlanıyor.
Ancak TEPAV’ın değerlendirme notuna göre bu adım uzun vadeli bir çözümden çok kısa vadeli bir tampon işlevi görüyor.
Türkiye için kritik başlık: Sanayi girdileri
Rapora göre Türkiye açısından en kritik risk alanlarından biri sanayi üretimi. Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ticaretinde özellikle alüminyum ve petrokimya hammaddeleri önemli bir yer tutuyor.
Türkiye, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman gibi Körfez üreticilerinden yılda yaklaşık 700 milyon ile 1 milyar dolar arasında alüminyum ve alüminyum ürünleri ithal ediyor. Plastik ve petrokimya hammaddelerinde ise bu ülkelerden yapılan ithalat yaklaşık 2 milyar dolar seviyesine ulaşıyor.
Bu ürünlerin büyük bölümü Basra Körfezi limanlarından sevk edilerek Hürmüz Boğazı üzerinden Türkiye’ye ulaşıyor. Bu nedenle boğazda yaşanacak bir tıkanıklık, sanayi üretiminin temel girdileri açısından ciddi bir lojistik kırılganlık yaratabilir.
Tekstil ve plastik sanayisi için MEG riski
Krizden etkilenebilecek bir diğer kritik girdi ise monoetilen glikol (MEG). Polyester lif ve PET üretiminin temel hammaddesi olan MEG, Türkiye’nin güçlü olduğu tekstil ve ambalaj sektörleri için hayati öneme sahip.
Türkiye’nin yıllık MEG ithalatı 700 ila 900 milyon dolar arasında değişiyor ve bunun yaklaşık yüzde 35-40’ı Körfez ülkelerinden geliyor. Hürmüz’de yaşanabilecek lojistik aksamalar MEG maliyetlerini artırarak polyester üretiminde maliyet baskısı yaratabilir.
Bu durum Türkiye’nin 30 milyar doların üzerindeki tekstil ve hazır giyim ihracatı açısından rekabet baskısını artırabilecek bir risk olarak değerlendiriliyor.
Gübre maliyetleri gıda fiyatlarını etkileyebilir
TEPAV değerlendirmesine göre Hürmüz krizinin bir diğer etkisi tarım sektöründe ortaya çıkabilir.
Türkiye’de yıllık kimyevi gübre tüketimi 6-7 milyon ton seviyesinde bulunuyor ve talebin önemli bir bölümü ithalat yoluyla karşılanıyor. Körfez ülkelerinin Türkiye’nin azotlu gübre ithalatındaki payı yüzde 15 ile 25 arasında değişiyor.
Enerji fiyatlarının yükselmesi ve lojistik maliyetlerin artması gübre fiyatlarını yukarı çekebilir. Bu durum ise zaman içinde buğday, mısır ve ayçiçeği gibi stratejik tarım ürünlerinin üretim maliyetlerine ve dolayısıyla gıda fiyatlarına yansıyabilir.
Navlun ve sigorta maliyetleri hızla yükseliyor
Krizin etkileri deniz taşımacılığı piyasalarında da görülüyor. Hürmüz Boğazı’nın yüksek riskli bölge ilan edilmesiyle birlikte tanker taşımacılığında savaş riski sigorta primleri hızla yükseldi.
LNG tankerlerinin günlük spot navlun ücretlerinin kısa sürede yaklaşık yüzde 600 artarak 300 bin dolar seviyesine çıktığı belirtiliyor. Bu gelişme Türkiye’nin dış ticaret maliyetlerini de artırabilir.
Artan navlun ücretleri ve uzayan sevkiyat süreleri özellikle tekstil, otomotiv yan sanayisi, makine ve beyaz eşya sektörlerinde teslimat planlamasını zorlaştırabilir.
Enerji faturası ve cari açık üzerindeki baskı
Türkiye açısından krizin en önemli makroekonomik etkisi ise enerji fiyatları üzerinden ortaya çıkıyor. Türkiye’nin yıllık enerji ithalat faturası 60-65 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
Uzmanlara göre petrol fiyatlarında her 10 dolarlık artış cari açık üzerinde yaklaşık 4,5-5 milyar dolarlık ek yük oluşturabilir. Petrol fiyatlarının 90-100 dolar bandına yerleşmesi ise hem bütçe dengeleri hem de enflasyon üzerinde ilave baskı yaratabilir.
TEPAV’ın değerlendirmesine göre Hürmüz’deki krizin uzaması, Türkiye ekonomisi açısından enerji fiyatlarından sanayi üretimine kadar uzanan geniş bir etki alanı yaratma potansiyeli taşıyor.
Değerlendirme raporunun tamamını buradan okuyabilirsiniz.








